Konu içerikleri
Sayı: 49 Temmuz - Agustos 2010 /Bu yazı toplam 98 kez okundu
|
|
| Yazıcıoğlu Mehmed ve Muhammediyesi / Ahmet Ali Özer |
|
Yazıcıoğlu Mehmed’in doğum yeri veya asıl vatanı maalesef babası Yazıcı Salih’inki gibi kesin olarak bilinmemektedir. Türk edebiyatında melhâme türünde yazmış olduğu Şemsiyye adlı eseriyle tanınan babası Yazıcı Salih’in, Ankaralı olduğunun bilinmesine rağmen Yazıcıoğlu’nun kendi eserlerinde, velâdetiyle alâkalı kesin bir malûmat bulunmamaktadır. Bununla birlikte yaygın kanaatin aksine Yazıcıoğlu, Gelibolulu değildir. Çalışmalarının büyük bir kısmını Yazıcıoğlu Mehmed’in hayatına ve eserlerine hasreden Prof. Dr. Âmil Çelebioğlu, onun Gelibolu’ya kırk kilometre uzaklıkta bulunan Kadıköyü’nde yahut Evreşe’de doğduğunu söylemektedir.1 Netice olarak Yazıcıoğlu Mehmed, Ankara’da doğmamışsa dahi ailesinin oradan geldiğini, kendisinin de Gelibolu civarında bir yerde doğduğunu ifade edebiliriz.
Yazıcıoğlu, ilköğrenimini babasından görmüş, bir yandan Arapça ve Farsçayı, diğer yandan da manevî ilimleri tahsil etmiştir. Babasından sonra öğrenim görmek üzere önüne diz çöktüğü ikinci şahıs, kendi eserlerinde de zikrettiği üzere, Molla Zeyneddin isimli Mısırlı bir âlimdir.2 Yazıcıoğlu’nun iyi bir tahsil geçmişine sahip olduğu tezini güçlendiren delillerden bir diğeri de onun halkla irtibatını kesmiş bir vaziyette uzlette yaşarken, Gelibolu ahâlisinin gelip ondan ısrarla Hazreti Peygamberi [sallallahu aleyhi ve sellem.] vasfeden bir eser yazmasını istemeleridir. Zira böyle bir eser ancak çevresi tarafından dinî ilimlerde otorite olarak kabul edilen birisinden istirham edilse gerektir.
Yazıcıoğlu’nun ilmî seviyesinin göstergelerinden bir diğer husus da yabancı dillere olan vukûfiyetidir. Zira hem Arapça’yı hem de Farsça’yı ustalıkla kullanıyor olması, onun iyi bir dil eğitimi aldığının en bariz delillerindendir. Üstelik eserlerini hazırlarken kullandığı ana kaynakların neredeyse tamamına yakını Arapça kaleme alınmış, fıkıh, kelâm, tefsir, hadis gibi ilim dallarına ait eserlerdir.
Söz konusu eğitim safhalarından sonra Yazıcıoğlu, dönemin en büyük mürşîdi olan Hacı Bayrâm-ı Velî’ye intisap etmiştir. Bu cümleden olarak Hacı Bayrâm-ı Velî, hem Yazıcıoğlu Mehmed’i hem de kardeşi Ahmed-i Bîcan’ı yetiştirmiştir. Bu sebeple her iki kardeş de şeyhleri Hacı Bayrâm-ı Velî’yi eserlerinde cihânın kutbu ve âlemin şeyhi olarak tanımlamışlardır.
Ankara’nın Solfasol [zü’l-fazl] köyünde doğan ve Koyunluca Ahmed isimli bir köylünün oğlu olarak dünyaya genel Hacı Bayrâm-ı Velî’nin gerçek adı Numan’dır. İlimde kemâle erdikten sora bir müddet Ankara’da Kara Medrese’de müderrislik yapmış, daha sonra Şeyh Hâmid-i Velî’ye [Somuncu Baba] intisap etmiştir. Kendisine tasavvuf yolunda el veren şeyhi Somuncu Baba ile birlikte Rum, Şam ve Hicaz’a giden Hacı Bayrâm-ı Velî, Mekke’de üç yıl kadar kalmış ve daha sonra yine şeyhi ile birlikte Aksaray’a yerleşmiştir. Şeyhinin vefatından sonra onun halifesi olarak Ankara’ya dönen Hacı Bayrâm-ı Velî, ilk icraat olarak birleştirici, bütünleştirici vasıflarıyla Halvetiyye ve Nakşibendiyye tarikatlarını bir araya getirmiş, Bayrâmiyye tarikatını kurmuştur.
Hacı Bayrâm-ı Velî Hazretleri, bilgi, sabır, beceri, tefekkür ve hoşgörü ile tasavvufî olgunluğa ulaşarak, ilim-tasavvuf sentezini yapmış, kısa zamanda şöhreti bütün Anadolu’ya yayılmıştır. Hacı Bayrâm-ı Velî, çevresinde çoğu toprakla uğraşan ziraatçı halktan meydana gelen büyük bir cemaat toplamıştır. Bu müteessir kuvvet, Hacı Bayrâm-ı Velî’nin müridleri ve halifeleri arasında Yazıcıoğlu Mehmed’den, Fatih’in hocası Akşemseddin’e; oradan Eşrefoğlu Rûmî’ye kadar birçok ilim ve kültür adamının bulunmasına vesile olmuştur. Lakin bu müspet şöhret, hazreti çekemeyen bazı devlet adamları tarafından aleyhinde bir delil olarak kullanılmış, söz konusu kimseler onu şeriata uymayan bir hareketin temsilcisi gibi göstererek, değişik senaryolarla devrin padişahı sultan İkinci Murad’a şikâyet etmişler ve bunun üzerine Hacı Bayrâm-ı Velî’yi padişah tarafından sorgulanmaya mecbur bırakmışlardır.
İşte Hacı Bayrâm-ı Velî ile Yazıcıoğlu Mehmed’in yollarının kesişmesi de bu noktada gerçekleşmektedir. Zira sorgulanmak üzere saraya, yani Edirne’ye davet edilen Hacı Bayrâm-ı Velî, padişah ve diğer devlet büyüklerini ziyaret etmiş ve yanlış anlaşılmalar bertaraf edilince yine padişahın talimatıyla bir müddet Eski Camî’de vaazlar vermiştir. Bu vazifesini de nihayete erdiren Hacı Bayrâm-ı Velî, İkinci Murad’ın kendisine tahsis ettiği bir vasıtayla Ankara’ya doğru yola çıkmış, bu seyahat sırasında Gelibolu’ya da uğramıştır. Nihayetinde mevzubahis tanışma bu topraklarda gerçekleşmiş ve Yazıcıoğlu Mehmed, kardeşi Ahmed-i Bîcan’la birlikte Bayrâmiyye tarikatına mensup olmuştur.
Yazıcıoğlu Mehmed, başta Muhammediyye olmak üzere diğer bütün eserlerinde şeyhinden gayet hürmetkâr bir dille bahseder. Hacı Bayrâm-ı Velî Hazretleri Muhammediyye’nin bittiği tarihten yirmi sene evvel vefat etmiş olmasına rağmen Yazıcıoğlu Mehmed, şeyhinin eserini beğendiğini ve takdir ettiğini şu beyitlerle dile getirir:
Cihânun kutbı mâhı Hacı Bayram
Cihânın şeyhi şahı Hacı Bayram
Gözükdi sırr ile dir müjdigâni
Ki virdi Hak sana şol zindigâni
Çü şeyhüm bu sözi işrâb kıldı
Sözini cânuma mihrab kıldı3
Yazıcıoğlu, ölmeden evvel ölme rûhî yüceliğe ulaşabilmek maksadıyla çilehâneye girmiş ve gereken merhaleleri aşarak murat ettiği olgunluğa ulaşabilmiştir. Onun çilehânesi, Gelibolu’da Namazgâh yöresinde, Hamza Koyu sahillerinde büyük bir kayaya oyulmuş iki odacıktan ibarettir. Yazıcıoğlu, zaman zaman çilehânesinde inzivaya çekiliyorsa da onun ne zaman ve ne kadar müddetlerle burada kaldığı kesin olarak bilinmemektedir. Lakin bize kadar ulaşan rivâyetler, onun iki ile sekiz sene arasında bu çilehânede kaldığını ve Muhammediyye’yi burada inziva hâlindeyken yazdığını söylemektedir.
Yazıcıoğlu Mehmed’in vefat tarihi, doğum tarihinin aksine çok net ve kesindir. Ölüm tarihini bildiren bütün kaynaklar, Yazıcıoğlu’nun vefat tarihini 1451 olarak gösterirler. Devrin sultanı İkinci Murad da mezkûr sene vefat etmiştir. Âlî Efendi, Tuhfetü’l-Mücâhidîn adlı eserinde onun vefatıyla alakalı şu malumatı aktarmaktadır: “Gelibolu’da kanaat birle uzlet ve inzivayı ihtiyar idüp halayıkdan munkatı olduğu hâlde rahmet-i Hakka ulaşup vasiyet eyledügi üzere mekâbir-i müslimîn arasında defn olunmışdur.”4
Yazıcıoğlu’nun doğum tarihini net olarak bilemediğimiz için ne kadar yaşadığını kesin olarak tahmin etmemiz mümkün değilse de bir asra yakın bir ömür sürdüğü yönünde bir tahmin yürütebiliriz.
Eserleri
Yazıcıoğlu Mehmed’in Muhammediyye’nin haricinde tamamı Arapça kaleme alınmış olan Megâribü’z-Zaman ve Şerh-i Fusûsü’l-Hikem adlı iki önemli eseri daha bulunmaktadır.
a. Megâribü’z-Zaman
Tam adı Megâribü’z-zamân li-gurûbi’l-eşyâ fi’l-ayn ve’l-ıyân olan ve Arapça olarak kaleme alınan bu eser, hem Muhammediyye’nin hem de Ahmed-i Bîcan tarafından mensur olarak kaleme alınan Envârü’l-Aşıkîn adlı eserin aslını oluşturmaktadır. Eserin kaleme alınışının asıl sebebi Yazıcıoğlu’nun, kardeşi Ahmed-i Bîcan’ın istirhamları ve teşvikleri dolayısıyla ardında bir yadigâr bırakmak istemesidir.
Eserin kaleme alınışıyla alâkalı olarak kaynaklarda iki farklı sebep daha zikredilmektedir. Bunlardan birincisi Yazıcıoğlu’nun rüyasında Efendimizi [sallallahu aleyhi ve sellem] görmesi ve Efendimizin kendisinden böyle bir eser yazmasını istemesi meselesidir. İkinci rivâyet ise Gelibolu’daki inzivası sırasında, kendisini sevenlerin ondan Peygamber Efendimizin [sallallahu aleyhi ve sellem] vasfında bir kitap yazması için ısrar ettikleri şeklindedir.
Yazıcıoğlu Mehmed’in evvela bu eseri daha sonra da Muhammediyye’yi yazmış olduğu, kaynaklarda zikredilen hususlar arasındadır. Esasında Muhammediyye ve Envârü’l-Aşıkîn Yazıcıoğlu’nun Megâribü’z-Zaman adlı bu eserinin manzum ve mensur olmak üzere iki tercümesinden ibarettir. Bu yönüyle mezkûr üç eser birbirlerinden pek büyük farklar göstermez. Bilhassa Megâribü’z-Zaman ve Envârü’l-Aşıkîn birbirlerine daha yakındır. Zira Muhammediyye manzum olmak dolayısıyla birtakım farklılıklar göstermektedir. Eser beş grup başlığı altında toplanmış beş bölümden ibarettir. Ahmed-i Bîcan bu hususun beş vakit namaza işaret ettiğine değinmiştir. Eserin söz konusu beş bölümünde genel olarak kâinatın yaratılışına, peygamberlere, meleklere, kıyamete ve makâm-ı a’lâda Hakk’ın sözlerine yer verilmektedir. Eserin bilinen nüshaları şunlardır:
1. Topkapı Sarayı Müzesi kitaplığı, Emanet Hazinesi Bölümü, Numara 1283.
2. Nuruosmaniye Kitaplığı, Numara 2596.
3. Süleymaniye Kitaplığı, Hekimoğlu Bölümü, Numara 509.
4. Nuruosmaniye Kitaplığı, Numara 2593.
5. Nuruosmaniye Kataplığı, Numara 2594.
b. Şerh-i Fusûsü’l-Hikem
Yazıcıoğlu’na ait olan bu eser Megâribü’z-Zamân’a nazaran daha hacimsiz bir eserdir. Arapça olarak kaleme alınmıştır. Muhiddin-i Arabî’nin meşhur Fusûsü’l-Hikem adlı eserinin güzel bir üslupla şerhinden ibarettir.5 Esere Şeyh Müeyyedinü’l Cendî’nin şerhinin kaynaklık ettiği birçok kaynakta zikredilmektedir. Yazıcıoğlu Mehmed, söz konusu eserini ömrünün son yıllarında kaleme almıştır. Eserin son sayfalarında altmış iki altmış üç beyitlik Arapça müstezat şeklinde kaleme alınmış bir de Kasîde-i Rabbâniye ilavesi mevcuttur. Eserin mevcut nüshalarından bazıları şunlardır:
1. Topkapı Sarayı Müzesi Kitaplığı, III. Ahmet Bölümü, Numara 1616.
2. Nuruosmaniye Kitaplığı, Numara 2466.
3. Süleymaniye Kitaplığı, Esad Efendi Bölümü, Numara 175.
4. Süleymaniye Kitaplığı, Pertev Paşa Bölümü, Numara 293.
5. Süleymaniye Kitaplığı, Lala İsmail Efendi Bölümü, Numara 162/13.
c. Muhammediyye
Yazıcıoğlu Mehmed, Arapça kaleme aldığı Meğâribü’z-zamân li-ğurû-bi’1-eşyâ fi’l-ayn ve’l-’ıyân adlı eserinden hareketle kardeşi Ahmed Bîcan’ın Envârü’l-âşıkîn’i ortaya koymasından bir müddet sonra Meğâri-bü’z-zamân’ın özellikle Hz. Peygamber ve ashabıyla alakalı kısımlarını Türkçe olarak yeniden yazmış ve eserine Kitâbü Muhammediyye fî na’tı seyyidi’l-âlemîn habîbillâhi’l-a’zam Ebi’l-Kâsım Muhammedü’l-Mustafâ adını vermiştir.6
Müellif, Resûl-i Ekrem’in dilinden aktardığı, “Yenile mevlîdim çıksın cihâna / Eğerçi söylenür dehren fe-dehrâ”7 beytiyle, na’t diye nitelendirdiği eserinin, aynı zamanda mevlid özelliği taşıdığına da işaret etmektedir. Bu hususta Prof. Dr. Âmil Çelebioğlu, eserin bütün mevlid bölümlerini muhtevî, Süleyman Çelebi’nin mevlidi gibi yayılmış ve halk arasında besteli olarak okunmuş olması vasıflarıyla dinî-destanî bir metin olarak kabul edilmesinin daha uygun olacağını ifade etmektedir.8 Prof. Dr. Mustafa Uzun ise eser hakkında yazdığı DİA maddesinde “Mevlidlerde yer alan bütün bölümleri içeren ve dinî törenlerde mevlid gibi okunduğu bilinen eser, siyer-mevlidler arasına girecek dinî-destanî bir muhteva taşımaktadır.” demektedir.
Yazıcıoğlu Mehmed’in, mevzubahis eserini kaleme alış serüveni hakkında bu güne ulaşan bilgiler şu şekildedir: Yazıcıoğlu çilehânesinde zikir ve ibadetle meşgûlken bazı yakınları ve özellikle kardeşi Ahmed-i Bîcan kendisinden Hz. Peygamber hakkında bir kitap kaleme almasını istemişlerdir. Bu istirhama daha önce birçok siyer ve mevlidin yazılmış olduğunu hatırlatarak menfi cevap veren Yazıcıoğlu, neden sonra rüyasında Peygamber Efendimizi [sallallahu aleyhi ve sellem] görüp ondan, “İçir hikmet şarâbın ümmetime / Sözümü söyle halka aşikâre” emrini alınca eseri yazmaya başlamıştır.
Yazıcıoğlu’nun kardeşi Ahmed-i Bîcan’ın aktardığına göre Hicri 850 yılında yazımına başlanan Muhammediyye, Hicrî 853 Cemâziyelâhirinde [Ağustos 1449] Gelibolu’da tamamlanmıştır.9 Değişik konulardaki manzumelerden oluşan Muhammediyye üç ana bölümde incelenebilir. Birinci Bölüm [Yaratılışla İlgili Kısım]
İkinci Bölüm [Peygamber Efendimizin doğumu, hayatı, savaşları, mucizeleri ve yakınlarının anlatıldığı bölüm.]
Üçüncü Bölüm [Kıyamet alametlerinin, ahiret hayatının ve hususiyetlerinin anlatıldığı bölüm.]
Birinci Bölüm [1 - 1413. Beyitler]
Bu bölümde, mürettep bir eserdeki başlangıç ve tertibe münasip bir sıra gözetilmiştir. Eser Besmele’den sonra ilk iki beyti Arapça olan kısa fakat veciz bir şekilde Cenâb-ı Hakk’ın zat, sıfat ve ef’aline ait hususiyetleri aktaran on beyitlik Mülemma bir tevhid ile devam eder. Ardından yirmi beyitlik bir na’t gelir. Bu bölümden sonra eser sırasıyla Hulefâ-yi Râşidîn’in övgüsü, sebeb-i te’lif ve içinde bir tevhidin yer aldığı ‘iftitâhu’l-kitâb’ ile devam eder. Otuz dokuz beyit süren sebeb-i telif kısmında şair, eserinin yukarıda zikredilen yazılış serüvenini aktarır.
Sebeb-i teliften sonra gelen ‘iftitâhu’l-kitâb’ kısmına bir tevhidle başlayan Yazıcıoğlu, daha sonra sırasıyla Hz. Muhammed’in [sallallahu aleyhi ve sellem] nurunun, daha sonra kâinatın onun şanına yaratılması anlayışı üzerinde durur. Daha sonra Cennetin, Cehennem’in, yerlerin, göklerin, meleklerin, cinlerin, şeytanların, diğer mahlûkatın, Âdem ve Havva’nın yaratılışı, bu ikisinin cennetten yeryüzüne inmesi, Arafat’ta buluşmaları gibi konular eşliğinde kâinatın yaratılış serüvenini ele alır.
İkinci Bölüm [1414 - 4756. Beyitler]
Tertîbü’l-Enbiyâ kısmıyla başlayan bu bölümde Hz. Âdem’den itibaren bütün peygamberler hususî bazı özellikleriyle tanıtılır. Daha sonra Hz. Muhammed’in [sallallahu aleyhi ve sellem] doğumu, çocukluğu, sütannesine tevdii, Cebrail’in göğsünü yarması, annesinin ve ailesinin diğer fertlerinin vefatı kısacası, hayatı, savaşları, mucizeleri, Ehl-i beyt’i ve halifeleri anlatılır. 285 beyitlik bir mirâciyyeyi de içeren bu kısımda ayrıca Kur’ân-ı Kerîm’in hususiyetleri, Fatiha, İhlâs gibi sûrelerin tefsiri, hadis şerhleri, Resûlullah’ın [s.a.v.] nasihatleri, salavat getirmenin faziletleri, ibadetlere ve cihada teşvik gibi konular yer almaktadır.
Eserde ele alınan mühim hususlardan biri de veda haccı ve Efendimizin [sallallahu aleyhi ve sellem] burada irad ettiği meşhur hutbesidir. Hutbeden bir kısım parçaların da nakledildiği bu bölüm, Muhammediyye’nin halk üzerinde en tesirli kısmı olan ‘Vefât-ı Muhammed’ [sallallahu aleyhi ve sellem] bahsini de barındırır. Siyer-Mevlid bölümü Hz. Fâtıma’nın, Hulefâ-yi Râşidîn’in, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in vefatlarıyla ilgili mersiyelerle, aşere-i mübeşşere ve ashâb-ı Suffe’nin tavsifinin ardından bir münâcâtla sona erer. İfrat ve tefritten uzak bir yaklaşımla kaleme alınan ‘Vefâtü’l-Hasan ve’1-Hüseyn’ başlıklı elli dört beyitlik Kerbelâ mersiyesi, muharrem törenlerinde asırlarca okunmuştur. Mersiyenin Zâkirî Hasan Efendi tarafından nühüft makamında yapılan bestesi Türk dinî mûsikîsinde, türünün en çok rağbet gören örneklerinden biri sayılır. Bölüm on iki beyitlik bir münacatla nihayete erer.
Üçüncü Bölüm [4757 - 8765. Beyitler]
Burada kıyamet alâmetleri, deccâlin çıkışı, nüzûl-i îsâ, Ye’cûc ve Me’cûc, dâbbetü’l-arz, güneşin batıdan doğuşu, tövbe gibi konular işlenmiştir. Eserde zikredilen kıyamet alametlerinden bazıları şunlardır: İlmin azalıp cehaletin çoğalması, şerrin artması, zina ve içki mübtelalarının sayılarının çoğalması, vebanın yayılması, Beytü’l-Makdis’in açılması, Arap yarımadasında fitnenin artması… Kıyametin kopması, sûr-ı İsrafil, haşr, havz-ı kevser, livâü’1-hamd, şefaat, hesap ve kitap, sırat, cennet ve cehennem hakkında bilgilerinin verilmesinin ardından eserin hatime kısmı gelir. Bu kısımda müellif ayrıca eserin telif sebebini, Hz. Peygamber’i [sallallahu aleyhi ve sellem] ve Hacı Bayrâm-ı Velî’yi rüyasında görmesini anlatır. Mahmud Paşa, Ahmed-i Hâs, Derviş Bayezid, hocaları Zeyne’1-Arab ile Haydar-ı Hafî’ye dair malûmat verir.
“Eğer Rûm’un revânında görürsem ben dilârâyı
Revânına revân edem Semerkand u Buhârâ’yı”
matlalı meşhur na’tın ardından eser bir dua ve münâcâtla son bulur. Yazıcıoğlu, Muhammediyye’yi yazarken Fahreddin er-Râzî, Zemahşerî, Gazzâlî, Mücâhid b. Cebr, Nevevî, Kâdî İyâz, Tahâvî, Mâtürîdî, Molla Câmî gibi âlimlerin eserlerinden istifade etmiş, ayrıca kaynaklarındaki İsrâiliyat’a ve mevzu rivâyetlere de yer vermiştir.
Muhammediyye’de aruzun birçok bahri ustalıkla kullanılmış, uzun kalıpların ardından tercih edilen kısa kalıplar eserin başarı ve etkileyiciliğini artırmıştır. Muhammediyye, tahkiye kısımlarının dışında tevhid, na’t, münâcât, mi’râciyye, devriye, şemâil ve methiye türünde manzumelere de ev sahipliği yapması hasebiyle ayrıca bir ehemmiyete sahiptir. Eserde yirmi dört terci-i bend, bir terkib-i bend, birkaç müstakil kaside ve mesnevi [hâtimetü’l-kitâb], biri Arapça altı adet kıta bulunmakta, ayrıca Arapça-Farsça mülemma beyitler de yer almaktadır. Müellifin kafiye, redif ve diğer ahenk unsurlarını dikkatlice kullanması Muhammediyye’nin halk arasında rağbet görmesini, insanlar tarafından ezberlenmesini ve dinî toplantılarda okunup dinlenmesini kolaylaştırmıştır. Nitekim Evliya Çelebi Gelibolu, Ankara ve Amasya halkının Muhammediyye’yi ezbere okumakla tanındığını kaydeder. Eser Anadolu ve Rumeli’nin yanı sıra Kırım’da, Kazan’da ve Başkurt Türkleri arasında da tanınmıştır.
Muhammediyye’nin hemen bütün Türk ve İslâm bölgelerinde okunup beğenilmiş olduğunun en bariz göstergesi yazma ve basma nüshalarının çokluğu ve çeşitliliğidir. Eser, hikâye, nasihat ve münacat kısımlarıyla avama hitap ederken, tasavvûfî kaside ve parçalarıyla havası da içine çekebilme kudretine sahiptir. Bugün eser besteli olarak okunmuyorsa da mûsikî araştırmacıları, eserin on beşinci yüzyılda bestelenmiş olduğu kanaatine sahiptirler. Hatta on yedinci yüzyıldan itibaren bazı sanatkârların mevlidhan gibi muhammediyehan diye kayıtlara geçmesi eserin mevlid gibi irticalen ve beste ile okunduğunu göstermektedir. Bu hususta meşhur isimlerden biri Halveti şeyhi Müstakim Efendi’dir. on sekizinci yüzyılda muhammediyehan olarak tanınmış en önemli isimler arasında Akbaba imamı bestekâr Mehmed Zaîfî ve İstanbullu Hafız Şühûdî Mehmed Efendi gibi üstatlar da bulunmaktadır. İsmail Hakkı Bursevî, Ferahü’r-rûh isimli eserinde Akbaba imamının Sultan Selim Camii’ne muhammediyehan tayin edilmesinin şehirde büyük bir sevinçle karşılandığını, onun başarılı icrasıyla hatim meclislerinin sonunda eserin bazı bölümlerinin okunmasının bir âdet hâline geldiğini yazmaktadır.
Muhammediyye sade ve samimî ifadeleri, akıcı üslûbu ve yerel tabirleriyle yüzyıllar boyunca geniş halk kitlesi tarafından beğenilerek okunmuş, daima hürmet görmüş, Yazıcıoğlu’nun türbesi yüzyıllar boyunca bir veli gibi ziyaret edilmiştir. Muhammediyye Medrese, tekke ve camiler yanında, köy odalarında da muhafaza edilmiş, hemen her evde bulundurulan Muhammediyye nüshaları okunup dinlenmiş, bu suretle yaygın din eğitiminin dayandığı en mühim eserlerden biri kabul edilmiştir. Bu hususun bariz delillerinden bir diğeri de Muhammediyye’nin tesir sahası ile ilgilidir. Zira Muhammediyye, asırlar boyunca kimi zaman kendisine nazireler yazılarak, kimi zaman şerhleri yapılarak, kimi zaman da ona benzer eserlerin yazılmasına vesile olarak insanların gönlünde bulduğu makesi gözler önüne sermiştir.
Netice olarak on beşinci yüzyıl Anadolu Türkçesi için zengin bir dil malzemesine sahip olan Muhammediyye’nin asırlar boyunca Türk kültürüne, Türk inanç sistemine ve İslâm düşüncesinin gönüllerde filizlenmesine vesile olduğunu söylemek mümkündür. Müellif hatlı nüshasının günümüze kadar, üstelik halka açık bir mekânda, korunarak gelmiş ve fazla yıpranmamış olması da eserin söz konusu vasıflarının sıhhatini teyit eder mahiyettedir. Eserin müellif hatlı harekeli nüshası bugün Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşiv ve Neşriyat Müdürlüğü Kütüphanesi’ndedir [nr. 43l/A]. Eserin bugüne kadar İstanbul’da otuz ikisi Süleymaniye Kütüphanesi’nde olmak üzere elli sekiz tam, yedi de eksik nüshası tespit edilmiştir. Bunların dışında Anadolu kütüphanelerinde otuzdan fazla, Kahire, Londra ve Vatikan kütüphanelerinde onu aşkın yazması bulunmaktadır.10 Eski harflerle yirminin üzerinde baskısının yapılmış olması eserin son yüzyıllarda dahi gördüğü büyük rağbeti göstermektedir.
Prof. Dr. Âmil Çelebioğlu, Muhammediyye üzerinde hazırladığı doktora çalışmasının [Erzurum 1971] metin kısmını günümüz Türkçe’sine yaklaştırarak müellif ve eser hakkında kısa bir giriş ve lügatçe ile birlikte yayımlamış [I-IV, İstanbul 1975], esas ilmî neşirse 1996 yılında gerçekleşebilmiştir [I–II, İstanbul 1996]. Eserin Agâh Güçlü [İstanbul 1969] ve Abdülkadir Akçiçek [İstanbul 1984] tarafından yapılmış Latin harfli baskıları da vardır. Çok sayıda yazma nüshası bulunan eserin tespit edilmiş numunelerinden bazılarını şu şekilde sıralamak mümkündür: 11
1. Müellif Nüshası, Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşiv ve Neşriyat Müdürlüğü Kitaplığı, Numara 431/A
2. Arkeoloji Müzeleri Kütüphanesi, Numara 108.
3. Topkapı Sarayı Müzesi kitaplığı, H. S. Bölümü, Numara 93.
4. Süleymaniye Kitaplığı, Serez Bölümü, Numara 1543.
5. Süleymaniye Kitaplığı, Serez Bölümü, Numara 1542.
6. Topkapı Sarayı Müzesi Kitaplığı, Koğuşlar Bölümü, Numara 1016.
7. Atıp Efendi Kitaplığı, Numara 1503.
8. Köprülü Kitaplığı, Numara 2.
9. Hacı Selim Ağa Kitaplığı, Numara 533.
10. Hacı Selim Ağa Kitaplığı, Numara 561.
11. Millet Kitaplığı, Manzum Eserler Bölümü, Numara 876.
12. Bayezid Genel Kitaplığı, Veliyyüddin Efendi Bölümü, Numara 1959.
13. Afyon Gedik Ahmet Paşa Kitaplığı, Numara 17630.
14. Akhisar, Zeynelzade Kitaplığı, Numara 203, 565.
15. Isparta, Yalvaç, Hacı Ali Rıza Efendi Kitaplığı, Numara 6076.
16. Niğde, Bor, Halil Nuri Bey Kitaplığı, Numara 170, 171, 172.
17. Tokat, Millî Eğitim Bakanlığı Kitaplığı, Numara 4360.
Kaynakça
Çelebioğlu, Âmil, Muhammediye I-II, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1996.
Ergun, Sadettin Nüzhet, Türk Musikisi Antolojisi, İstanbul 1942.
Güzel, Abdürrahman, Dinî-Tasavvufi Türk Edebiyatı, Akçağ Yayınları, 3. Baskı, Ankara 2006.
Mengi, Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Akçağ Yayınları, Ankara 1994.
Muhammediye I-II-III-IV, [Haz. Âmil Çelebioğlu], Tercüman 1001 Eser.
Muhammediye, [Derleyen ve Sadeleştiren Agah Güçlü], İnkılap ve Aka Kitabevi, İstanbul 1969.
Uzun, Mustafa, “Muhammediye”, Osmanlı Ansiklopedisi, İstanbul 1993.
Uzun, Mustafa, “Muhammediye”, DİA, C. XXX., Syf. 586-587, İstanbul 1993.
Üniversiteler İçin Eski Türk Edebiyatı Tarihi, [Hzl. Ahmet Atillâ Şentürk, Ahmet Kartal], Dergâh Yayınları, İstanbul 2004.
Dipnotlar
1. Yazıcıoğlu Mehmed, Muhammediye I-II [Haz. Âmil Çelebioğlu], C. I, Syf. 18, İstanbul 1996.
2. Kâtib Çelebi, Keşfüzzünün, C. II, sh. 1699, İstanbul 1943.
3. Muhammediyye, 8788-8814.
4. Âlî Efendi, Tuhfetü’l-Mücâhidîn, Nuruosmaniye ktp. Manzum bl. No: 937.
5. Yazıcıoğlu Mehmed, Muhammediye I-II [Haz. Âmil Çelebioğlu], C. I, Syf. 174, İstanbul 1996.
6. Mustafa Uzun, “Muhammediyye”, DlA, XXX, 586-587.
7. Yazıcıoğlu Mehmed, Muhammediye [Haz. Âmil Çelebioğlu], C. II, 58b., İstanbul 1996.
8. Yazıcıoğlu Mehmed, Muhammediye [Haz. Âmil Çelebioğlu], C. I, Syf. 89, İstanbul 1996.
9. Envarü’l Aşıkîn, Süleymaniye Kütüphanesi, Hasip Efendi Bülümü, Numara 211, Yaprak 284b.
10. Yazıcıoğlu Mehmed, Muhammediye [Haz. Âmil Çelebioğlu], C. I, Syf. 57-59, İstanbul 1996.
11. Yazıcıoğlu Mehmed, Muhammediye [Haz. Âmil Çelebioğlu], C. I, Syf. 57-59, İstanbul 1996.