Konu içerikleri
Sayı: 49 Temmuz - Agustos 2010 /Bu yazı toplam 132 kez okundu
|
|
| Bir Atasözleri Hazinesi: Güvâhî'nin Pendnâmesi / Kadir ERDAL |
|
Tarih boyunca dilden dile kültürden kültüre aktarıla gelmiş, kalıplaşmış, kısa ve özlü olma vasıflarıyla tanıdığımız atasözlerinin kaynağını, çok büyük ölçüde sözlü kültür oluşturmaktadır. Ancak bu sözlü kültür ürünlerini derlemek hiç de kolay değildir. Belki masal derleyen bir araştırmacı, kaynak kişisine “Bana bir masal anlatır mısınız?” dediğinde kolaylıkla müsbet bir cevap alabilir. Fakat bu kolaylık, atasözleri derleyen bir araştırmacı için geçerli değildir. Çünkü atasözleri, yaşanan olaylar neticesinde insanlara mihmandarlık yapacak bilgece düşüncelerin kristalleşmiş şekilleridir. Ayrıca, nasihat olarak düsturlaştırılacak millî söz varlıklarıdır. Onlar ancak yeri geldiği vakit, bir olay üzerine söylenebilme ayrıcalığına sahiptir. Atasözleri; millî kültür mirası olmalarının yanı sıra deyiş güzelliği, anlatım gücü ve anafikir zenginlikleri bakımından da oldukça önemli dil yapıları kabul edilmiştir.
İlk örneklerini Orhun Abideleri’nde gördüğümüz atasözlerini derleyen ilk araştırmacının Kaşgarlı Mahmut olduğu bilinmektedir. Türk boyları arasında yaptığı derlemelerle 2911 sav [atasözü] toplamış ve bunu Dîvânu Lugâti’t-Türk adlı eserinin değişik yerlerine serpiştirmiştir. Daha sonra Kutadgu Bilig, Atabetü’l Hakâyık, Dîvân-ı Hikmet gibi kitaplarda da atasözü örnekleriyle karşılaşmaktayız. Dîvânu Lugâti’t-Türk’te atasözleri; Arapça ‘mesel’, Türkçe ‘sav’ kelimeleriyle anılmıştır. Divan edebiyatında ve Osmanlı Türkçesinde bu kavram için ‘mesel’ de ‘darbımesel’ de kullanılmıştır. Darbımesel, aslında ‘mesel getirmek, duruma uyan yaygın bir söz ya da atasözü söylemek’2 demektir; ama ‘atasözü’ anlamında kullanılagelmiştir. Divan şairi Nâbî bu hususu, “Sözde darb-ı mesel irâdına söz yok amma, / Söz odur âleme senden kala bir darbımesel” şeklinde şiirleştirmiştir. Nitekim bu husus, Nâbî ile sınırlı değildir. Asırlar boyunca Türk edebiyatının hemen her sahasında eser veren şair ve nasirler bu hususu gözetmiş, eserlerine dönemlerinde kullanılan atasözlerini bir kuyumcu hassasiyetiyle yerleştirmişlerdir. Klasik Türk edebiyatının en parlak dönemini oluşturan on altıncı asır, atasözü ve deyimlerin şiirlerde kullanımı açısından da oldukça zengin bir mâlzeme sunmaktadır. Yazımıza konu olan Güvâhî’nin Pendnâme’sini kaleme aldığı yılları da barındıran bu yüzyılda dinî ahlâkî eserlerde önemli bir artış görülmüştür. Atasözleri bakımından oldukça zengin olan bu türlü dinî ahlâkî eserlerin barındırdığı atasözleri hazinesi, bu asrın usta şairlerinden Güvâhî’nin ilgisini çekmiş ve söz konusu dil mâlzemesini Pendnâme adını verdiği eserinde toplama iştiyakı uyandırmıştır.
Güvâhî’ye böyle bir derleme hazırlama heyecanı uyandıran söz konusu eserler, aynı zamanda eski edebiyatımızın statik bir karakterinin olmadığını, günlük hayatın realitesiyle de boyandığını göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Günlük olayların, sosyolojik ve psikolojik sarsıntıların ve temas edilen çevrenin akislerini bu tür eserler sayesinde müşahede etmek pek de güç değildir. Çünkü bu edebî ürünlerin temelinde öncelikle hayat, tabiat ve insan vardır. Ayrıca tarih düşürmelerde, muhtelif olaylar üzerine yazılan kasidelerde, bazı mesnevilerde, rubâi ve kıt’alarda bu görüşü kuvvetlendiren pek çok örnek mevcuttur.3
Türk edebiyatında pendnâmeler genellikle Ferîdü'd-din Attar’ın Pendnâme’si örnek alınarak yazılmıştır. Güvâhî’nin Pendnâme’si ise, yukarıda zikredilen vasıflarının yanı sıra, ihtiva ettiği atasözleri ve deyimlerin fazlalığı ile de öteki pendnâmelerden ayrılan, tamamen mahallî hususiyetlere sahip bir eser hüviyetindedir.
Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi’ne katılarak Anadolu’da duyduğu bütün atasözü, deyim ve mahâllî deyişleri Pendnâme’sinde toplayan Güvâhî, eserdeki hikâye ve masalların sonunda nasihat verirken doğrudan doğruya Türk atasözlerinden yararlanmıştır. Bu nedenle eskiden beri Güvâhî’nin Pendnâme’si, bir atasözleri hazinesi olarak kabul edilmiştir. Güvâhî’nin Pendnâme’sinde bulunan beş yüze yakın atasözünün üç yüz yirmi tanesine bugünkü kaynaklarda karşılık bulunmakta, geriye kalanlardan yetmiş beşinin karşılığı Velet İzbudak’ın hazırladığı Kitab-ı Atalar’da ve elli beşinin karşılığı da Viyana Millî Kütüphanesi’ndeki ‘Cemiyet-i Darb-ı Mesel-i Güvâhî ve Ulular Sözi’ adlı yazma eserde bulunmaktadır. Bunların dışında kalan bazı atasözleri ise hâlen bölge ağızlarında yaşamaktadır.
Divan şiirinde atasözünü kullanma geleneği; Nâbî, Sâbit, Koca Râgıp Paşa, Sümbülzâde Vehbî, Şeyh Gâlib ve Yenişehirli Avnî gibi tanınmış şairlerin öncülüğünde on dokuzuncu yüzyılın sonlarına kadar devam etmiştir. Halk şiirinde de Levnî, Mir’atî, Figânî, Şikârî, Bedrî gibi şairler atasözlerini bir araya getirmek maksadıyla, ‘Atalarsözü Destanı’ ve ‘Nasihat Destanı’ başlıkları altında şiirler söylemişlerdir. Bunun yanında diğer halk şairleri de şiirlerinde yeri geldikçe atasözlerine yer vermişlerdir. Bununla şiirlerini zenginleştirme gayesi gütmüşlerdir. Ancak gerek halk şiirinde gerekse divan şiirinde Güvâhî kadar çok atasözü kullanan ikinci bir şair göstermek mümkün değildir. Bu noktadan hareketle Güvâhî için Türk edebiyatında atasözlerini en çok kullanan şairdir diyebiliriz.4
Güvâhî ve Pendnâme
Asıl adı Mehmet olan Güvâhî’nin Yavuz Sultan Selim döneminde yaşadığı, sipahi olduğu ve orduyla birlikte Mısır Seferi’ne katıldığı bilinmektedir. Doğum yeri, doğum ve ölüm tarihi, eserleri ve eserlerini sunduğu kişiler, kaynaklarda farklı şekillerde zikredilmiştir. Fakat şairin Pendnâme’sini 1526’da tamamladığı, eseri önceleri Yavuz Sultan Selim adına hazırlamayı düşünmüşse de onun vefatı üzerine Kanunî Sultan Süleyman’a sunduğu bilinmektedir.5 Güvâhî, eserine önceleri Kenzü’l-Bedâyî adını vermiş, daha sonra eser, Pendnâme adıyla şöhret bulmuştur. 2133 beyitlik kitaptaki nasihatlerin, beş yüze yakın atasözüyle desteklenmesi, konunun kolayca anlaşılabilmesi açısından esere ayrı bir değer kazandırmaktadır.
Mesnevi biçiminde, mefâilün/mefâilün/feûlün vezniyle yazılmış olan Pendnâme’de Güvâhî; atasözlerinin kalıplaşmış şekillerini bozmadan nazma çekme gayreti gütmüş, bu sebeple de sıkça vezin hatası yapmaktan kendini kurtaramamıştır. Atasözlerinin söz dizimini bozmaktansa vezni gözardı etmeyi tercih etmiştir. Eserde; cömertlik, misafirperverlik, vatanseverlik, güzel ve yerinde konuşmak, güzel giyinmek, kardeş sevgisi, yardımseverlik gibi hasletlerle ilgili hikâyelerin önünde ve sonunda onlarca atasözü sunulmaktadır. Güvâhî’nin Pendnâme’sindeki bu atasözlerinin çoğu günümüze kadar ulaşmıştır.6
Hikâye ve Atasözü
Güvâhî, Aisopos [Ezop] tarzı hikâyelerin yanı sıra çevresinde gördüğü, duyduğu ve kendi başından geçen hadiseleri gerçekçi bir açıdan ele almış, bunları kısa hikâye ve latifeler olarak aktarmıştır. Hatta zaman zaman yer ve kişi adları vermeyi de ihmal etmemiştir. Mesela; ulaklarla kendisi arasında geçen bir kavgayı anlatırken İstanbul, Üsküdar gibi yer adlarını zikretmiş; Kanûnî Sultan Süleyman’ın düğününü anlatırken padişah ile veziri İbrahim Paşa arasındaki diyaloğu sunmuş ve her hikâyenin sonunda da mutlaka atasözleriyle nasihatler vermiştir. Anlattığı elli hikâye ve masal ile serpiştirdiği beş yüze yakın atasözü arasında konu birliğini gözetmeyi ihmal etmemiştir. Mesela; Arapça 'Selâmetü’l-insan fî Hıfzi’l-lisân' başlığıyla verilen dili tutma ve güzel konuşma ile ilgili bölümdeki hikâyelerin birinde, padişahın gördüğü bir rüya anlatılır. Hikâye kısaca şöyledir:
Padişah, bir gece rüyasında dişlerinin döküldüğünü görür. Biraz korku biraz da meraktan olsa gerek, rüyasını tabir ettirmek üzere saraya rüya tabircisini çağırtır. Rüya tabircisi, bu rüyanın çok kıymetli olduğunu söyledikten sonra padişahın bütün akrabalarının öleceği şeklinde bir tabirde bulununca padişah deliye döner. Bu hışımla rüya tabircisini cezalandırır ve saraydan sürdürür.
Olayı duyan akıllı ve uyanık bir başka adam, biraz düşündükten sonra padişahın rüyasını tabir etmek üzere hemen saraya gider. Padişahın adamları onu da padişahın huzuruna çıkarırlar. Padişah, rüyasını bir kez daha anlatır. Adam, bu rüyanın padişah için bir saadet rehberi olduğunu söyledikten sonra sözlerine şöyle devam eder: “Şahımız, ömrünüzde her muradınıza erecek ve bütün akrabalarınızdan daha fazla yaşayacaksınız.” Padişah bu güzel tabiri duyunca çok sevinir ve adama birbirinden değerli hediyeler verir. Hikâyenin sonunda Güvâhî, şu yorumu yapar: “Bir rüya için iki yorumcu... Biri dayak yedi, diğeri hediyeleri hak etti. Aslında rüyanın iki yorumu da doğruydu; fakat söyleyişlerde farklılık vardı.”
Güvâhî, bu hikâyenin öncesinde, lâtife kısmında ve sonunda güzel konuşmak ve yerinde söz söylemekle ilgili aşağıdaki atasözlerini serpiştirir: “Eyü söyle ki sözüne uyalar / Eyü söze ne tanışık diyeler” [İyi söze ne tanışık gerek.], “Sana kim dir il acıt yatlu söyle / Hemişe tatlu yiv ü tatlu söyle” [Tatlı ye, tatlı söyle.], “Didürme yatlu sözle kimseye vay / Çü nânun yok dilün kıl bâri buğday” [Buğday ekmeğin yoksa buğday dilin de mi yok?], “Hacâletten berî dilersen özün / Her arada bişürüp söyle sözün” [Sözünü bil, pişir; ağzını der, devşir.], “Ko yatlu sözi kim vardur ziyâne / Çıkarur yahşı söz inden yılanı” [Tatlı dil, yılanı deliğinden çıkarır.], “Hemîşe çok yanılur söyleyen çok / Ki söyler bulduğun dilde sünük yok” [Çok söyleyen çok yanılır. / Dilin kemiği yok.], “Yanılma sözde bulsan ne kadar yüz / Didilerse nola açar sözi söz” [Laf lafı açar.], “Dilün zabt itmege duruş karındaş / Olur dil epsem oldukda esen baş” [Dil ebsem olsa baş esendir.], “Gerek bir söz içün evvel iki fikr / Çaluban önin ardın andan it zikr” [İki dinle, bir söyle. / Önce düşün, sonra söyle.], “Sözün herkes görüp iki yüzini / Bişürüp söylemek gerek sözini” [Sözünü bil, pişir; ağzını der, devşir.]
Görüldüğü gibi; toplumda kaybolan yahut kaybolmaya yüz tutan değer yargılarını bulabilmek için atasözleri güçlü bir müracat kaynağıdır. Çünkü atasözleri bir ya da birkaç kişinin söylediği sözler değil, halkın yüzlerce yıl müştereken benimsediği, kullandığı kalıplaşmış sözlerdir. Atasözlerinin, milletin öz varlığının ve benliğinin aynası olduğu, milleti oluşturan fertlerin zekâlarındaki keskinliği, hayâllerindeki enginliği ve duygularındaki zenginliği ortaya koyan en bariz dil varlıkları olduğu ise şüphe götürmez bir gerçektir.
Netice olarak; Güvâhî’nin Pendnâme’sinde kullandığı atasözleri; Türk insanının güzel ve kıvrak buluşlarıyla, parlak nükteleriyle, ince alayları ve sert taşlamalarıyla zengin bir kaynaktır. On altıncı yüzyıl Türk toplumun gelenekleri, görenekleri, örfleri, âdetleri, inanışları ve günlük hayatlarına dair pek çok ayrıntı bu atasözlerinde hâlâ yaşamaktadır. Güvâhî’nin Pendnâme’si gibi, atasözlerimizi ve onları ihtiva eden başka eserleri de araştırarak gün yüzüne çıkarmak, kendi kültür mirasımızı daha iyi tanımamıza, atalarımızın tecrübelerinden istifade ederek kendimize daha müsbet bir yön tayin etmemize yardımcı olacaktır. Hasılı, Güvâhî’nin de dediği gibi: “Bilür kadrin olan sarraf-ı mâhir.”
Pendnâmede Geçen Atasözlerinden Örnekler
Çubuk yaşla egilür hey habîr ol. [Ağaç yaşken eğilir.] Olur çün toğruya yardımcı Allah. [Allah, doğrunun yardımcısıdır.] Ne kim Hak’dan gelür görmek gerek hoş. [Allah’tan gelene kul da razı.] Katı uzanma yorğanunca kösil. [Ayağını yorganına göre uzat.] Kaza savar katışık gafil olma. [Az sadaka, çok bela götürür.] İvecek olma bin tanış bir işle. [Bin bilsen de bir bilene danış. / Bin danış, bir işle.] Kaçan sıvanısar balçığla güneş. [Güneş balçıkla sıvanmaz.] Kanaat it ki ayrulmaz bekâsı. [Kanaat gibi devlet olmaz.] Biçiserdür çü âhir ekdügini. [Kişi ektiğini biçer.] Olur bellü toğuşından eyü gün. [Kutlu gün doğuşundan bellidir.] Ki kalmaz yirde bil mazlûmun âhı. [Mazlumun ahı yerde kalmaz.] Gelür rızkiyle konuk bil emeksüz. [Misafir kısmeti ile gelir.] Elünle virdügün kalur seninle. [Ne verirsen elinle, o gider seninle.] Düzenlik kandayısa onmağ anda. [Nerde birlik, orda dirlik.] Ki yokdur son peşîmanlıkda assı. [Son pişmanlık fayda vermez.] Su uyur uyumaz düşman dimişler. [Su uyur, düşman uyumaz.] Aşarsın tanışıkcun olıcak tağ. [Danışan dağı aşmış, danışmayan yolu şaşmış.] Yalunuz taş olur mı hiç dîvâr. [Yalnız taş, duvar olmaz.] Döner Bağdâd’dan yanlış ne teşvîş. [Yanlış hesap Bağdat’tan döner.]
Dipnotlar
1. Birtek, Ferit, En Eski Türk Savları, TDK Yayınları, Ankara 1944, s.11.
2. Aksoy, Ömer Asım, Atasözleri Sözlüğü, İnkılâp Kitabevi, İstanbul 1995, c. 1, s.14.
3. Karahan, Prof. Dr. Abdülkadir, Türk Kültürü ve Edebiyatı, MEB Yayınları, İstanbul 1992, s.119-120.
4. Hengirmen, Mehmet, Pendnâme/Güvâhî, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara 1983, s.12.
5. Köprülü, M. Fuat, Türkiyat Mecmuası, İstanbul 1925, c. 1, s.138.
6. Bu atasözleri, Mehmet Hengirmen’in Pendnâme/Güvâhî adlı çalışmasından derlenmiştir. (Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara 1983.)