Konu içerikleri


Sayı: 49 Temmuz - Agustos 2010 /Bu yazı toplam 139 kez okundu
Yazıcı görüntüsü Arkadaşına gönder


Bozkıra Atılan İmza / Ahmet AKBAŞ
 - 

Bozkırın kuru otlarının üzerinde küheylanların gezdiği bir kıtadır Asya. Asırlar boyunca yalnız ve bahtsızca bekledi gelmesi gerekenleri. Zaman oldu, devran döndü; dünyanın hayran kaldığı bir sefer başladı insan ayağı değmiş küçüklü büyüklü bütün kara parçalarına. Süvariler, at sürdüler dört koldan bütün dünyaya. Öyle ki Tarık bin Ziyad’ın yolunu kesen okyanus bile durduramadı onları.

Hayatlarıyla, insanların zihinlerine ve gönül ülkelerine unutulması mümkün olmayan destanlar yazdılar. İşte o destanlardan birisi:
Zaman şeridinin ibresi 1999’un üzerindeydi. Mekân, Kazakistan’ın Jambul şehrindeki Türk okullarından birisi. Burası, Muallim Ender Bey’in çalıştığı okuldu. Ana vatanın bağrından kopup gelmişlerdi. Ama buralarda hiç yabancılık çekmemişlerdi. Ata vatanımız diyorlardı buralara. Ama bir yandan da doğup büyüdükleri toprakları özlüyorlardı.

Bulundukları ülkenin şartları Türkiye’ye göre oldukça kötüydü. Sağlık koşulları yetersizdi. Ama bütün bunlar, bu fedakâr insanların buralara yerleşmesine mâni olamamıştı. Kendilerini ikna etmişlerdi. Hayat şartlarının zorluğundan bahsedenlere, "Orada insanlar yaşıyor mu?" dediler. Sorunun cevabı netti. Elbette yaşıyordu. "O hâlde biz de yaşarız!" diyerek bütün bahaneleri daha doğmadan gömdüler gönüllerine.

Bir bahar günüydü. Kâinatın tekrar canlanmasını çıplak gözle görmek mümkündü. Ender Bey’in henüz on aylık yavrusu rahatsızlanmıştı. Mesai arkadaşı Yusuf Hoca arabasıyla hastaneye yetiştirdi. Kucağımda götürdüm diyordu Yusuf Bey. Günlerden cumaydı. Bir bahar günüydü. Bir hafta hastanede kaldı Âsım. Annesi gözleri yaşlı, bir hafta bekledi hastane önünde. Ender Hoca sükûnet içinde sabırla bekledi neticeyi.

Bir hafta sonra yine Yusuf Bey çıkardı minik Âsım'ı. Ama artık cansız bir beden olarak taşıyordu can yavrusunu. Yavrusunun küçücük bedenini beyaz kefen bezinin içinde görmek, dayanılmaz bir duyguydu Yusuf Bey için. Oysa daha bir hafta önce, annesinin kucağında, işlemeli kundağındaydı. Dünya imtihan dünyasıydı ve Âsım'ın toprakla buluşma vakti gelmişti. Belki de akıllarına, "Türkiye’de olsa kurtulabilirdi.", "İmkân olmadığı için ölmüştür çocuk." gibi sorular geliyordu. Ama onlara yakışan sebretmesini bilmekti.

Türkiye’den babası aramıştı Ender Bey'i. "Baba!" dedi, Ender Hoca. Gözlerinden sessizce yaşlar dökülürken. "Ne diyelim. Allah verdi, Allah aldı. Hamd olsun ondan gelene." Bu ne kadar büyük bir erdemdi. Ne güzel bir şeydi. En zorlu anlarında bile sabredebilmek, büyük bir faziletti. Minicik yavrusunu toprağa verirken şükredebilmek, ancak inanmış bir müminin tavrı olabilirdi.
"Mezarlar ülkelerin gerçek tapusudur!" derler. Ender Bey ve eşi de bu düstura uyarak çocuklarını Kazakistan’a defnetmeye karar verdiler. "Yavrumuz burada doğdu!" dediler. "Bize Allah’ın hediyesi olarak burada verilmişti. Biz de onu bu topraklara bırakacağız. Asıl yurdu burasıdır oğlumuzun." dediler.

Ve yine bir bahar günü Âsım, gurbet diyarını öz vatanı yapacak mezarına indirildi. Belki de o minik ve taze bedeni baharda toprağa girerken, yeni baharların mücdesini vermekteydi. Hem toprağa attığımız bir dane çoğu zaman bin meyve olarak çıkmıyor muydu karşımıza. Şimdi toprak, bu cömert toprak, bir daneyi bile çürütmezken; Âsım’ı çürütebilir miydi? Toprağın şefkatli bağrına bırakılan bir Âsım, Allah'ın izniyle, bin Âsım olarak dirilemez miydi?
Âsım’ı iki annenin kucağına birden veriler o gün. Bir anneden ayrılmıştı ama Allah ona iki anne daha verecekti. Âsım, Abdulkadir Saltuk Buğra Han’ın Eşi Ayşe Bibi’nin mezarının yanına gömülecekti. Toprakla beraber Ayşe Bibi de bu minik bedene bağrını açmıştı.

Âsım toprağa kavuştuktan sonra geri döndü herkes. Ama yaşlı gözler hâlâ Âsım'ın üzerindeydi. Bir adanmışın bahar günü kadar taze tespiti, gözlerdeki yaşı ümide çevirdi. Hüzünlü gönüllere inşirah verdi: "Başımız sağ olsun. Ama üzülmeyelim. Yavrumuzu oraya gömmekle bozkıra imzamızı attık."

Yağmur Dergisi
Üç aylik Dil-Kültür ve Edebiyat Dergisi
Bulgurlu Mahallesi Bağlar Caddesi No:5 Üsküdar / istanbul
0 (216) 522-11 44 - Fax: 0 (216) 522-11 45
Gizlilik İlkeleri - Kullanım Şartları - Copyright © 2004 - 2010