• Ana sayfa
  • e-yağmur
  • e-yazarlar
  • e-arama
  • e-iletişim
  • Konu

    Bu yazı toplam 1071 kez okundu | Bu yazıya yorum ekleyebilirsiniz.
    Yorum Ekle Yazıcı görüntüsü Arkadaşına gönder


    KAÇIŞ / YAŞAR BEÇENE

    Zaman bir su misali akıp geçti.Ne çabuk eskiyiverdim ve ne çabuk teslim oldum bu şehre.. estetik mahrumu binalara..Yüreğime saplanmış paslı çivi gibi her bir gökdelen.Neden şehrin sokakları derme çatma, caddeleri her türlü kirliliğe açık..
    En güzellerinden renkler görmek istiyorum fakat nafile. Yeşilin en açık tonlarına bile hasretim. O şuh bahçelerin güzelliklerini parklarda görebiliyorum şimdi. Gökyüzünden kasvet rengi bulutlar eksik olmuyor. Ziya Osman gibi bir nefes almak istiyorum bu şehirde; ‘İçten içe, derin derin, taze, ılık ve serin... ‘

    Havayı ciğerlerime rahatça dolduramıyorum. Duraklıyorum, ürkek bir ceylan gibi telaşa kapılıyorum. Şehrin beton yığınları kement atıyor yüreğime. Ruhum depreşiyor; nefsin hâkim olmaya çalıştığı bu şehirde her şey cazibe merkezi. Şehir kendisine çekmeye çalışsa da ruhumun uzaklaştığını hissediyorum. Sıkılıyorum, içimi daraltan ne varsa kurtulmak istiyor yüreğim. Kaçmak ve kurtulmak !. İsteğim yeterli gelmiyor. Sanki gayretim bir batağa saplanmış gibi.
    ...
    Ah, bu bakış açısı bir bulanmaya görsün. Baktığım ve gördüğüm ne varsa tat vermez oluyor. Gayesiz kalabalıkların bir parçası olup çıkıveriyorum. İsteksizce uyuyorum bu bozuk ritme.
    Mesela miskin miskin kalkıyorum yatağımdan.. Şehrin güneşi pek nazlı .Göstermiyor sıcak yüzünü. Diğerlerinden farkı olmayan işte öylesine (tekdüze mi dersiniz) geçen günlerimden bir gündür. Daha gün yükselmeden düşüyorum şehrin boş sokaklarına. Kaldırımlar arkadaşım oluyor ansızın. Bir serseri gibi dolaşıyorum gayesiz kalabalıklar arasında
    Serapa anlamsızı giyinmiş bu ölgün şehirde, dokunduğum her şey sanki gölge oyunu. Kaçtığım ne varsa kovalıyor beni. Ardından bir ömür boyu koşturduğum hayallerim sonsuzluğa göç ediyor
    Fabrika bacalarından çıkan dumanlar atmosferim oluyor. Soluğum tükeniyor, soluğum yetmiyor bana. Hatıralarım bozuk film şeridi gibi canlanıyor gözümde. Titrek gölgemde ruhumu izliyorum. Nefsi teşvik eden teşhirler benliğimi sıkıyor. Şehirdeki koşuşturmacalar hepten anlamsız geliyor bana.


    Yol kenarlarında tek tük görülen ağaçlar gibiyim. Baktığım her yüzün çizgilerinde gizlenmiş anlamlar binlerce kaygı veriyor bana. Duyduğum sesler kulaklarımı tırmalıyor. Duygularım kanamaya başlıyor en zayıf yerinden. Dışımdaki dünyanın perişaniyeti müteessir ediyor beni. Bu keşmekeş görünümlere inat bir çıkış arıyorum. Adımlarıma istikamet vermeye çalışıyorum.

    Neden sonra, ecdat hatırası bir şadırvan, mekânın bohemliğinden çekip alıyor beni. Şadırvan bestesiyle ruhum yıkanıyor adeta. Gökten yeni lütfedilmiş bir besmele çekiyorum teneffüs edemediğim havaya inat. Ruhumu saran sisler dağılmaya başlıyor yavaş yavaş. Nefes alış verişlerim ahengine bürünüyor. Bir kitap düşüyor hayal dünyamdan gönül iklimime. Bütün kitapların anlatmaya çalıştığı bir kitap. Sayfalarını istekle ve heyecanla çeviriyorum. Beyanın sırlı sokaklarına bırakıyorum kendimi. Reftare salınıyorum caddelerinde. Ruhum uzaklaşıyor mekânlardan. Kaçıp kurtuluyorum beton yığınlarından.

    Evet, bir kaçış olmalıydı. Fakat bu kaçışta kendime doğru yol almalıydım. Var edenin adıyla başlamalıydım kendimi aramaya. Aslında biliyordum en uzun yolculuklar içe doğru gidişlerdi. Şeyh Galipçe hoşça bakmalıydım zatıma ki biliyordum âlemin özüydüm ben.


    Kendi dünyamın güzelliklerini arayıp bulmalıydım. Beğenmediğim şehirlerin en güzellerini ben kurmalıydım. Manası, rengi ve şivesi güzel binalar inşa etmeliydim iç dünyamda. Sinan’ın mührü olmalıydı her köşesinde bucağında. Itrinin bestesi yankılanmalıydı minarelerinde. Şaheserlerime hiç doyulmamalıydı. Alev alev ümitlerim tüllenmeliydi. Gök mavi, yer yeşil olmalıydı. Desen desen zeminin güzellikleri gözlerimi okşamalıydı bitevi. Düşünce harmanımda erimeliydi tüm zamanlar.
    ...
    Maziye doğru yol alıyorum. Sonra istikbale yöneliyorum. Asıl sahibine veriyorum mekânları. Yani O’na. Bütün parçaları Bir’de topluyorum. Teslim ve tevekkül yudumluyorum. Cefası gidiyor safası kalıyor geride..En geniş manayla bakıyorum zamanlara. Önce ruhum ve sonra bedenim rahatlamaya başlıyor. Bir nefes alıyorum doya doya zamanın içinden..





    Konuya eklenen yorumlar


    1 | Hasan çağlayan 24 08 2007, 15:24

    şiirleriyle hayli beğeni kazanan yaşar beçene'yi denemeleriyle görmek ne çok sevindirici. yalnızca şiirle kalmayıp denemeye yönelmesi memnuniyet verici. kalemine ve yüreğine sağlık diyorum.

    2 | Sümeyye Başpınar 16 08 2007, 18:13

    slm dayıcım yazın herzamanki gibi güzel olmuş başarılarının devamını dilerim herşey gönlünce olsun saygılar........

    3 | Enes Bahadır 10 08 2007, 14:37

    yaşar bey, şiirde olduğu gibi denemede de iyi bir performans sergiliyor. başarılar

    4 | Ibrahim Erdoğan 14 07 2007, 11:18

    ddenemeniz çok mükemmel hocam .sizi yakından takip ediyorum .yeni yazılarınızı hasretle bekliyoruz hürmetle selamlar

    5 | Mehmet Ali Kuş 08 07 2007, 11:36

    HOCAMIN YÜREĞİNE SAĞLIK. ZAMAN DAHA HIZLI GEÇSE DE DİĞER YAZILARINIZA DAHA ÇABUK ULAŞSSAM / ULAŞŞAK. ARDAHAN DAN SEVGİLER. MUHABBETLE KALIN


    Yağmur Dergisi
    Üç aylik Dil-Kültür ve Edebiyat Dergisi
    Emniyet Mahallesi Huzur Sokak No:5 Üsküdar / istanbul
    Tel : 0 216 318 60 11 Faks:0 216 318 53 14
    Gizlilik İlkeleri - Kullanım Şartları - Copyright © 2004 - 2010