|
Bu yazı toplam 1021 kez okundu |
Bu yazıya yorum ekleyebilirsiniz.
|
|
|
-Sait Türkoğlu’nun Kitap Serüveni-
1992’den beri yazılarını Martı, Irmak Yazıları, Yitik Düşler, Sühan, Yağmur, Yedi İklim, Hece gibi çeşitli dergilerden ve takip ettiğim Sait Türkoğlu’nun kitaplı günlerini hep bekledim. Zaman zaman arayıp, kitaplarını ne zaman okuyacağımızı sorduğumda, hep “erken” cevabını aldım. Oysa, onun için erken değildi.
Kitaplarını yayımlatmak istemiyordu, istekli görünmüyordu. Hatta yazılarını kitap hâline bile getirmemişti. Dostlarının teşvikiyle, hatta zorlamasıyla yazılarını kitap formatında düzenleyip yayınevlerine göndermeye başladı.
Onun ilk eseri, Yunus Emre Hasocak mahlasıyla yayınladığı Yaz Hikâyeleri’dir. Yaz Hikayeleri’ni Gonca dergisi, promosyon olarak vermişti. Daha sonra Mevlana’nın Mesnevi’sinden derlediği özlü sözleri kitaplaştırdı. Gelenek yayınları tarafından basılan Işığın Kalbi Türkoğlu’nun ikinci kitabıydı. Alfabetik sıraya göre sözler dizilmişti. Bence iyi bir çalışmaydı ama, gerekli tanıtımı yapılamadı ve dolayısıyla da ilgi görmedi. Umarım bu kitabı Türkoğlu’nun yeni yayıncısı değerlendirir.
Türkoğlu’nun üçüncü kitabı Yazarlık Ağacı’dır. Bu kitap yazar adaylarına, yazarlık yolculuğunda nelere dikkat etmeleri gerektiğini, nasıl yazar olunabileceğini, yazarın hangi nitelikleri taşıması gerektiğini anlatıyor.
Dördüncü kitabı Yoklukta Hayat Var. Bu kitabı da Mevlana’nın Fihimafih hikayelerinin modern dille yeniden söylenmesi şeklinde oluşturmuş. Mevlana’nın ruhunu incitmeden, hikayeleri yeniden söyleyen Türkoğlu, her gün ibret için okunabilecek güzel bir eser ortaya çıkarmış.
Kalbin Suları
Beşinci kitap olarak Kalbin Sularında eserini yayımladı. Yazarlık Ağacı gibi bu eser de denemelerden meydana geliyor. Sait Türkoğlu’nu, dergilerde yayınladığı yazılardan yola çıkarsak denemeci olarak tanımlamamız daha doğru olur.
Kalbin Suları, “öte” unsurunu/duygusunu işleyen denemelerden oluşuyor baştan başa. Kalbin sükunu anlatılıyor. Temiz hayat, manevi bakımdan temiz olma. Gece hayatı. Gecenin kutsiyeti. “Bedenin ötesini hedefleyen bir güzellik özlemi içinde olmalıdır insan.”(sh:53)
Okuyucuya vermek istediği temel duygu, düşünce dünyanın faniliği ve çirkinliği, bunun yanında öte’nin özlenen, istenen büyük bir hayat olduğu. Dünyaya kötü penceresinden, öte’ye (âhiret âlemine) iyi penceresinden bakıyor.
İyi ve kötü ayrımını klasik anlayışla belirtiyor. Oysa, dünyanın da iyi penceresini göstermesi, aktarması gerekirdi. Yazarın tercihine sözümüz yok. Lakin hep kötü dediği dünyada da “iyi”nin olabileceğini/olduğunu anlatabilirdi.
Kalbin Suları’nı yazış maksadını şöyle dile getiriyor: “Bu kitap, iç didişmelerin tahammülü zorladığı zamanlarda derdini kalemle paylaşma zorunluluğunun ortaya koyduğu yazılardan oluşuyor; yazıcısının, dünya kaygılarından uzakta bir kuytuya sığınmayı başardığı zamanlarda akıl edebildiği, hissedebildiği anlam ve duygu meyvecikleri içeriyor. Bir başka ifadeyle; yaşadığımız çağın bunca yıldırıcı, sığlaştırıcı baskılarına karşı koymaya çalışan bir şuurun ortaya koyabildiği reflekslerinin bir sonucu olarak ortaya çıktı bu yazılar.”
Gür Bir Kavrayış Pınarından başlıklı yazı kitabın ilk denemesi. Klasik edebiyatından münacatla başlama geleneğine uyulmuş ve kitap Allah’a yakarışla başlamış. Sonraki denemede yazar gurbet konulu aforizmalarını sıralamış. “Her insan kendi gurbetinin tutsağıdır.”
Sonraki iki denemede dünyanın faniliği ve asıl olanın “öte” için çalışmak “öte”ye hazırlanmak olduğu vurgulanmış. “Ve bir gün hepimiz için mukadder olan gerçeği fısıldayacaklar:
Güçlüydü; ama şimdi zayıf!
Güzeldi; ama şimdi çirkin!
Zengindi; ama şimdi fakir!
Mutluydu; ama şimdi mutsuz!
Vardı; ama şimdi yok!
Ey kalbim!
Bütün bunları metanetle karşılayabilecek misin?” (sayfa:22)
Bazı denemelerinde de hikemî tavrını takınıp, güz üzerine, aşk üzerine, sanatçı üzerine, gönül üzerine hükümler veriyor.
“Aşk, hiçbir modern iletişim aracına malzeme olmaması gereken, iki kişi arasında kendi mahremiyetini koruyarak süregiden, aynı zamanda ruhların karşılıklı halleşmesinden olgunlaşma payı çıkarabilen tertemiz bir duygudur.”(sh: 50)
“Kısacası efendim, aşk iyidir, güzeldir, hoştur da, her şey insan onuruna yakışır bir yörüngede yürürse fena mı olur? İki kişi arasında alım balım yürüyen beşerî aşkın da, meşru çizgisinde gittiği takdirde, tatminkar yürek atılımlarına vesile olduğu çok görülmüştür.”(sh:52)
Göl ve yol denemelerinin çok dokunaklı olduğunu söylemeliyim. “Göl hep aynı göldür. Aynı güneşten eksilmektedir.”(sh:57), “Yol içimde kıvrılıp yatan tayın yekinmesidir.”(sh:62)
Yalnızlık Düşleri denemesinde, yalnız adamın hallerini anlatır. “Yalnız adam dünyanın müzmin göçebesidir.”(sh:65). Yalnız adamla kekeme arasında bir ilgi kurar. “Gerçek yalnızların çoğu kekemedir”(sh:66). Geceyle ilgili düşüncelerini anlattığı bölümler birer cümlelik bölümlere ayrılmış. Her paragraf bir cümleden ve her cümle ayrı bir bölümden ibaret. “Gecenin doyumsuz bir sır sofrası olmanın yanında, bize gürbüz hüzünler getirdiğini de biliyor muydunuz?”(sh:76). Okumanın Aydınlığında başlıklı denemesinde “Okumak ışığa uzanmaktır.” diyor. Ruh Sarayı Nereye Kurulmaz başlıklı denemenin son bölümü eksik. Paragraf yarım kalmış. Kitabın son denemesi Salkımlar’da, hikemî cümleler bold yapılarak dikkat çekilmiş. Salkımlar’ın son bölümünde yazar, kalbine hitap ederek kitabına son vermiş. Kalp saffetinden bahisle başladığı denemelerini yine kalbe hitapla bitirmiş.
Bütün bu denemelerde büyük bir dil duyarlığı ve üslup birliği görülüyor. Kelimeleri, deyimleri, terimleri, atasözleri ve cümleleri kuruş biçimi yazarın dil işçiliğini ne kadar titizce yaptığını gösteriyor. Yazarın referansları şunlar: Kur’an-ı Kerim, Mevlana, Said Nursi…
Necip Fazıl’ın üslubuna yakın duran Türkoğlu’nun Peyami Safa’yı da iyi okuduğu gözlemleniyor.
Sütun Yayınlarının altıncı kitabı olarak çıkan Kalbin Suları’nın editörlüğünü denemelerinden tanıdığımız Nihat Dağlı yapmış. Kapağa sularda, sandalda seyreden yalnız bir adam fotoğrafı düşünülmüş. Yazarın ismi el yazısı biçiminde tasarlanmış. 117 sayfadan oluşan kitapta bir önsöz ve yirmi bir deneme bulunuyor. Fani dünya, gece, sanatçı konuları ağırlıklı yer alıyor.
Sözlerimi, Kalbin Suları’nın son satırlarıyla bitirmek istiyorum:
“Sonsuzluğun yüreğine doğru uzanmak,
Işığa yürümek ve günün ışıltısını kalbe taşımak…”
Konuya eklenen yorumlar