• Ana sayfa
  • e-yağmur
  • e-yazarlar
  • e-arama
  • e-iletişim
  • Konu

    Bu yazı toplam 809 kez okundu | Bu yazıya yorum ekleyebilirsiniz.
    Yorum Ekle Yazıcı görüntüsü Arkadaşına gönder


    HİKAYE ATÖLYESİ/ÜSLUP ve NEHİR ÖYKÜ / RECEP ŞÜKRÜ GÜNGÖR

         Öykü, bir dil işçiliğidir. Kurgusu, kahramanları, mekanları bu dil işçiliğiyle ifadesini bulur. Öykü, romana göre yoğun metinlerdir. Fazla kelimeler, cümleler atılmış, ayrıntılar azaltılmıştır. Anlam en az sözle ifade edilmeye çalışılmıştır. Yani ki öykü, şiirde susulan yerlerin yer yer açılmasıdır.

         Deyimler, terimler, atasözleri, kullanım şekilleri öykünün edebilik ölçüsünü belirler. Olay akışı kadar kahramanın belirginliği, düğüm kadar çözümün zarafeti öyküyü iyi/orta/kötü nitelemeleri bakımından belirlemeye yarar.
    Anların fotoğrafıdır öykü. Fotoğrafların dile gelmesidir.
    Öyküyle resim, incelikleri işlemesi bakımından şiirin iki sadık dostudur. Şiir öyküden resimden romandan mimariden etkilenir. Öykü de; şiirden, resimden, roman ve mimariden esinlenir.

         Öykücünün temel besin kaynağı şiirdir. Dilde de temel dayanağı yine şiirdir. Şiir değil ama şiirsel olmalıdır öykü. Sözcükler özenle seçilmiş, yerli yerine yerleştirilmiş, bir sözle birçok mana verilmiş olmalıdır.

         Bütün bunlardan sonra öyküye ciddiyetle eğildiğine şahit olduğum bir genç öykücüden bahsetmek istiyorum: Gönül Atölyesi kitabının yazarı Şemsettin Yapar'dan...
         Birbirini takip eden, kahramanları pek değişmeyen ama, her biri ayrı birer öykü olarak da değerlendirilebilen metinlerden oluşuyor kitap. “Sır, Bu Böyledir” öykülerinde kullanılan nehir-öykü tekniğini yazar Gönül Atölyesi’nde kullanıyor.
    Muzip macera düşkünü bir kahramanın öne çıktığı öyküler kaleme almış Yapar. Kahramanının cahilliklerini anlatırken kendinin (yazarın) yazarlığını, üstakıl, yaratıcıyazarlığını öne çıkarıyor. Öykülere girince bunu anlamak daha da kolaylaşıyor. Yazar kendini bilge bir kahramanla temsil ediyor öykülerde. “Ekrem Abi” adını verdiği kahramanı yazarı en bilge, en pratik, en çözümcül yanıyla temsil ediyor. Ekrem Abi’nin konuşmalarını okurken kulağıma yazarın sesleri geliyor. Bir kamera gözünün arkasından duyulan sesler gibi.
         Engin baş kahraman. Engin’in okul, aile, mahalle, arkadaş ortamını Ekrem Abi karakterini ideal merkeze oturtarak anlatıyor. Olay akışı Engin merkezli gelişirken, çözümler Ekrem Abi’yi işaretliyor.

         Yazarın okuyucuya vermek istediği mesaj Ekrem Abi karakteriyle veriliyor. Bütün müşkülleri o çözüyor, sorulara cevap veriyor. Her işini bir hikmetle yapan Ekrem Abi mürşit rolüyle payelendiriliyor.

         Kahramanlar bir öyküde bulunması gereken kadar az ve belirgin karakterler. Olaya uygun tipler. Kahramanlar haz/keyif/zevk peşinde koşmuyor. Sorgulayan bir yapıda kurgulanmışlar. Engin’i, farklı mekanlarda çeşitli olaylar yaşattıktan sonra, Ekrem Abi’ye getiriyor ve orada düğümleri çözüyor.

         Ekrem Abi, düşüncesinin, idealinin imzasını atıyor Engin'e. Yazarın, konuşmalarla diyalogun gücünden yararlandığını; gösterme yerine anlatmayı öne çıkardığını görüyoruz. Yazarın maksadı bir şeyi göstermek değil anlatmak olarak beliriyor. Konuşma bölümlerini öyküsünün güçlendirici unsuru şeklinde kurguladığını anlıyoruz.

         Mekan, daha çok ev ortamıdır. Düğümler ev ortamında çözülüyor. Engin ev ortamında sorularına cevap buluyor. Demek ki, “ev” bir metafor olarak kullanılıyor. Belirgin bir mekan tasviri göze çarpmıyor, çünkü idealize edilmiş bir mekanda idealize kahramanlar konuşturuluyor. Mutfak, banyo, salon gibi “yer”ler veriliyor ama, mekanın ayırıcı özelliklerine girilmiyor. Ekrem Abi de bir mürşit metaforu olarak işleniyor.
         Kelimeleri bol öykülerle karşılaşıyoruz. Deyimler yerli yerince kullanılıyor. Atasözlerine gerektiğince yer veriliyor.
    Yazar, akıcılığı dilini çeşitleyerek sunuyor.Zaman akışı nesnel, kronolojik bir akışla veriyor. Dairesel zaman sarmalına pek girmiyor.

         Zaman ve mekan akışı ile görsel bir aura oluşturuluyor. Şemsettin Yapar’ı okurken yeni kelimeler, cümleler öğrendiğinizi göreceksiniz. Okuru bir üst basamağa çıkarıyorsa yazar, tesir icra ediyor demektir. Bunu ben de anlatırım dedirten ama anlatmaya kalkışıldığında anlatılamayan metinler. Bu öyküler okurda bu duyguyu uyandırıyor. Sadelik elbisesini giyinmiş çıraklığı aşmış kalfalığını tamamlamak üzere olan yazardan öyküler.

         Sabahattin Ali'nin kahramanları sosyalizmi anlatıyor edebiyat elbisesini giyerek. Şemsettin Yapar’ın kahramanları da edebiyat urbasına bürünmüş, inanç hakikatlerini anlatıyor. Bu, seksenlerden sonra öykü ve şiirde ciddi bir sorun olarak görülmektedir. Meselesiz bir edebiyatın yanında meseleleri anlatanların da edebiyatsızlaştığı sorunu… “hidayet eserleri” eleştirileri konuşuluyordu, iki binlerde yazılıp çiziliyordu hani…
    Edebiyatsız bir dil/din olamaz. Milleti var eden temel unsurlardan biri dildir. Dili dinden soyutlayarsak derisi soyulmuş bir ucube canlıyla karşı karşıya kalırız. Din koruyucu, yapıcı, inşa edici olarak milletin en temel değeridir. Dini taşıyan da dildir.

         Metafor kullansa bile öyküyü metaforik düzleme çekmiyor Şemsettin Yapar. Hayatın gerçeğini/gerçekliğini yalın bir kurgu ve üslupla anlatıyor. Hayatın dilini, gerçekliğin tanıklığını cemaat söylemi içinde kurguluyor. Gönül Atölyesi öyküleri, dille dinin mezç edildiği, dili sağlam yöneliş öyküleridir.


    Gönül Atölyesini Online Almak için

    www.kitapkaynagi.com





    Yağmur Dergisi
    Üç aylik Dil-Kültür ve Edebiyat Dergisi
    Emniyet Mahallesi Huzur Sokak No:5 Üsküdar / istanbul
    Tel : 0 216 318 60 11 Faks:0 216 318 53 14
    Gizlilik İlkeleri - Kullanım Şartları - Copyright © 2004 - 2010