|
Bu yazı toplam 1103 kez okundu |
Bu yazıya yorum ekleyebilirsiniz.
|
|
|
Gelenek bizi bir yerde hikmetle buluşturur. Hikmet hakikat bilgisidir. Kişioğlunun kendi benliği ötesinde öze/hakka/gerçeğe muttali olması/kalbinin açılmasıdır. Mevlana, Yunus, Niyazi-i Mısrî, İbrahim Hakkı, Bediüzzaman, Fethullah Gülen, Mahmut Ustaosmanoğlu bu erenlerdendir. Onların manevi huzuru, huşusu yaşadıkları coğrafyaya bile tesir etmiştir. Yaşadıkları yerlerde her alanda hareketlenme olmuş, inayetin ihsanı açıkça görülmüştür.
İçe dönük dünyanın işaretlendiği gelensel anlatılarımızda dış kabuk olarak varlığını ve anlamını korumuştur ama için mahfazası olmaktan öteye pek gidememiştir. Bu bağlamda mana önemini her çağda korumuştur.
Gelenek bizi kalbe sürükler. Kalp medeniyeti diyebileceğimiz saf bir dünyaya çağırır. Mutasavvıflar, şairler, hikayeciler, vakanüvisler anlatılarında nihai hedef olarak orayı işaret ederler.
Sözümü çağımızın bilge duruşlu insanlarına getirmek istiyorum. Bunlara yeni Mevlana, yeni Yunus diyesim geliyor. Hikmet Pınarı, o kalp ehillerinden biri olan Said Türkoğlu’na ait. Anadolu cisimleşmiş Said Türkoğlu adını almış konuşuyor. Bilgece, dervişçe sözler, öğütler söylüyor. Yaşanmışlıklar biriktirilmiş bir kâsede sunuluyor. Nasibimiz kadar biz de o kâseden içmeye çalışıyoruz. “…insan göz düzeyini aşmayan şatafata yöneldikçe ruhundaki öte atılımları körelir.” diyor Türkoğlu.
Yaz Hikayeleri, İyilik Kelebekleri, Yoklukta Hayta Var, Işığın Kalbi, Yazarlık Ağacı, Kalbin Sularında, Hikmet Pınarı… yedi kitaba imza atan Sait Türkoğlu’nun kitaplarının çoğunu Sütun yayınlarında gün yüzüne çıkarıyor. Yaz Hikayeleri Gonca yayınları, İyilik Kelebekleri ise Salıncak yayınlarınca okuyucuya ulaştırıldı.
Mevlana okulunun sadık, dikkatli, uyanık bir dervişi Türkoğlu. Dönüp dönüp Mesnevi okuyor. Fih-i Mafih, Divan-ı Kebir okuyor. Hikmet pınarından beslenince onun bereketini görüyor. O okumalardan kalbine doğan manalar yazıya dönüşüyor. Dört kitap Mevlana okumalarından süzülenlerden oluşuyor. Yoklukta Hayat Var, Mesnevi hikayelerinin manzum-öykü formatında yeniden yazılmasından müteşekkil. Dil tadı var, kurgu tadı var, hikmet tadı var. Işığın Kalbi, Mevlana’nın, özelde Mesnevi’nin, özlü sözlerinin alfabetik sırayla verilmesinden meydana geliyor. Kalbin Sularında, daha bağımsız görünen denemelerden oluşuyor. Satır aralarına girince Mevlana’nın gülümsediğini görüyorsunuz. Yazarlık Ağacı, Türkoğlu’nun hocalık eseri. Bunca yıllık yazarlık birikiminin yazıya dökülmesi. Kuru teknik bilgilerden uzak, yazmayla tutku, yazmayla özveri arasında sıkı bağlar kuran bir kitap. Yazarlık serüvenine çıkacaklara bir fener, bir ışık olabilecek kitap. Yazarlık bir ağaçtır. Yazar adayı önündeki ağaca bakarak kendine yeni bir ağaç çizmelidir. Yazarın son kitabı Hikmet Pınarı bizi yine Mevlana’ya götürüyor.
Türkoğlu, okurunu iyiden iyiye Mevlana’ya yaklaştırıyor.
Mevlana’nın sözlerini epigraf yapıyor ve o söz etrafında sözcükler pervaz ediyor. Ben bu kitabına Işığın Kalbi’nin şerhi diyorum.
Hakikat değişmiyor. O hep sağlam, sahici, güvenilir duruyor. Türkoğlu, döne dolaşa aynı çeşmeye geliyor. Aynı hakikat çeşmesine.
Hikmet Pınarı, ocak 2007’de raflara girdi. Mavi kapağın ortasına fon olarak Mevlana türbesi, önde de sema eden birkaç insan konmuş. Kitabın tür başlığı “deneme”. Adına ve türüne bence çok yakışan bir kitap. Bir solukta okunası, bir oturuşta bitirilesi ama hep dönülüp okunulası bir kitap. Her akşam bir babını ders niyetine okusak çok hoş, çok faydalı olur.
Dil konusunda titizliğiyle bildiğimiz Türkoğlu Martı, Irmak Yazıları, Yitik Düşler ve Yağmur dergilerinin serüvenlerinden yetişmiş birisi. Martı’nın, Irmak Yazıları’nın, Yitik Düşler’in hocası olmuştur. Yayınlarını yönetmiş, dergilerin her aşamasında işini üstlenmiş, orada epey bir ismin gün yüzüne çıkmasına vesile olmuştur. Recep Şükrü, Mustafa Uçurum, Hüseyin Kaya, Cafer Keklikçi, Ramazan Kılçak, Ökkeş Evren…
Şimdilerde yeni isimlere hocalık, ağabeylik, yol işaretçiliği yapmaya devam ediyor. Görünme hevesi hiç mi hiç yok. kitaplarını dostlarının ısrarıyla yayımlıyor. İmza günlerine gitmiyor. Kalabalık yerlere çağrılmaktan hazzetmiyor. Kitabında anlattığı hikmeti önce kendi yaşıyor, sonra başkalarına anlatıyor.
Sizler için Hikmet Pınarı’ndan seçtiklerim:
“ALDANIŞ TERZİSİ”
“Her nitelikli kitap okuruna bir şeyler katar şüphesiz.”
“Mesnevi okurken, aklım, ruhum ve kalbim tam da nitelikli bir iştiyak sularında harekete geçiyordu. Bu gıdalanmayı öylesine benimsedim ki kalkıp Mesnevi’den bir “Işığın Kalbi” adlı özlü sözler kitabı devşirdim. Bununla da gönlüm mutmain olmadı, içime en çok serinlik veren, beni şimdiye kadar varamadığım ufuklara taşıyan sözleri seçip kendimce yorumlamaya çalıştım. İşte elinizdeki kitap, sözünü ettiğim iştiyakın eseridir.”
“Bu kitap, tohumunu Mesnevi topraklarından alarak bir hikmet pınarına ulaşmaya azmetmiş coşkulu bir gönül yolculuğunun eseri.”
“Şuurlu insan, çevresinde olup bitenlerin ışığında ya da gölgesinde kendisine yaşanılır bir dünya kurma, buradan da ebedi hayata uzanan hikmet pencereleri açma çabasındadır.”
“Edebiyat diye çuval çuval kitap devirmişiz de bu bizi daha çok, ukâlalaştırmış, gevezeleştirmiş; sanat diye gönül düşürdüklerimiz ruh bakışımızı şaşılaştırmış.”
“Yıllar birbiri üstüne devrilip biz vicdanımızın sesini daha duyarlı şekilde duymaya, ruhumuzun “öte” fısıltılarına kulak vermeye başladığımızda iyice anlarız ki nice okuduklarımız, dinlediklerimiz, seyrettiklerimiz, dört elle sarıldıklarımız, bir hayvan iştihasıyla hücum ettiklerimiz, bütün kalbimizle terennüm eylediklerimiz ve daha neler neler, meğer ayağımıza kırk kilitle bağladığımız bukağılarmış.”
“Aldanış terzisi, hiç tükenmeyecekmiş gibi hoyratça keser, biçer, sağa sola savurur da ömür atlasını, bir gün dönüp muhasebe gereği duyduğumuzda ne kadar gereksiz kırıntılarla, yanlış tasarruflarla karşı karşıya olduğumuzu anlarız. Bu anlama, çoğu şeyin telafisi için işe yaramaz artık. Kala kala yakıcı bir pişmanlıkla baş başa kalırız.”
DÜNYA DALI, UKBA DALI
“Çocukluk toprağında boy verip serpildikçe kalbinde, kafanda yeni yeni duygu-düşünce meyveleri belirmeye başladı; derken çocukluktan kopmak sana gençliğin daha olgun daha doyurucu meyvelerini tatmaya başladığın için zor gelmedi. O musluğa daha gevşek yapıştın ve gençlik kornasına gözlerin kamaşarak sarıldın. Bu böylece sürüp gitti…”
KİLİMİN TOZUNU SİLKMEK
“Ey oğul, cefa sana değildir ki sendeki kötü huyadır. Sopayla kilimi, halıyı döven adam; kilimi, halıyı dövmez, tozunu silker.”
“Sağlık görevlisi, çocuğa iğne vurmak için harekete geçince minik çocuk, kendisine düşman saldırıyor sanır. Ve iğne vurulmamak için bağırır, çağırır, kendini yerden yere atar. Görevliye tekmeler savurur.”
“Çocuk, çocuk aklıyla bunu nasıl anlasın! Anlasa bile ondaki acı hissi iyileşme gereğinin önüne geçmiştir. Çocuk peşin acıya isyan ediyor da sıhhatli yaşamanın önemini düşünemiyor.”
“Ey nefsim! Nankörlerden olma da seni ebedi ateşlerden kurtaracak ikazları, öğütleri “baş üstüne” deyip gönül hoşluğuyla karşıla.”
DİN GAMI, DÜNYA GAMI
“Bir merdiven edindin ki onunla her basamakta alçaldıkça alçaldın. Oysa inanç merdiveni edinseydin gönlün derin göklerine doğru yükseldikçe yükselirdin. Böylece görünüşü zahmetli sonu selametli bir ufkun yolcusu olurdun. Ama sen dünya damarına sımsıkı sarıldın da din ışığı sana yabancı kesildi. Böylece bütün gizli âlemlerin güzellikleri sana kapalı kaldı. Oysa görmüyor musun, asırlardır gönül göklerinde parlayan uluların hangi yolu seçtiklerini? Ya şeytanca bir iştihayla dünyaya saldıran Firavunların, Nemrutların, Ebucehillerin yolunu?”
DİKENE SU VERMEK: ZULÜM
“İçimizdeki topraklarda güzel ve faydalı duyguların yetişmesine, gelişmesine fırsat vermişsek, toplumda iyi bir yere; kötü duygulara fırsat vermişsek kötü bir yere sahip oluruz. İçimizdeki kötü duyguları frenlemek gerektiğinde onları bir ağacı budar gibi budamak, kendimize ve yaşadığımız topluma en büyük iyiliktir.”
“Çoğu kötü duygular, başlangıçta zararsız görünürler; ama dallanıp budaklanınca bu duyguların zararı belirmeye başlar. O zaman da iş işten geçmiştir.”
ATI TERBİYE ET!
“Köroğlu’nun babası, Bolu Bey’inin isteği üzerine Anadolu’ya soylu at aramaya çıkar. Erzincan dolaylarında oldukça bakımsız, zayıf ama soylu iki at bulur. Bunları Bolu Beyi’ne getirir. Bolu Bey’i attan anlamadığı için Köroğlu’nun babasının, bu zayıf atları getirmekle kendisiyle alay edildiğini sanır ve zavallı adamın iki gözüne mil çektirir. İki gözü kör olan baba, bakımsız atları da yanına alarak evinin yolunu tutar. Köroğlu, babasının bu haline çok üzülür, intikam duygusuyla dolup taşar.”
“Dünya yüzünde, bir padişaha at beğendirmek için yıllarca çalışan bir terbiyeci, bütün padişahların padişahı olan Allah’a yaptıklarını beğendirmek için ne yapıyor? İnsanoğlu aynayı kendi içine tutarsa terbiye edilmesi gereken nice eğri büğrü huylara sahip olduğunu anlar.”
SEVGİ RESİMLERİ
“Nine yetmiş-yetmiş beş yaşlarında... Dede ise sekseni aşmış gibi duruyor. Tâkat kalmamış dizlerinde. Birkaç dakika dinlendikten sonra üç beş adım yürüyebiliyor ancak. Kim bilir, daha gidecekleri ne kadar yol var? Nine sımsıkı sarılmış dedenin koluna, elinde de poşetler var. Yanlarından geçerken ninenin, yılların pekiştirdiği bir sadakat ışıltısıyla hayat arkadaşına sevgi ve güven dolu bakışlar fırlattığını fark ettim.”
GÖRÜNENDEN İBARET DEĞİLDİR HAYAT
“Nihayet zamanın ağır yolculuk şartlarına rağmen, Medine’ye varıyor fakat şanssızlık ki, Peygamber Efendimiz, Tebük Seferi’ndedir. Annesine verdiği sözü hatırlıyor, fazla beklemeden geri dönüyor. Hasret yine bitmiyor, gittikçe derinleşip kökleşiyor… Peygamber Efendimiz, sefer dönüşlerinde Veysel Karani Hazretleri’nin selamını alıyor ve sahabe efendilerimize onun yüce bir insan olduğunu söylüyor. Daha sonraları mübarek hırkasını ona hediye olarak gönderiyor.”
“Bir ırmak tarlaların, dağların tepelerin vadilerin arasından akıp gider ve sanırsın ki bu akış eğreti ve çevresiyle ilgisizdir. Oysa ırmak içten içe toprağı öyle doyurur ki kıyılardaki binlerce bitkinin canına can katar. Görünüşte ırmak bitkilerin yanından yöresinden akar gider; ama gerçekte bitkilerin canı ırmağın canıyla bütünleşmiştir. Yatağı bir kuruyuversin bakalım, bitkilerin yüzünde, damarında bet beniz kalır mı?”
TOPRAK, YAKARIŞTAYSA YAĞMUR YAĞAR
“Mecliste, bana söz söyletecek kişi bulursam, benden çayırlık, çimenlik gibi yüz binlerce gül biter; fakat söz öldüren bir kaltaban bulunursa nükteler, gönülden hırsız gibi kaçar gider.”
“Söz, kendisini dinleyen kulak varsa sözdür. Göz, her şeyi hayatın anlamlı kılınması için görüyorsa gözdür.”
“Tarlayı güzelce arklara bölüp tümsekli zemini düzlemedikten sonra sulamanın faydasını bekleme!”
HAYATIN AVCISI OLMAK
“İnsan, topraktan yeşertmeyi; sudan hayat sunmayı, güneşten kucaklamayı; kelebekten, çiçekten sevgi yaymayı, arıdan sanatlı iş yapmayı öğrenmeli ki günleri, haftaları, ayları dolu dolu geçsin. Ve her şeyi zamanında yapmalı ki aklı başına geldiğinde iş işten geçmiş olmasın!”
GERÇEK SANAT
““Sanatı gören gözler” olmaya çalışmak bizim yaratılış gayemizdir öyleyse. Böylece, “görebilmeyi” bir sanat haline getirebilmek, gözün takatini aşan bir görme yeteneği kazandırır insana. Perde perde açılan öteler ufku, böylece bakış, duyuş, seziş sahibine aslında görünen varlıkların sebeb-i hikmetini en anlamlı şekilde kavratır.”
Konuya eklenen yorumlar