• Ana sayfa
  • e-yağmur
  • e-yazarlar
  • e-arama
  • e-iletişim
  • Konu

    Bu yazı toplam 1058 kez okundu | Bu yazıya yorum ekleyebilirsiniz.
    Yorum Ekle Yazıcı görüntüsü Arkadaşına gönder


    TÜRK EDEBİYATININ YENİ ELEŞTİRMENLERE İHTİYACI VAR / RECEP ŞÜKRÜ GÜNGÖR

    Şiir söyleyenlerin, şiir üzerine yazılar yazması genel bir beklentidir. Bu, o şairin şiir hakkında ne söylediğini, ne düşündüğünü, bir şiir teorisinin olup olmadığını öğrenmek bakımından önemlidir. Şiir üzerine konuşmayan, yazmayan şairler de pek kalıcı olamamışlardır. Modern şairlerimizin hemen çoğunun bu tür yazıları, konuşmaları vardır. Bu öyküde de, romanda ve denemede de böyledir.

    Ali Osman Dönmez’e getirmek istiyorum sözü. Ödüllü şair olarak bildiğim biridir o. Şiirlerini üniversite öğrencileri internet sitelerinden alırlar ve yarışmalara gönderirler, derece alırlar, para alırlar. Peki şiirin asıl şairi ne yapar? O gençlere hakkını helal eder. Onun bu alçakgönüllü, gençleri hoşgörür tavrı söz etmeye değer elbet.

    Geçen yıl Türkçe Olimpiyadında Iraklı öğrencinin ben yazdım diyerek okuduğu Yankısız Çığlık adlı şiir de Ali Osman Dönmez’in idi. Ona da sesini çıkarmadı, sadece haberi yayınlayan televizyon kanalını arayıp sitedeki metni düzeltmelerini istedi.

    Bütün bunları bana söyleten Ali Osman Dönmez’in “Mısraların İzinde” adlı inceleme kitabıdır. Kitabın türüne inceleme yazılmış ama kitap aslında bir tahlil denemelerinden müteşekkil. Kapağının güzelliği, iç tasarımın okumaya elverişli hazırlanması, kağıdının okumayı kolaylaştıran bir kağıt olması, yayınevinin bu yıl “Türkiye Yazarlar Birliği Yayıncılık Ödülü” alması birer artı.

    Yazar kitabı için önsözde “edebiyat/şiir meraklısının mütevazı okuma notları” diyor. Kitap, mısraların yorumlanıp bir sonuca ulaşılması şeklinde tasarlanmış.

    Cahit Sıtkı’yı daha çok ölümden korkan şair biliriz ama yazar, onun yalnızlık karşısında takındığı tavrı ele alıyor. Yalnızlığı bile isteye seçtiğini, bunun şairliğin, hassas ruha sahip oluşun bir gereği sayıyor. Cahit Sıtkı’dan alıntıladığı mısralarla sözünü doğrulamaya çalışıyor. “Bir aşkım varsa bugün/ Bahçedeki çiçeklerdir/ İnsanlara değil / Boşuna çalıyorsun kapımı/ Postacı/ Boşuna çalıyorsun.”

    Cahit’in Robenson şiirinden hareketle şöyle diyor: “İnsanlar, yapmak isteyip de yapamadıkları şeyleri gerçekleştiren kişilere her zaman hayranlık duyar ve onları saygıyla yâd ederler. Bir türlü kalabalıkların Robenson’u olmaktan kurtulamayan, içinin mağaralarında kendini korumaya çalışan Cahit Sıtkı’nın, roman gerçeklerinde de olsa hakiki bir yalnızlık yaşayan Robenson adına şiir yazması ve onun yaşadığı hayata özenti duyması manidardır.”

    ‘Ötesini Söyelemeyeceğim’ Şiirinden Hareketle Sezai Karakoç’un Şiirinde Kadın tahlil denemesinde Karakoç’un, kadını, Diriliş teorisine uygun bir şekilde, İslam medeniyetinde olması gerektiği gibi anlattığı vurgulanıyor.
    Karakoç’un Diriliş teorisini anlattıktan sonra asrın dertli şairi Akif’e geçiyor. Akif’in bilimle dinin mezcedilmesi fikrine dikkat çekiyor. Batı kültürünü reddeden Akif’in Batı ilmini, fennini önemseyişine dikkat çekiyor. “Akif’in fikirlerinin tutarlı olmasının temelinde; kendisinin hem pozitif bilimlerde hem de dinî ilimlerde çok iyi bir eğitim almış olması yatmaktadır.”
    Akif’e göre geriliğin sebebi, dinin yerini hurafelerin almasıdır. Bunun yanında inançlı insanların tembelliğini sayar Akif: “Bir bakıma gökler uyanık, yer uyanıktır,/ Dünya uyanıkken uyumak maskaralıktır!/ … Yer çalışsın, gök çalışsın; sen sıkılmazsan otur!” Akif’e göre başka bir sıkıntı da Tanzimat aydını ile halkın arasının açık olmasıdır. Halk Tanzimat aydınına inanmaz. Çünkü Tanzimat aydını yerli olmayan bir yaşam biçimi önermektedir. Batıdan alınanların kendi ruh imbiğimizden geçirilmesi gerektiğini de savunur Akif. İlmin ve sanatın milliyetinin olmadığını söyler ama milliyeti ve milli sanatı bir kenara atmaz.

    Fethullah Gülen’in Ruhumuzun Heykelini Dikerken adlı eserinde “ruh hekimlerimiz” dediği isimlerden biri de Akif’tir. Asrın başında, henüz çoğu bilim adamımızın adını bile bilmediği halde, Risalelerinde zerreden, atomdan bahseden Bediüzzaman gibi Akif de atomdan bahseder.
    İsimler sıralanabilir böyle. Yazar daha sonra şiirimizde naat konusunu, at motifini, çeşmeleri, şiirde şuuraltı, rüya ve ufukları ele alır. Kitabın son dört başlığı şiirden ayrılıyor. “Osmancık Romanında Horasan Erenleri”, “Tarık Buğra’nın Türkçe Sevdası”, “Dili Yeniden Düşünmek”, “Osmancık’ın Osman Beye Yolculuğu”. Bu dört başlıktan üçü romandan hareketle kaleme alınmış incelemeler. Dil yazısı ise bu sistematiğin dışında kalıyor. Bu düzenlenişi ne maksatla yaptığını anlayamadım. Kitabın adı Mısraların İzinde. İçinde roman ve dil yazıları var. Olmasın anlamında demiyorum ama kitabın adıyla bağlantı kurmadım. Üst başlık “inceleme” olduğuna göre bir mahzur görmemiş olabilirler. Yazarın tercihine saygı duyarım. Kitabın adı “İnceleme Yazıları” veya buna benzer başka bir isim olsaydı bu eleştirilerimi yapmazdım elbette.
    Şiirleriyle tanıdığımız Ali Osman’ın şiir kitaplarını, şiirini yazmak isterdim doğrusu.

    Kitap eleştiri, inceleme, tahlil alanında bir boşluğu dolduruyor. Bu bakımdan önemli. Kaplan’dan sonra sistematik eleştiri yapan, hepimizin ittifakla kabullendiği bir isim yok. Orhan Okay gibi birkaç seçkin akademisyenimiz var. Ama Kaplan’ın “Şiir Tahlilleri, Hikaye Tahlilleri” gibi bir eser daha yazılmış değil. Ali Osman’ın kitabını bu açığı bir nebze kapatması bakımından önemli buluyorum. Metinler arası tahlil yapabilmek, ciddi bir müktesebat ve sabırlı bir çalışma ister. Belki de bir ömür ister. “Ben buradayım eleştirmenim, sen nerdesin?” desem kaç ses gelir? Ömer Türkeş, Ömer Lekesiz, Sezai Coşkun. Bir iki isim daha ekleyebiliriz ama yetmez. Türk edebiyatının ciddi birikimli eleştirmene ihtiyacı var.


    Yağmur Dergisi
    Üç aylik Dil-Kültür ve Edebiyat Dergisi
    Emniyet Mahallesi Huzur Sokak No:5 Üsküdar / istanbul
    Tel : 0 216 318 60 11 Faks:0 216 318 53 14
    Gizlilik İlkeleri - Kullanım Şartları - Copyright © 2004 - 2010