3784 kere okundu

Türk Dilinde Hızır Aleyhisselam Kültürü

Yağmur

Hiçbir dil, gökten düşmüşçesine def'aten (bir anda) ortaya çıkmış değildir. İslam dini de dahil olmak üzere hemen bütün semavi dinlerin, hakkında inanç birliğine vardığı ortak kabule göre; yeryüzünde ilk insan Hz. Adem'dir. Bu sebeple de temelde bütün diller, tek bir dilden türemiştir. Ademi (as)'in ağzındaki bu ilk lisan, asırların gelişme süreci içerisinde kendine özel bazı sebepler sonucunda değişik kollara ayrılmış ve birbirinden farklı lisanlar haline gelmiş; bu müstakil lisanlar da zamanla coğrafik ve sosyo-kültürel birtakım etkilerin şekillendirmesi altında yeni anlatım biçimleri ve ilaveler ala ala zenginleşerek ta bugünlere kadar gelip ulaşmıştır. Dillerin kendi içinde zenginleşip gelişmesinde bazı unsurlar vardır; halk tarafından önemsenir ve zamanla o unsurların etrafında bir takım tabir, deyim ve atasözleri meydana gelir. Bu meyanda kadimden bu yana Türk toplumunda mevcut bulunan Hızır Aleyhisselam inancı ve o inanç çevresinde gerek dini ve gerekse örfi bir kısım tabir, deyim, atasözleri oluşmuştur.

Cemil Meriç "Kütüphane, bütün çağların, bütün ülkelerin ölümsüzleri ile dolu" der. 1 Bu ölümsüzlerden birisi: Hızır Nebi. Türk Dilinde Hızır Kültürü mevzuuna dair ne müstakil bir eser yazılmış ve ne de herhangi bir makale yayımlanmış. Bu yazıda, öz kaynaklarımız taranarak tespit edilen bu tarihi dil birimi, muhafaza altına alma düşüncesinin de ötesinde, bunların olabildiği ölçüde yeniden ihya edilerek günlük dile kazandırılması hedeflendi. Malum olduğu üzere: Hızır (as), ismi Kur'an-ı Kerim'de açıkça belirtilmeksizin 'salih kul' unvanıyla zikredilir ve Hz. Musa'nın kendisiyle yaptığı seyahatten bahsedilir. 2 Kim olduğuna dair temel bilgiler ise, en doğru ve güvenilir şekilde ancak hadis-i şeriflerde bulunmaktadır. 3 Sahihi, zayıfı ve mevzusuyla eldeki rivayetlere göre: İlyas (as) ve -bazı rivayetlere göre de- veziri bulunduğu Zülkarneyn yahut İskender ile beraber ömürlerini ölümsüz kılacak bir çare arar ve bir meleğin (ya da din bilginlerinin) işaret etmesi neticesinde karanlıklar diyarında gizli bulunan o meşhur ab-ı hayatın ardına düşer. İlyas (as) da beraberinde olarak, sonunda hayat suyuna ulaşır ve ondan içer. Orada Allah'ın Ehadi bir tecellisine mazhariyetle ölümsüzlüğe, ledünni ilme ve bazı harikulade özelliklere sahip olur:

Bastığı yerlerin yeşillenmesi ve etrafa hoş bir kokunun yayılması; -Musa (as) ile olan meşhur yolculuğunda da görüldüğü üzere- hikmetini ancak kendisinin bildiği bazı icraatlarda bulunması; darda kalmışların imdatlarına yetişmesi; bir görünüp sonra ansızın sır olup kaybolması; bazen dilenci kılığına girerek insanlardan bir şeyler istemesi ve verip-vermemelerine göre de kimileri için zenginliğin, kimileri için de fakirliğin bir vesilesi haline gelmesi; yine Hıdrellez (Hızır-İlyas) gününde, kendisi gibi ebedi hayata mazhar olan Hz. İlyas'la buluşup görüşmeleri... Daha bunlar gibi onunla alakalı pek çok telakki; Hintçe, Arapça ve Yunanca da dahil daha pek çok dilde olduğu gibi bizim Türk Dilimizde de bazı deyim ve atasözlerin meydana gelmesini netice vermiştir. Öyle ki Hızır (as), Türkçe'mize kendi ruh ve manası etrafında örgülenmiş muhteşem bir dil kültürü hediye etmiş ve adeta ölümsüzleşmiştir. Onun bu hediyesi, genel manada ölümsüzlüğe ulaşmış olmasının bir tezahürü olarak, Aşık Paşa'nın: Bahtludur şol kişi kim dünyada iyi bir eser / Ölmedi diri durur ab-ı hayat içmiş gibi.. beytinde ifadesini bulan, belki daha özel manada eserleriyle de bir ebedilik pırıltısını izhar etmektedir.
"Yunus Emre bu dünyada iki kişi kalır derler / Meğer Hızır İlyas ola ab-ı hayat içmiş gibi" diyen Yunus'dan çok daha eski devirlerden, kimbilir belki de Türklerin İslamiyetle tanışmasından önceki çağlardan başlayıp -zira daha önceki dinlerde de ölümsüzlüğe ulaşmış bir Hızır veya o evsafta bir kişi inancına rastlanılmaktadır 4- asırlar boyu nesilden nesile intikal edip birike birike asrımıza kadar vicahi veya kitabi yollarla gelmiş bulunan bir dil mirası ile karşı karşıya bulunmaktayız. Bazıları itibariyle kullanım oranı neredeyse sıfıra incirar etmiş bulunan bu Hızır motifli dil kültürü, yeniden gündelik sözlü ve yazılı dile kazandırılsa, dört bir tarafından bozulma ve yozlaşma tehlikesi karşısında sürekli geriye sayım halinde bulunan Türk Dili'nin dirilişi istikametinde küçümsenemeyecek bir hizmet gerçekleşmiş olur kanaatini bekliyoruz. İşte Türk Dili'nin tarihi sürecinde Hızır ismi ve manasından muktebes veya menkul ya da melhuz olarak kurulmuş, örgülenmiş, söylenmiş ve yazılmış bulunan gerek dini, gerekse örfi birtakım isim, fiil, tabir, teşbih, terkip, terim, deyim, deyiş, özdeyiş ve atasözlerini, bunlarla anlatılmak istenen hakiki veya mecazi, yahut kinai manaları, nesir ve şiirden birer örnek eşliğinde iki bölüm olarak maddeler halinde ele alalım:

A- HIZIR ÖRGÜLÜ İSİM, FİİL, TEŞBİH, TERİM ve DEYİMLER
Hızır: Başlangıçta özel bir isim olarak dilimize girmiş ve girmesiyle de Hızır etrafında daha pek çok güzel mana parçalarını beraberinde getirmiştir; tarihi süreç içerisinde ise örf, an'ane ve edebiyatımızın vazgeçilmez bir motifi olarak mualla yerine oturmuştur. Divan, Tekke ve Halk Edebiyatlarında olabildiğine mükemmel ve incelerden ince nakışlarla işlenmiş ve hatta bizatihi avam halkın günlük konuşmalarına dahi girmiş ve inanç ve kültürümüzle bütün bütün özdeşleşmiştir. Sür'atle herkesin yardımına koşan kimseler ve kurumlar genellikle bu adla isimlendirilmişlerdir. 5 Pir Sultan Abdal: Binbir adı vardır bir adı Hızır / Her nerde çağırsan orada hazır, der. Hızır ismi, çağrıştırdığı çok yönlü cazib manalardan dolayı nice kitaplara olduğu gibi bazı şahıs, mekan ve meskenlere özel isim, soyadı, unvan, sıfat veya tamlama olarak kullanılmıştır. Kitap olarak S. Karakoç'un Hızırla Kırk Saat'i, K. Sayar'ın Hızır ve Rozası gibi. İsim-soyad olarak Hızır Reis (v.1546), Hızır Ağa (v.1760); Nusret Hızır ve Kemal Hızıroğlu gibi. Bir telakkiye göre Hızır, karalarda olduğu gibi denizlerde de darda kalanların imdatlarına yetişmektedir ki 6, bu telakki sebebiyle bazı gemilere "Hızır-İlyas Gemisi" adı verilmiştir. Yeşilliğinin bolluğuna uygun şekilde bazı yerlere isim olmuştur. Elazığ'ın Hıdır Baba, Hatay'ın Hıdırbey bucakları gibi. Hastaların imdadına hızlıca yetişmesi itibariyle sağlık ambulanslarına Hızır Acil Servisi denilmiştir.

Zulümat Diyarı/Ülkesi: Zulümat, Arapça bir isimdir ve karanlık manasına gelen zulmet kelimesinin çoğuludur. Hızır'ın ölümsüzlüğe ulaşmak için aradığı ab-ı hayatın, içinde bulunduğu, üç aylık yolu olan 'Karanlıklar Ülkesi'nin adıdır. Erzurumlu İbrahim Hakkı'ya göre zulümat diyarı; altı ay gece, altı ay gündüz olan Kuzey Kutbu'dur. Orta Çağda da yeryüzünde, bilinen yerlerin dışındaki kısımlara zulümat ülkesi adı verilirmiş. Hızır, İlyas ve İskender-i Zülkarneyn, bu diyara gitmişler; ancak aynü'l-hayattan içmek yalnız Hızır ve İlyas Nebilere nasip olmuştur. Divan şiirinde genellikle sevgilinin saçı zulümata ve dudağı da bu zulümat içindeki ab-ı hayata benzetilir. 7

Dil-teşne İskender gibi düştü saçın zulmatına / Ey Hızr-hat la'lden ol şer-çeşme-i hayvanı sun. -Ahmed Paşa-

Ab-ı Hayat: b: Farsça. 1. Ağustos ayı. 2. Su, yağmur, deniz, göl, nehir, kaynak, çeşme. 3. Parlaklık, letafet, güzellik, tazelik, canlılık. 4. Ar, namus, şeref, iribar. 5. Tarz, adet, yol. Ab-ı Hayat: Hayat/can suyu. Bengisu. Damlaları, sonsuz hayat bağışlayan tatlı ve lezzetli ölmezlik suyu. Genel telakkiye göre: Bu su, şarkta karanlık bir yerde bulunur. Hızır ve İlyas Nebilerin, ölümsüzlüğü araştırma yolunda ancak karanlıklar ülkesinde bulup içebildiği bu suya; ab-ı hayat, ab-ı hayvan, ab-ı Hızır, ab-ı beka, ab-ı cavid, ab-ı cavidani, ab-ı cüvan, ab-ı İskender, ab-ı zindegi ve ab-ı zindegani de denilmiştir. Nehrü'l-hayat, çeşme-i hayat, çeşme-i cihan, çeşme-i hayvan, çeşme-i Hızır, aynü'l hayat, maü'l-hayat şekilleriyle de kullanılan ab-ı hayat, İskender-namelerde8 geniş şekilde ele alınmıştır. Tasavvuf, Divan edebiyatı.. ve halk kültüründe çok değişik manalardan kinaye/mecazen kullanılmıştır. Mesela bunlardan olarak; Kur'an-ı Kerim, İman, İslam, Vahdet sırrı, aşk, yarin ağız ve dudağı, ilahi aşk şarabı, mürekkep, şiir.. vs. daha pek çok misal zikredilebilir. 9

Mevlana Celaleddin bir mısraında şöyle demektedir: "Ab-ı hayat geldi; ölümden niçin korkayım? Onun gibi kalkan elde ettim; kınanmaktan niye ürkeyim? "10 Yine 'ab-ı hayat' merkezli olarak türetilen söyleyişlerden bazıları şunlardır: "Üç musluklu Hızır Çeşmesi; Hızır'ın ab-ı hayat içtiği kase; Hızır Çeşmesine giden yol; Hızır Çeşmesini araştırmak; Hızır arkasına düşüp ab-ı hayat aramak; Hızır çeşmesine ulaşmak/ulaştırmak; Hızır çeşmesinden su içmek; Hızır elinden ab-ı hayat içmek; Hızır çeşmesinde yıkanmak.." 11 Nihat Sami Banarlı da bir yerde 'ab-ı hayat sunmak' tabirini kullanır: "Muhammed Peygamber'in, çok güzel olduğu bildirilen elleri, çölde susuz kalmış inanmışlara, beş parmağı beş çeşme, 'ab-ı hayat' sunmuştu." 12Şiirden de bir örnek verelim:

Ab-ı hayat olmayacak kısmet ey gönül / Bin yıl gerekse Hızır ile seyr-i Skender et. —Zeynep Hatun-.

Hızr-dem: Farsça bir isimdir; 1. Nefes, soluk. 2. Zaman, vakit, an, lahza, çağ. 3- Söz. 4. İçki. 5. Yudum. 6. Çayın haşlandığında aldığı koyu renk. 7. Körük (demirci ve kuyumcu) 8. Tasavvufta tecellinin zuhur ettiği an. 9- Arapça isim olarak/ esrar ve 10. kan, manalarına gelir. 11. Bir de yine Arapça dem' (son harf, ayn harfidir) kelimesi vardır ki; gözyaşı manasına gelir. Bu kelimeler Hızır'la beraber kullanıldığında: Hızır nefesli/soluklu, Hızır sözlü, Hızır gözyaşlı, Hızır esrarlı, Hızır zamanlı ve Hızır kanlı anlamlarına gelir 13 ve şimdilerde daha ziyade bu şekillerde kullanılmaya başlanmıştır. Hızır gibi, geçtiği yerleri diriltici ve imar edici olmak anlamında mecazen; uğradığı her yer çöl-çorak gönle, her ölü yahut harabe vicdana temsil ettiği ruh ve muhtevayı her an alınıp verilen nefes gibi üfleyip durmak suretiyle ihya ve ikame etmek demektir ki, ideal bir dava adamını resmeder.

Su-i mizacın alemin hikmetle ıslah etmeye / Sen Hızr-dem İsa-nefes Lokman'a sıhhat yaraşır. -Ahmed Paşa-

Hızr-ı dil-nüvaz: Divan edebiyatında kullanılan bu tabir de yine sevgili için kullanılan sena yüklü bir hitap şeklidir ki, "gönül okşayan Hızır' manasına gelmekredir. Böyle bir hitap,
kendisiyle gam u tasanın zail olduğu, sinenin inşirah bulduğu ve gönlün, kadifemsi bir elle okşanıyor gibi bir haz duyduğu kişiler hakkında kullanılır. 14

Zulmetde kaldı talib-i mau'l hayat-ı aşk / Ey Hızr-ı dil-nüvaz ü Sikender-like yetiş! —Necati-

Hızr-ı fütadegan: 'Fütadegan; Farsça "düşmüş, düşkün" manasına gelen fütade kelimesinin çoğuludur ki düşmüşler/düşkünler demekrir. 15 Hızr-ı fütadegan şeklindeki ise, 'düşkünlerin Hızırı' anlamına gelir. Daha ziyade Divan şairleri tarafından kullanılmıştır.

Ey Hızr-ı fütadegan söyle
Bu sırrı edük ıyan söyle
Ol sen bana terceman söyle
Ketmetme yegan söyle
Gam defterinin tamamı yok mu? -Şeyh Galip-

Hızır-hat: Divan edebiyatında bazen bizzat sevgili için Hızır-hat denilir ve sevgili ondan üstün tutularak mübalağalara girilir. Aşık, gözyaşları denizinde boğulmak üzereyken Hızır olan sevgilisinden imdat bekler. Sevgilinin yüzü ab (su) olunca, ayva tüyleri 16de bu su üstünde yürüyen Hızır olur. Hızır, zulümata girip ab-ı hayatı bulduğu için sırra vakıf olmuştur. Bu nedenle sevgilinin bir sır veya ab-ı hayat olan dudağı çevresindeki hat (ayva tüyleri, çizgi, satır) da Hızır olur. Ve sevgili, o dudaktan sırlar saçmaya başlayınca, Hızır da yanında hazır bulunur. 17

Kevser lebinle Hızr-hatın gördü reşkten / Zulümata girdi çeşme-i hayvan dedikleri. -Ahmed Paşa-

Hızır-veş: Veş; Farsça "gibi" manasında olup benzetme edatıdır; kelimelerin sonuna eklenerek sıfat yapmakta kullanılır. 18 Hızır-veş; Hızır gibi demektir.

Hızır-veş ab-ı hayat-ı lebüne ah beni / Niçün ir görmedin ey can seven ölsün mi seni. —Zati-

Hızr-ı Vakt: Tasavvufta, makamca velilerin en üstünü, erenlerin en ulusu olan 'Kutb'a verilen bir unvandır ki, içinde bulunulan vaktin/zamanın Hızır'ı manasına gelmektedir. 19 Bu sebeple her asırda Kutb'ul-Aktab olan evliya-i izam hazeratı, aynı zamanda yaşadıkları asırların da Hızır'ları olmuş olurlar. Mevlana Celalüddin, şu mısralarla şeyhi Şems-i Tebrizi'ye seslenir: "Sen, ya baştan başa cansın, yahut Zamanın Hızır'ı, ya da ab-ı hayat; onun için halktan gizlenmedesin. Sana nasıl Hızır demeyeyim ki, ab-ı hayat içtin, sen ab-ı hayatsın; suvar bizi, kandır bizi!" 20
Makam-ı Hızır: Değişik yerleşim bölgelerinde Hz. Hızır'a ait olduğuna inanılan bazı türbe ve (sembolik) kabirlerdir ki, Hızır'ın dünyayı ziyaret ettiği zamanlarda uğradığı ve yer yer de göründüğü mekanlar olarak inanılmaktadır. Genellikle 'Hızırlık' denilen yeşillik alanların içinde bulunurlar. 21 Mesela: Su-veydiye'de, Şeria nehrinin Akdeniz'e karıştığı yerde (Hatay), ziyaret olarak hususi bir ehemmiyeti haiz bulunan kubbeli, beyaz bir Hızır makamı vardır. 22 Sakız adasında da bir Hızır-İlyas makamı bulunmaktadır. 23

Zihi meşhed zihi merkad zihi ma'bed zihi maksad / Makam-ı Hızr u İlyas u makarr-ı evliyadır bu. -Yahya Bey-

Hıziriyet Makamı: Hz. Hızır'ın kademi üzere giden bazı salihinin erdiği (ledünni) bir rütbedir. 24 Tasavvufta: Hızır ve onun mazhar olduğu sırra mazhar bazı evliyaya mahsus manevi bir makam. Makamat-ı evliyadan bazı makamlarda Mehdi vazifesinin hususiyeti bulunduğu ve kutb-u a'zama has bir nisbeti göründüğü ve Hazreti Hızır'ın bir münasebet-i hassası olduğu gibi, bazı meşahirle münasebetdar birtakım makamat vardır ki, hatta o makamlara; 'Makam-ı Hızır', 'Makam-ı Üveys', 'Makam-ı Mehdiyet' tabir edilir. 25

Saldı gülşende yine seccade-i ahdar çemen / Olmağa kaim makam-ı Hızr Peygamber çemen. -Emri-

Hayat-ı Hıziriye: Beş tane olan hayat mertebeleri içindeki ikinci mertebeye denilir. Bu mertebe Hz. Hızır ve İlyas'ın hayatlarıdır ki bir derece serbesttir. Yani bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler. Bizim gibi beşeriyet ihtiyaçları ile daimi mukayyed değillerdir. Bazen istedikleri vakit bizim gibi yerler, içerler; fakat bizim gibi mecbur değillerdir. 26 Bediüzzaman'ın bu konuyla alakalı veciz bir izahatı vardır: "Gavs-ı Azam gibi, memattan sonra hayat-ı Hıziriyeye yakın bir nevi hayata mazhar olan evliyalar vardır. Gavs'ın hususi ism-i azamı, 'Ya Hayy' olduğu sırayla, sair ehl-i kuburdan fazla hayata mazhar olduğu gibi, gayet meşhur 'Maruf Kerhi' denilen bir kutb-u azam ve Şeyh Hayat'ül-Harrani denilen bir kutb-u azim, Hazret-i Gavs'dan sonra mematları hayatları gibidir. Beyne'l-evliya meşhur olmuştur." 27
Himmet-i Hızır: Hassaten klasik halk inançlarında ve daha deriniyle tasavvuf dünyasında kabul gören telakkiye göre halen hayattar olan Hızır'ın, Allah nezdinde makbul olan bir duası vardır ki; o dua ile muhtaç ve muztarr kalanların imdadına koşar, yardım eder; işte o koşma yetkisine himmet-i Hızır denilmiştir. Yine ermiş kişilerin, maksadı hasıl eden, iş bitiren ve dilediklerini yerine getiren manevi güçlerine de denilir ki pirler, dervişlerini işbu himmetleriyle terbiye ve idare ederler. 28 Herhalde Ahmed Yesevi'nin 63 yaşını müteakip girdiği ve hayatının son yıllarını orada geçirdiği yeraltı hücresinde (kabir), ölümünden sonra da yüzlerce yıl sağlam olarak kalması, Hz. Hızır'ın himmeti ile mümkün olmuştur. 29

Hızır Virdi: Hızır (as)'ın kendilerine has bir virdi, bir zikridir ki, A. Z. Gümüşhanevi'nin, ulaşabildiği bütün enbiya ve evliya'ya ait dua ve evradını toplamış olduğu Mecmuatü'l-Ahzab isimli eserde kaydedilmiştir. İlk cümle şöyle başlar: 'La ilahe illallahü Hüve'l-Hayyü'l-Kayyum. La ilahe illallahü Hüve'l-Baki'd-Deyyum. 30 Bediüzzaman Hazretlerinin 'Tefekkürname' isimli eserinde bu virdin mahiyeti ile alakalı şöyle bir izah vardır: "Hazret-i Hızır'ın meşhur ve mühim bir virdi, mebde ve esas olarak marifetullahta ve tevhidin meratibinde altmış üç mertebeye işaret ediyor. O altmış üç mertebenin her birisi iki cümledir..." 31

Hızır Duası: Hızır (as)'ın, meşhur virdinden başka bir de 'Allahümme kema letafte fi azametike ve kudretike dunel-lutafa' yakarışıyla başlayan kendine mahsus bir duası da vardır ki, Mecmuatü'l-Ahzab'ta zikredilmektedir. 32

Hızır Sırrı: Hızır'ın, çoğu mucize ve kerametlerde de olduğu gibi şart-ı adi olarak ab-ı hayat çeşmesi vesilesiyle nail olduğuna inanılan fevkalade meziyet ve hususiyetleri kazandıran gizli bir İlahi tecelli; ya da ona açılan kapının anahtarı/şifresi.

Ol Vahit ki vahdette, kesrette kani tefrik? / Hızr ermedi bu sırra, bildirmedi Musa'yı. -Hacı Bayram Veli-

Hızır Payesi: En değerli, en güzel makam, rütbe ve şan demektir. Nihat Sami Banarlı, bu tabiri şu cümlelerinde tam yerine koyar: "Eski Şark, bilhassa Türk halkının, şairlerini ibadete benzer bir saygı ile dinleyip, ölen şairlerine evliya türbesi kurdukları bir hakikattir. Söz güzelliğine ezelden aşık bu milletin hayatında söz, Galip Dede'nin Hüsn ü Aşk'ındaki 'Suhan' gibi her ıztırabı gideren, her yaraya deva bulan bir 'Hızır payesi'ndeydi." 33

Hızır Sevgisi: Maddi-manevi darda kalanların yardımına koşması ve yeşilliğin ve dirilişin sembolü olması sebebiyle kendisine duyulan muhabbeti ifade etmektedir.

Kıyameti beklerken erişti aşk erleri / Bir Hızır sevgisiyle dirildi gönüller! -Ali Tokul-

Hızır Nağmesi: Yerine göre, 'diriliş, himmet, bereket' gibi Hızır'ın mizetlerinden olan pek çok manalarda kullanılmaktadır. Bir söz: "(Kudsiler) ortaya çıktıkları günden bu yana, gecelerin en karanlık anları bile, onların sesini kesemem iş ve susturamamıştır. Sesini kesmek, susturmak şöyle dursun evlerin derinliklerinde kendilerini huzura, sükunete ve itim'nana salmış bu gönül erleri, o aydınlık dünyalarda hep Hızır nağmesi dinlemiş ve Cibril soluklarıyla yay gibi gerilmişlerdir." M. Fethullah Gülen34

Hızır Rayihası: Hızır (as)'ın basıp geçtiği, oturduğu, seccade serip namaz kıldığı yerlerde burcu burcu bir enfes koku duyulduğuna dair bazı rivayetler nakledilmiştir. 35

Hızır Tükrüğü: Kendisine Hızır'ın mübarek ağız suyu nasip olan kimseye ilim ve hikmet verileceğine inanılır. Mesela: Ahmed Yesevi'nin halifelerinden Süleyman Ata'nın, bir gün şeyhine getirdiği odunları yağmurda ıslatmamak için esvablarına sarması, o sırada Yesevi ile bir arada bulunan Hızır (as)'ın hoşuna gitmiş; Süleyman'ın ağzına, tükürüğünden bir tadım vermek suretiyle hikmetler söyleme kabiliyeti o sebeple inkişaf etmiş ve hatta ona Hakim lakabını da yine bizzat Hızır vermiştir. 36

Hızır Mülkü: Hızır'ın mazhar olduğu ol sır sebebiyle kendisine verilen maddi-manevi her çeşit nimetler.

"Ne Hızır'ın mülkü kalır, ne İskender'in! Ey yoksul, bu alçak dünya için dalaşma!" Hafız37

Hızır Kapısı: Bazı şehir veya kale kapılarına verilen bir isimdir. İhtimal ki bu kapılar, Hızır'ın zaman zaman şehre veya kaleye girdiği yerler olarak kabul edilmiştir. 38 Mesela: Kudüs kalesinin yedi kapısından ortadaki yüksek kapının sol tarafında Hızır Kapısı bulunmaktadır.Yine Mısır İskenderiye'si kalesinin sahildeki kapılarından birisi de Hızır kapısıdır. 39

Hızır Günleri: 6 Mayıs Hıdrellez günü ile başlayıp 7 Kasım tarihi ile son bulan 186 günlük zaman kesitine 'Hızır günleri' denilir ki pek çok takvimlerde kaydedilir.

Hızır'ın Ulağı/Uşağı/Seyisi: Tasavvufi inanca göre; abdal arasında Hızır'a ulaklık veya uşaklık ya da atına seyislik yapan (hizmetçilikten kinaye) bazı kimseler vardır ki, Ladikli Ahmed Ağa'nın bunlardan birisi olduğu, kendisi, ailesi ve çevresi tarafından kaydedilmektedir. 40

Hızr-ı Beyan: Beyan Hızırı. Bir sözü, belagat ve fesahat kaidelerine tam mutabık olarak kullanabilmede ufuk noktayı ifade eder. Tab'ım İskender-i mana, kalemim Hızr-ı beyan / N'ola etse suhanım ab-ı hayatı icra.. -Nazım-

Hızır-name: Hızır yörüngeli olarak maddi ve manevi alemlerle ilgili dervişlik hayatını destansı özelliklerle anlatan bazı manzum tasavvufi eserlerin müşterek adıdır. Örneğin: Eğridirli Şeyh Mehmed Dede Sultan'ın 'Hızır-name' adında böyle bir eseri vardır. 41

Ayruluğın beni öldürivirür hep nideyim / Hızr irüb ey ayağı kutlu meded bana yetiş! -Edirneli Nazmi-

Kademi/Ayağ'ı Kutlu Hızır: Bastığı, gelip geçtiği yerlerin yeşillenmesi, bereketlenmesi, elden tutup menzil-i maksuda ulaştırması.. vs'den mecaz kullanılır. Hafız, divanında: "Ey kademi/ayağı kutlu Hızır, elimden tut. Yoldaşların hepsi atlı, sadece ben yaya yürüyorum." der. 42

Zikr-i Erre: Zikr-i minşari de denilir. Yesevi tarikatinin cehri zikridir. Testere ile ağaç biçen bir insanın hareket ve sesini taklid eden zikirdir ki, bu tarz zikri Ahmed Yesevi'ye Hz. Hızır öğretmiştir. Yine O'dur ki, Yesevi'nin şeyhi Yusuf Hemedani ve Abdülhalık-ı Gujduvani'ye musahiblik etmiş ve Gujduvani'ye de sessiz-gizli zikri talim etmiştir. 43

Hızırlık: Yeşillik dağlar ve buralarda Hızır makamı sayılan ziyaretgahlar. 44 Bu mevkiler, Hızır'ın, dünyayı ziyaret ettiği vakitlerde konakladığı veya göründüğü yerler olarak telakki edilmiştir. Bilhassa bazı tarikat ve mezhebler ile dini zümrelerde onun şahsı etrafında zengin bir kült teşekkül etmiştir. 45 Örneğin: Bursa'ya Sultan I. Murad'ın kızı Nilüfer Hatun tarafından yaptırılan Hıdırlik camii zikredilebilir. Yine Edirne'deki Hızırlık Tekkesi; Kütahya'daki Hızırlık dağı ve Çorum'daki Hızırlık ziyaretgahları da zikredilebilir. 46

Hızır-İlyas: Hızır, bazen de İlyas ile beraber 'Hızır/İlyas' olarak, mühim bir kült mevzuu olmuştur. Beri taraftan 'İslam-Türk İnançlarında Hızır yahud Hızır-İlyas Kültü' veya 'Hıdır ve İlyas Ateşinde Gözlerim' isimli bazı kitaplara da rastlamaktayız. 47

Hızır İlyas İskender karanlık kuyularda
fellik fellik ararlar ölümsüzlük suyunu
ölümü düşünmezler, ah şimdiki çocuklar
sözcüklerinden silinmiş bir kelime
ölümsüzlük, ölümü düşünmemek... -Beşir Ayvazoğlu-

Bununla beraber, İslam memleketlerinde pek çok yerlerde Hızır-İlyas makamları vardır; ziyaretlere ve merasimlere vesile olur. Hızır ile İlyas'ın zaman zaman bir araya gelip, arkadaşlık ettiklerine dair inanışın ifadesi olan ve belki de onların buluştukları sanılan yeri tespit eden Hızır-İlyas adlı makam, mevki ve köylerden bazılarını kaydedelim: Amasya'da Hızır-İlyas Camii, Hızır-İlyas Tekkesi; Sakız'da Hızır-İlyas makamı; Kudüs civarında Hızır-İlyas köyü. 48

Hıdrellez / Ruz-ı Hızır: Miladi Mayıs'ın 6. gününe mukabil gelen Rumi Nisan'ın 23. gününe verilen isimdir ki, Hızır ve İlyas kelimelerinden mürekkeptir ve Hz. Hızır ile İlyas'ın senede bir defa bu günde bir deniz sahilinde yahut sedd-i Zülkarneyn'in üzerinde bir araya geldiklerine inanılır. Hristiyanlarca Cercis Nebi'ye mahsus gün ki, Nisanın 23. günü olup Teşrin-i Evvelin 26 sındaki 'Ruz-ı Kasım' ile beraber seneyi müsavi iki kısma bölerler. 49 Ve yeryüzünde yeniden bahar diriliş ve canlanışının kemal dereceye ulaştığı o günü tes'id maksadıyla insanlar kırlara çıkıp eğlenirler. Yeşillik anlamındaki ruz-ı Hızır (Hızır günü)'dan gelmiş olsa gerektir. 50

Devran beni yaran-ı kadimimden ayırdı / Oldukları gün Hızr ile İlyas mülaki. -Üsküdarlı Safi-

Hızır'ı beklemek/Hızır'ı bulmak: Gerçek manasının yanı sıra, mecazi olarak 'müşkil bir meselede ferdi gücün başarıya ulaşamadığı noktada düğümü çözecek veya zor bir durumdan çıkar yola irşad edecek bir kurtarıcıyı beklemek' demektir. Hafiz'ın Divan'ında sıkça kullandığı argümanlardan birisi Hızır motifidir: "Hızır kılavuz olmadıkça bu konağı aşmaya kalkışma. Çünkü kapkaranlık bir yol; yol yitirmekten kork. Gönül, sana yokluk saltanatını bağışlarlarsa, o saltanatın en ehemmiyetsiz hududu aydan balığa kadardır. Yolun karanlıklar diyarına gitmekte; kendine bir Hızır bul. Çünkü bu yolda yolsuzlar çoktur. 51
Hızır'la buluşmak/görüşmek: Mecazi ve kinai yüklenen müstear manaların dışında hakiki manası ile; velayet seyrinde belli bir merhalede Hıziriyet makamına ulaşmak ve bizzat onunla konuşmak demektir ki, böyle bir mazhariyete eren veli-dede aynı Hızır hususiyetleri görülmeye başlanır. Hızır motifini çok iyi değerlendiren erbab-ı kalemden birisi M.F. Gülen Hocaefendi'den bir söz: "Ölümsüz ruhlar; avlarını beklemede örümcek gibi sabırlı ve maharetli, aslan gibi metin ve kararlıdırlar. Onların atmosferine giren, Hızır'la buluşur, onlarla hem hal olan mutluluğa erer. Halvet-hanelerine bedbin ve nevmid olarak girenler, orada imana ve ümide kavuşarak ebedi var olmanın sırrını elde ederler." 52

Hızır'la selamlaşmak: Hakiki manasının yanında, 'ağır bir işte başarı yolunu keşfetmek' manasından kinaye söylenir. A. Turan Alkan'ın bir sözü: "Eski böyleydi; anlaşılabilir şeyler olurdu o zamanlar. İnsanlar iyiler ve kötüler diye iki zümreye ayrılmıştı... İyi insanlar Mescid kapılarında Hızır Aleyhisselamla selamlaşır, meleklerle omuz omuza verip sabah namazına dururlardı da kötüler İblisle kumpanya kurup mel'unluk üzerine sıkı muhavereler ederlerdi." 53

Hızır'la sohbet etmek: Bazı evliyanın seyr ü sülük vetiresinde belli bir mertebede Hızır'ın makamına ulaşmaları ve O'ndan hakikat ve hikmet dersi almaları, bazı esrara muttali olmaları. Bazen de kendisinde birtakım harikuladelikler görülen ve sözleri de derin hikmetler ihtiva eden kişiler için kullanılır. Örnek söz: "Evet, bizim tarihimizdeki gerçek fatih ve muzaffer kumandanlar, hep bu içteki (nefse karşı kazanılan) zaferin kanatlarıyla yükselmiş ve o sayede Hızır'la sohbete ermişlerdir." M.F. Gülen 54

Hızır'la yolculuk/arkadaşlık yapmak: Salikin, velayette yol alırken belli bir mertebede Hz. Hızır'ın buuduna girmesi ve onunla beraber seyr edip O'ndan ders alması, bazı hakikatleri öğrenmesi. Eşya ve hadiselerin gerçek manasını bilen o işin mürşitlerini bulmak suretiyle onların rahle-i tedrisinden geçmek ve o şekilde bir marifet ve ubudiyet enginliğine ulaşmak; tıpkı Hz. Musa 'nın, Hızır (as) ile olan seyahatinde olduğu gibi.
"Dün, bugün ve yarınki destanlarımızın kahramanları bu (fütüvvet ruhlu) yiğitler, verdikleri mücadelenin şuuru içinde ve fevkalade sabırlı, Hızır'la arkadaş olup ab-ı hayat arama idraki içinde ve alabildiğine azimli, dünyanın her türlü zinet ve debdebesi karşısında da yol yön değiştirmeyecek kadar inançlı ve iradelidirler." M.F.Gülen 55

Hızır'ı yolda koymak: Varlığın gerçeği, özü-üsaresi olan mana aleminde seyr ü sefer ederken, Hıziriyet makamı'nı geçip daha üst makamlara yükselmek. Değmeler bu sırra ermezler ledünnidir aziz / Hızr'i koyup yolda ben kerrub ile gerdan olam. -Yunus Emre-
Hızır'dan ders almak: Hızır'ın terbiyesinden/eğitiminden geçmek şeklinde de kullanılır. 56 "Makamat-ı velayette bir makam vardır ki, 'Makam-ı Hızır' tabir edilir. O makama gelen bir veli, Hızır'dan ders alır ve Hızır ile görüşür. Fakat bazen o makam sahibi yanlış olarak, ayn-ı Hızır telakki olunur." 57 B.S. Nursi.

Hızır, seccadesin/postun sermek: Bektaşi inanışına göre; kainatın remzi olan Bektaşi meydanında, mensui oldukları cihetlere göre dizilen Eren makamları vardır ki, on iki azizi temsil eden on iki posttan ibarettir; işte bunlar arasında Hızır Postu (mihmandar postu) denilen özel bir makam vardır ve sahibi de Hızır sayılır. 58 Ayrıca dirilmek, canlanmak, yeşillenmek manalarını ifadede de kullanılmaktadır: "Evet her şeye rağmen bayramların o cıvıl cıvıl hülya ve tahassür dolu canlılığı bize, sonbaharda da, kış ortasında da bulunsak, taptaze bir yeni bahar armağan ediyor gibi gelir. Hepimiz o aydınlık günlerde, tatlı bir hüzün, engin bir inşirah veya coşturan bir ümit, içimizi dolduran bir sevinçle yeniden diriliyor gibi oluruz.. oluruz da uğradığımız her yere, bizden evvel Hızır uğramış da seccadesini sermiş gibi, kendimizi bir 'ba's ü ba'de'l-mevt' atmosferinde buluruz." M.F. Gülen59

Hayatta nice Hızırlar kaçırmak / Kapıya gelen Hızır'ı kovmak: Hem dini hem dünyevi birtakım imkanları zamanında değerlendiremeyip sonradan aklı başına gelmek manasındadır. 60 "Size de aşk olsun kuzum! Kapınıza gelen Hızır'ı kovarsınız, ondan sonra gelir bize sitem yaparsınız!" Ladikli Ahmed Ağa61
Hızır'ın atına binmek: Hızlı seyeran, cevelan ve tayaran etmeyi anlatmak için kullanılan bir tür benzetmedir.

"Büyük usta Eflatun Cem Güney'in dediği gibi "..derelerden sel gibi, tepelerden yel gibi geçerek; lale sümbül derleyip soğuk sular içerek; daha da yorulursanız Hızır'ın atına binerek" dolaşırsınız masal ülkesinde." 62 -Ali Çolak-.

Hızırilyaslamak: Hayvanların boyun ve kuyruklarının üzerindeki tüyleri tıraş etme fiili yerinde kullanılan Diyarbakır ahalisine mahsus bir kelimedir. "63

Hızır ömrü bağışlanmış: Kendisine bu dünyada uzun bir hayat verilmiş olan kimse hakkında kullanılır. "Rüknabad'ımız daima şen olsun.. arı-duru suyu, Hızır ömrü bağışlamakta." Hafız 64
Hızır, donunu yaymış: Çayır-çimen veya ağaçlık gibi yeşilliklerle kaplı arazilere denilir.

Hızır eli değmiş/parmağı dokunmuş: Çabuk tükenmeyen bereketli nesneler hakkında kullanılır. Hızır'ın, sadaka verenlerin kesesine ve erzak, yağ, vb. şeylerden verenlerin kabına elini sürmesinin, keseye veya erzak kabına, muhtevasını durmadan artırmak hassası verdiği, fakat bu sır başkasına söylendiği anda kerametin zail olup, bereketin kesildiği yaygın bir inanıştır. 65

Hızır'a uğramış: Hızır Nebi'nin el sürmesi, yahut dua etmesi sebebiyle uzun müddet hiç bitmeyen nimet hakkında, mesela tükenmeyen para için 'Hızır'a uğramış' derler. 66

Hızır geçmiş/gezmiş/uğramış: Mamur hale gelmiş, yeşilliklere bürünmüş yerler ve nesneler için kullanılır.

Hızır geçer; çöl yeşerir / Mesih üfler; can belirir / Derken bahar geliverir;
Bu günleri dermem gerek / Cennetlere ermem gerek -M. H.-
Hızır olmuş: Hızır'ın tasavvuf tarihinde görüldüğü üzere pek çok evliya talebesi vardır; onlara dersler verir, maneviyat ve füyuzat noktasında onlara öncülük eder. Toplum içinde hassaten uhrevi meselelerde milletin önünü açan kimseler için bazen "Hızır olmuş" tabiri kullanılır.

Kağan geldi, dedi: "Artık durmak olmaz, ey millet
Ben İslam'ı kabul ettim, siz de gelin imana
Polvan Veli sevinerek bu ilahi irşada
Sahralara koştu, gitti acizlere imdada;
O zamanki bütün Türkler bu pençesi pulada
Borçludurlar; çünkü Hızır olmuş idi Turan'a. -Ziya Gökalp-
Ab-ı hayat içmiş: Yaşlanmış olduğu halde genç görünen kimse. 67 Bir de adı tarih boyu yad edile gelen veya arkasında bir eser bırakıp giden kimse demektir. Bahtludur şol kişi kim dünyada adı kala / Ölmedi diri durur ab-ı hayat içmiş gibi. -Aşık Paşa-
Hızır telakki olunmak: Hıziriyet makamına ulaşan bazı evliyadan, Hz. Hızır'a özel bazı harikulade hususiyetlerin zahir olmasından dolayı ayn Hızır zannedilmeleri, o olduğuna inanılmaları. 68
Hızır gibi/misali: Beklenmedik bir anda yardıma gelen; bir anda kaybolan; yahut çok süratli hareket eden; mana alemleriyle irtibat halinde bulunan, gizemli birtakım icraatları bulunanlar hakkında mutlak olarak kullanılır. Bazen de aşağıda olduğu gibi Hızır'ın bir özelliğine benzetme yapılır.

Hızır'layın gezmek: Hızır gibi/ile gezmek. Daha ziyade eski halk dil ve edebiyatında kullanılırdı.

Girdim aşkın denizine bahrileyin yüzer oldum / Geşt edi-ben denizleri Hızır'layın gezer oldum. —Y. Emre-

Hızır-vari bir ömre mazhar olmak: Hızır gibi uzun bir yaşam sürmek. Bediüzzaman'ın ilmin ve ilim üzerine müesses sistemlerin uzun ömürlü oluşuna vurgu yaptığı veciz bir tespiti vardır: "Asrımızın hükümetleri, ilme dayandığından Hızır-vari bir ömre mazhardır." 69

Hızır gibi belirivermek/zuhur etmek: Hiç beklenmedik bir yerde ve umulmadık bir zamanda ortaya çıkıvermek, gelivermek, görünüvermek. Mesela: "Elbetteki bu (kurtarıcı) yeni insanın doğumu, çok kolay ve rahat olmayacaktır. Her doğum gibi onun da sancısı, sarsıntısı, sıkıntısı olacaktır. Ama mevsimi gelince, bu mübarek velader mutlaka gerçekleşecek ve bu ay-yüzlü nesil, Hızır gibi birdenbire aramızda beliriverecektir." M.F.Gülen 70
Hızır gibi karşılanmak: Yardım talep eden ve arz-ı halde bulunan gözlerle, hürmet ve muhabbetle dolu olarak karşılanmak. "Yapılabildiği takdirde; dinimizin, dilimizin, ülkemizin, ülkümüzün bayraktarlığını yapacak bu olgun ve oturmuş iradeler, ülke ülke seyahatler tertip edip, kapı kapı dolaştıkları her yerde Hızır gibi karşılanacak ve sundukları düşünceler de ab-ı hayat gibi içilecektir. Evet onlar, uğradıkları her yerde Musa-Hızır arkadaşlığı içinde sonsuza açılacak; Zülkarneyn bekleyenlere koruyucu serler inşa edecek ve asırlardan beri ömrünü mağaralarda geçiren münzevilere de 'bas ü ba'de'l-mevt'e giden geçitleri göstereceklerdir." M.F. Gülen. 71

Hızır gibi erişmek/kurtarmak/imdada yetişmek: Tam ihtiyaç anında ve çok sür'atli bir şekilde kurtarmak. İhtiyaç sahibinin yardımına tam vaktinde koşan kişi hakkında böyle söylenir. 72 Mesela: "O (Kur'an) bir Hızır gibi imdadımıza yetişmeseydi, bu uçsuz bucaksız çöllerde garip, kimsesiz mahvolup gidecektik..." M.F.Gülen 73

Kıla erbab-ı dili ab-ı hayata sirab / İrişüb Hızır gibi ah mübarek bayram. —Nedim-

Hızır gibi gelen değil, Hızır gibi giden kişi: Hızır'ın gelişi de, gidişi de gizemli ve sür'atli olduğundan dolayı, onun bu hali gündelik hayatta bazı ifadelerin doğmasına sebebiyet vermiştir; bu da onlardan biridir. Merhum Turgut Özal hakkında Metin Toker'in bir sözü vardır: "Özal, Hızır gibi gelen değil, Hızır gibi giden kişidir." 74

B- HIZIR MOTİFLİ ATASÖZLERİ
Türk Dili'nde Hızır kültürü etrafında örgülenmiş pek çok özdeyiş (vecize) ve atasözü (darbımesel) bulunmaktadır. Bazıları halen kullanılmakla birlikte, pek çoğu da yazılı edebiyatın metinleri arasına terkedilmiş durumdadır. Millet içinde genel kabule mazhar olmuş bu atasözlerinin yeniden kullanım oranını yükseltmek, alanını genişletmek için, onlardan ulaşabildiklerimizi maddeler halinde taliplerinin enzarına arzedelim:

Kul bunalmayınca/sıkışmayınca Hızır yetişmez: Hızır (as)'ın, musibete maruz bir kulun sabır ve takatinin bittiği son sınırda kader-denk noktasında ancak, onun imdadına koşacağı ifade edilmiştir ki, halk arasında ve tasavvufta bununla alakalı pek çok menkıbe anlatılmaktadır. 75Yine ihtiyaç sahibine tam vaktinde yardıma koşan kimse için de kullanılır. 76 Mesela: Ladikli Ahmed Ağa'nın, 1. Cihan harbinde Mısır'da İngilizlere karşı yapılan savaşta yaralanıp ölüler arasında Tih çölüne terk edildiği bir hengamede, Hz. Hızır'ın aniden belirip onu atının terkisine alarak Kudüs'e hastaneye yetiştirmesi, bu bağlamda yüzlerce-binlerce misalden birisi olarak hatırlanabilir. 77

Her geleni Hızır, her geceyi kadir bil: 78 Her şahsın ve her zamanın değerini bilmek, onu layık olduğu en güzel hürmet ve muhabbetle karşılamak gerektiği anlatılıyor. Yine: "Bir iş yapmak veya bir maksatlı elde etmek için illa ki gecelerin en mukaddesi olan Kadir gecesini yahut hayattaki insanların en faziletlisi olan Hızır (as)'ı bekleme. Her şeyden azami istifade etmeyi bil. Kadrini bilen için her gece kadir, her gelen de bir Hızır olabilir." demektir.
Her gedayı Hızır gör: 79 Geda; yoksul, fakir, dilenci manalarına gelmektedir ki, Hızır'ın bazen bu kılıkta insanlara göründüğü ve onlardan birşeyler istediği, verip vermemelerine göre de onlara nimet veya nikmet kaynağı olduğu rivayet edilir.

Har bakma her nemed-puşa sakın ey muhteşem / Her gedayı Hızır gör, her şahsa dervişane bak! -Usuli-
Ustamızın adı Hıdır, elimizden gelen budur: Pirimiz-yol gösterenimiz Hızır bile olsa, güç ve takatimizin yettiği şey, varabileceğimiz son nokta ancak bu kadardır, manasına gelmektedir. Büyük halk hikayelerinin anlatıcıları olan aşıklar, hikayelerini bu klişe formülü ile bitirirlerdi: Ustamızın adı Hıdır, elimizden gelen budur. 80 Bununla beraber halk arasında 'Benim adım Hıdır, elimden gelen budur' şeklinde de kullanılmaktadır.
Hızır eli öpeyim diyeceğine, kendi elini öp: 81 Sa'ysiz, gayretsiz, sebeplere riayet etmeden zahiren tevekkül edip gerçekte tembellik edeceğine, yani öyle yattığın yerden herhangi bir lutfa nail olmayı bekleyeceğine, kendi el emeği göz nuruna, kendi çalışma ve gayretine güven, ona çalış. Sağdan soldan yardım dileneceğine, kendine dön; şartlarını yerine getirmek suretiyle kendin kazan. Kısaca: Harikuladeliklere bel bağlama; sebepleri gözet.

Hızır yoldaşın/haldaşın/yardımcın ola: Bir dua. İyilik-başarı, sıhhat ü selamet temennisi. Türk Alevi gülbanklerinde 'Hızır yoldaşın ola!'82 ya da 'Hızır yardımcın ola!' 83 şeklindeki sözlerle Hızır (as) da anılır, dua meyanında onun himmeti talep edilir. Mesela: Bektaşi şairlerinden Kul Şükrü'nün 'Hacı Bektaş kendü Hızır yoldaşı' mısraını ihtiva eden bir şiiri vardır. Yukarıdaki deyişte olduğu gibi yine Aleviler arasında 'Hızır İlyas haldaşı olmak' deyimi de şüyu bulmuştur. Bektaşi şairlerinden Abdal Musa'ya isnad edilen 'Hızır İlyas bizim haldaşımızdır' nakaratlı bir şiir dahi vardır. 84

Hızır'ı bulsa külahını kapar: 85 Mal ü menal tutkusu ve dünyalık hırsından kinaye söylenmiştir. Öyle ki, kendisini bir zafere, bir başarıya, bir büyük nimete götüren şahsı/vasıtayı bile fırsat bu fırsat deyip sömürmeye kalkışmak demektir; aç gözlülüğü anlatır. Yine bir diğer mana olarak: Uygunsuz ve yakışıksız iş yapan ve yersiz hareketlerde bulunan kimse hakkında kullanılır; zira Hızır'ı bulunca külahını değil, duasını kapmak lazımdır.
Dest-i kutanımızı itmemiş Allah dıraz / Menba-ı kufini yoksa alamazlar kaparız

Bize versun mı Huda ab-ı hayat-ı tevfik / Hızr'ı bulsak reh-i zulmetde külahın kaparız. -İzzet Molla-
Hızır mısın sen: Bir zaruret anında tevafuken yardıma gelen kişi hakkında kullanılır; sevinçten kinayedir. 86
Senin adın Hızır mı: Bir sıkıntı anında imdada yetişen kimseye hitaben kullanılır. 87

Hızır, elinden tutsun: Normal şartlarda ulaşılamayacak bir hedefe Hızır veya Hizır-misal bir zat tarafından götürülmek; başarılamaz gibi görünen zor bir işi başarmak dileğini bildiren dua cinsinden bir atasözü.

Hızır'ı bulsa, yine ermez murada: Hızır çoğu insanın muradını, ihtiyacını yerine getirmeye vesile olmaktadır. Ancak bazı büyük dertler vardır ki, bunlara karşı Hızır da bir şey yapamaz. Gençliğin uçup gitmesi, yaşlanmak ve ölmek gibi. Şu beyt bu manaya vurgular:

Anladım ki sevda, gençlik, şeref, şan.. / Asılsızmış şu yalancı dünyada.

Hasretinle yadellerde dolaşan / Hızır'ı bulsa, yine ermez murada. -Orhan Seyri Orhon-

Akıllımız Hızır Ağa, parmağın saldı bardağa: 88 Toplumda akıllı geçinen kimselerin, şahsi menfaatçilik için yapmış oldukları kurnaz hareketleri kınamak gayesiyle söylenmiştir.

Hazırı sakla, Hızır'a lüzum Kalmaz: Elinde-avucunda bulunanı iktisatlı kullanıp muhafaza edebilen kişi, rızık konusunda darda kalıp Hızır'dan yardım talep etmeye muhtaç olmaz.

Ekmek Bedir'in, su Hıdır'ın; yiyin kudurun, için kudurun: Ekmek elden, su gölden deyimiyle özdeş bir manaya gelen bu cümle, daha ziyade eleştiri olarak söylenilir. Yavuz Donat bir yazısı şöyle bitmektedir: "Şimdiki sistem Türkiye'yi sivil siyasetin altından kalkamayacağı çalkantılara sürükleyecektir. Ondan sonra da, zamanlamasını bilmem ama topyekün ordu müdahelesi. (Prof. Nur Vergin. Milliyet, 15 Nisan 1998. Sh. 20). Artık darbe, müdahele, muhtıra istemiyoruz. Ordu da istemiyor. Ey siyaset!.. Yoksa sen mi istiyorsun? Bir "söz" var, "hangi durumlar için" kullanılır diye düşünüyorduk. Bugün "yeri" mi acaba: Ekmek Bedir'in, su Hıdır'ın; yiyin kudurun, için kudurun..." 89
Hıdrellez yağmurunun damlası altın: 90 Hayır ve bereketinin kesretinden kinaye, o yağmurun kıymet ve ehemmiyetini ortaya koyma istikametinde istimal edilmiştir.

Hıdrelleze kadar bir tutam: 91 hıdrellezden sonra tutam tutam: Yine hıdrellez gününün malum özelliklerinden istifade ve ondan sonra meydana gelmesi beklenilen hayır ve bereketin çokluğunu ifade sadedinde kullanılmaktadır.

Hıdrellezden sonra yazdır: Yeryüzünün yeşillenmesinin en mükemmel seviyeyi yakaladığı Hıdırellez günü, bir yönü ile baharın bitiş sınırı ve yaz mevsiminin de başlangıcı olmasından dolayı böyle denilmiştir. 92

Yarımız Hızr-ı Nebi, yardımcımız Allah'dır: Hızır'ın yardıma muhtaç insanların yar-ı vefadarı olduğunu dile getirmektedir. Aşağıdaki beytte övgü manası da melhuzdur.

Yarımız Hızr-ı Nebi, yardımcımız Allahdur / Şahımız Sultan Selim İbn-i Süleyman Şahdur. -Taşlıcalı Yahya-
Bu araştırmamızda Hızır örgülü isim, fiil, teşbih, terim ve deyimlerin ele alındığı birinci bölüm ve Hızır motifli atasözlerinin derlendiği ikinci bölüm mahruti bir nazarla değerlendirilip Hızır desenli söz kanaviçelerinden genel birtakım mana özleri çıkarılmak istenirse, Hızır ismi etrafında umumiyetle şu anlamların işlenmiş olduğu görülür: "Halis-muhlis, salih bir kul olmak. Ölümsüzlüğe ulaşmak. Yeşermek, yeşillenmek. Tamir etmek, ikmal etmek. İyileşmek, sıhhat bulmak. Kader-denk noktada imdada koşmak. İyilikte bulunmak. Sevindirmek. Vefalı bir dost, bir arkadaş olmak. Zerafet, nezahet. Sevgili. Bir anda zuhur etmek, belirmek. Sır olup ansızın kaybolmak, sırra kadem basmak. Hayır ve bereket getirmek. Hidayet yoluna rehber olmak. Bir antla birkaç: yerde birden görünmek. İhya etmek, diriltmek. Eşyanın hakikatına, ledünniyatına vakıf olmak. İrşad etmek, yol-yön göstermek. Maddi-manevi belalardan kurtarmak. Şifa-yab olmak. Bir hedefe, bir maksada vasıl olmak. Velayette Hıziriyer makamında bulunmak. Maneviyatta üveysilik yollu bir ders, bir nur, yahut bir işaret almak. Dilenci kıyafetine bürünmek suretiyle insanlardan bazı şeyler istemek, onları imtihan etmek.."
Tarihi Türk dili birikiminde bunca anlamı ifade etmeye hizmet etmiş bulunan bir Hızır kültürünün, Türkçe'mizin dirilişine uzun ömürlü bir can bağışlaması dileğiyle sözlerimizi nihayete erdirirken, Mevlana Celaleddin Rumi ve M. Fethullah Gülen Hocaefendi'den birer söz iktibas ederek araştırmamızı noktalamış olalım: Ger nebini reften-i ab-ı hayat / Binger ender cuy u in seyr-i nebat; "ab-ı hayatın dünyada cereyanını görmüyorsan, mesela dere gibi akan suya ve bitkilerin hayat alemindeki seyr ve nemasına ve türlü türlü şekillere girip her gün nebat vesair halinde nice faideler vermelerine bak!" 93 Nasıl ki bitkiler kendi ölçüleri içinde ab-ı hayat sırrına mazhar olarak bir seyr ü terakki vetiresi içindedirler.. öyle de "herkes, Hızır çeşmesini araştırıp onunla yolculuk yapmanın, bir mana eri olmanın çaresini aramalıdır.. yani; gündüzü kadar gecesi, dış görünüşü kadar içte derinliği bulunan ve Rabb'in huzurunda değeri olan, dağ gibi bir mana eri!.."

Dipnotlar
1- Meriç, Cemil, Bu Ülke, s. 107, İletişim Yay. İst. 1995.
2- Kehf, 18/60-82
3- Hızır (as) hakkında daha geniş bilgi için bk: Buhari, Tefsir, Kehf 2, 3, 4, İlim 16, 19, 44, İcare 7, Şurut 12, Bed'u'l-Halk 11, Enbiya 27, Tevhid 31; Müslim, Fedail 170; Tirmizi, Tefsir, Kehf 3; Ebu Davud, Sünnet 17; Ahmed b. Hanbel, 2/312, 317, 5/120; İbn Hacer Askalani, el-İsabe fi Temyizi's-Sahabe, 1/429-452, Daru İhyai't-Türasi'l-Arabi, Beyrut, H.1327
4- İslam Ansiklopedisi, 4/457-471, M.E.B. Yay. Ank. 1977; Meydan Larousse, 5/829, Meydan Yay. İst. 1990; T.D.V. İslam Ansiklopedisi, Bk. 'Hızır' ve 'b-ı hayat' md. Türkiye Diyanet Vakfı Yay. İst. 1988
5- İslam Ansiklopedisi, 4/458; Dictionnaire Larousse Ansiklopedik Sözlük, 3/1063, Milliyet Yay. İst. 1993
6- İslam Ansiklopedisi, 4/466; Evliya Çelebi, Seyahat-name, 3/90, Maarif Vekaleti Neş. İst. 1935; Yazıcıoğlu, Mehrned, Kitab-ı Muhammediye, s.77, Taş Bsk. İst. R.1300
7- Pala,age,s.l5, 288, 585
8- İskender-name: İran, Türk ve Hind edebiyatlarında adı anılan Iskender-i Zülkarneyn'in birbirine karışmış efsanevi hayat hikayelerini konu alan mesnevi türü. Konuyu İskender-name adıyla müstakil bir eser olarak ele alan ilk şair Genceli Nizami'dir (v.1203). Fars edebiyatında: Hüsrev-i Dihlevi (v.1325), Cami(v.l501). Hind Edebiyatında: Gokulaprasada'nın Karnamet-i Skenderfsi ile Cemaleddin'in Kıssa-ı Skender'i vardır. Türk Edebiyatında ise ilk örneğini 1390 yılında Ahmedi vermiştir. Daha başka Ali Şir Nevai'nin (v.1501) Sedd-i İskenderi'si, Cemalinin (15.yy), Ahmed Rıdvan (14.yy) ve Hayatinin (15.yy) İskender-name'leri, Hamzavi'nin (l4.yy) Kıssa-i İskenderi'si ve Nevali 'nin Hikayet-i İskender'i zikredilebilir. (Pala, age, s.288-89)
9- Uludağ, Süleyman, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, s. 16-17, Marifet Yay. İst. 1995; Pala, age, s.15; Ali Rıza Alp, age, 1/1, 6; Türk Ansiklopedisi, M.E.B. Yayınları, 19/216, Ank. 1971; T.D.V. İslam Ansiklopedisi, 1/3
10- Rumi, Mevlana Celaleddin, Divan-ı Kebir'den Seçmeler, s.22, Hzl. Abdülbaki Gölpınarlı, Devlet Kitapları, Milli Eğitim Basımevi, İst. 1970.
11- Gülen, M. Fethullah, Yitirilmiş Cennete Doğru, s.6-7, 47, 77, 79, 101; Çağ ve Nesil, s.19; Zamanın Altın Dilimi, s.35, 81, 89, 132, 135, 138. TÖV Yay. İzmir, 1995
12- Banarlı, Nihat Sami, Şiir ve Edebiyat Sohbetleri, 1/134, Kubbealtı Neş. İst. 1982
13- Doğan, D. Mehmed, Temel Büyük Türkçe Sözlük, s. 171, Bahar Yay. İst. 1994; Develioğlu, Ferid, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, s.173, Aydın Kitabevi, Ank. 1993; el-Müncid fi'l-lügati ve'1-a'lam, s.225, Darü'l-Meşrık, Beyrut, 1986
14- Pala, İskender, Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, s.249, Akçağ Yay. Ank. 1995
15- Ali Rıza Alp-Sabahat Alp, Büyük Osmanlı Lügati, 1/330, Türk-Ar Neşriyat Yurdu Yay. İst. 1958
16- Ayva tüyü; gençlerin yüzünde yeni çıkan sakal ve bıyık, sarı tüyler. Şiirlerde yanak, dudak, ben, saç ve çene ile birlikte kendini gösteren bu tüylere, hat da denilir ki; adeta bir yazıya benzetilen tüyler, yanak sayfası üzerine yazılmış gibi ele alınır. (Pala, age, s.238, 350)
17- Pala, age, s.248-249, 585 18-Ali Rıza Alp, age, 2./155O
19- Gölpınarlı, Abdülbaki, Tasavvuftan Dilimize Geçen Deyimler ve Atasözleri, s.l60, İnkılap ve Aka Kitabevi, İst. 1977
20- Mevlana, Divan-ı Kebir, 1/92, çvr. Abdülbaki Gölpınarlı, İst. 1957
21- Uludağ, age, s.345; İslam Ansiklopdesi, 4/466-467
22- İslam Ansiklopedisi, 4/466
23- Seydi Ali Reis, Mir'atü'l-Memalik, s.65, İkdam Neş. İst. R.1313; Yine Karahisar-ı Sahip ziyaretleri meyanında Hızırlık dağında makam-ı Hazret-i Hızır; Trablus-Şuam civarında küçük Lübnan dağı üzerinde Hazret-i Hızır makamı; Şam'dan bir merhale uzakta, Cebel-i Ribve'deki Cami-i Umeyye'nin sol tarafında Hızır makamı ve Semerkant'daki Hızır makamı, yeryüzündeki Hızır makamlarından sadece bir kaçıdır. (Evliya Çelebi, age, 4/35,122,413,429, 557)
24- Yazır, Elmalılı Muhammed Hamdi, Hak Dini Kur'an Dili, 5/3262, Eser Neşriyat, İst.
25- Nursi, Bediüzzaman Said, Mektubat, s.447, Envar Yay. İst. 1992
26- Nursi, Mektubat, s.5
27- Nursi, Barla Lahikası, s.336-337, Envar Yay. İst. 1992
28- Uludağ, age, s.243
29- Köprülü, Fuad, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, s.43, İst. 1918
30- Gümüşhanevi, Ahmed Ziyaüddin, Mecmuatü'l-Ahzab, (Şazeli cildi), s.476, R.1311
31- Nursi, Tefekkürname, s.92-98, Yeni Asya Yay. İst. 1994
32- Gümüşhanevi, age, s.475
33- Banarlı, age, 1/24
34- Gülen, Günler Baharı Soluklarken, s.5, TÖV Yay. İzmir, 1995
35- İbn Hacer Askalani, ez-Zehru'n-Nadr fi Nebei'l-Hıdr, Daru İbn Haldun, İskenderiye/Mısır-Tarihsiz; Muhammed Hayr Ramazan Yusuf, el-Hadiru Beyne'l-Vakıi ve't-Tehvil, Darü'l-Mushaf, Suriye-1984; Özdamar, Mustafa, Ladikli Ahmed Ağa, s135, Kırkkandil Yay. İst. 1997
36- Köprülü, age, s.74
37- Hafız Divanı, s.282
38- İslam Ansiklopedisi, 4/467
39- Evliya Çelebi, age, 4/468, 653
40- Özdamar, age, s.32, 86
41- Pala, age, s.249
42- Hafız Divanı, s.122, çvr. Abdülbaki Gölpınarlı, MEB Yay. İst. 1988
43- Köprülü, age, s.37, 119
44- Türk Ansiklopedisi, 19/216
45- İslam Ansiklopedisi, 4/466-467
46- Meydan Larousse, 5/817; Evliya Çelebi, age, 2/299, 3/449, 190, 4/194, 17,19,23,27,31; Ömer, Çorum'da Ramazan ve Bayram Adetleri, Halk Bilgisi Haberleri, 2/128, İst.
47- Ocak, A. Yaşar, İslam-Türk İnaçlarında Hızır yahut Hızır-İlyas Kültü, Ank. 1985; Konuk, Abdülkadir, Hıdır ve İlyas Ateşinde Gözlerim, Belge Yay.
48- Evliya Çelebi, age, 2/137, 4/122, 502
49- Şemseddin Sami, Kamus-u Türki, s.583, İkdam Matbaası, İst. R.1317 (Çağrı Yay. İst. 1995); Ali Rıza Alp, age, 1/590
50- Akay, Hasan, İslami Terimler Sözlüğü, s.187, İşaret Yay. İst. 1995
51- Hafız Divanı, s.493
52- Gülen, M. Fethullah, Buhranlar Anaforunda İnsan, s. 15-16, TÖV Yay. İzmir, 1997
53- Alkan, Ahmed Turan, Üç Noktanın Söylediği, s.90, Ötü-kenYay. İst. 1996
54- Gülen, Çağ ve Nesil, s.156-157
55- Gülen, Yitirilmiş Cennete Doğru, s.47
56- Özdamar, age. s.10
57- Nursi, Mektubat, s.6
58- Türk Ansiklopedisi, 19/216; İslam Ansiklopedisi, 4/468; Meydan Larousse, 5/829
59- Gülen, M. Fethullah, Yeşeren Düşünceler, s.52, TÖV Yay. İzmir, 1996
60- Özdamar, age, s.58, 81
61- Özdamar, age, s.79
62- Zaman Gazetesi, Ali Çolak, 30 Mayıs 1998/Cumartesi.
63- Bayaz, Ayla, Türkiye'de Halk Ağzından Derleme Sözlük, 7/2382, Türk Dil Kurumu Yay. Ank. 1974-
64- Hafız Divanı, s.283
65- İslam Ansiklopedisi, 4/462, 465
66- Gölpınarlı, age, s. 160
67- Türkçe Sözlük, Heyet, Türk Dil Kurumu, 1/2, Ank. 1988
68- Nursi, age, s.6
69- Nursi, Münazarat, s.33
70- Gülen, Zamanın Altın Dilimi, s.157-158
71- Yeni Ümit Dergisi, s.l, sayı: 38, Ekim-Kasım-Aralık 1997, İzmir
72- Dictionnaire Larousse Ansiklopedik Sözlük, 3/1603; Büyük Sözlük, 6/980; Gölpınarlı, age, s. 160
73- Gülen, Zamanın Altın Dilimi, s.81
74- Zaman Gazetesi, Tamer Korkmaz, 7 Nisan 1999/Çarşamba.
75- Abdülkerim Kuşeyri, Kuşeyri Risalesi, Çvr. Süleyman Uludağ, s.78, 86, 201, 256, 261, 450, 475, 487, 489, 501, 504, Dergah Yay. İst. 1978
76- Gölpınarlı, age, s.160; Pala, age, s. 248; Onay, Ahmet Talat, Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar, s.204, Türkiye Diyanet Vakfı Yay. Ank. 1993
77- Özdamar, age, s.24
78- Uludağ, age, s.239
79- Onay, age. s.204
80- Boratay, Pertev Naili, Halk Hikayeleri ve Halk Hikayeciliği, M.E.B. Yay. s.297, Ank. 1946
81- Eyüboğlu, E. Kemal, 13. Yüzyıldan Günümüze kadar Şiir ve Halk Dilinde Atasözleri ve Deyimler, c.l, s. 13, Doğan-kardeş Matbaası, İst. 1975
82- İslam Ansiklopedisi, c.4, s.468; Meydan Larousse, c.5, s.829
83- Gölpınarlı,age. s. 161
84- Nüzhet, Sadettin, Bektaşi Şairleri, s.58, İst. 1930
85- Eyüboğlu, age 1/131
86- Gölpınarlı, age, s.160 87-Gölpınarlı, age, s. 160
88- Eyüboğlu, 1/8
89- Milliyet Gazetesi, Yavuz Donat, 17 Nisan 1998.
90- Eyüboğlu, age, 1/130
91- Eyüboğlu, age 1/131
92- Eyüboğlu, age 1/13; Muallim Naci, Lügat-ı Naci, s.384-385, Çağrı Yay. İst. 1987
93- Onay, age, s.7 94- Gülen, M. Fethullah, Fasıldan Fasıla, 1/18, Nil Yay. İzmir, 1996

Share/Bookmark