4718 kere okundu

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri

M. Said TÜRKOĞLU

Öyle şahsiyetler vardır ki yaşadıkları şehre birikimlerinden öyle çok şey katarlar ki o şehirler bu şahsiyetler sayesinde şeref ve övünç elde ederler. Başka bir deyişle, bir şehre beyin, kalb ve rûh birikimleriyle ses ve mâna katmış şahsiyetler o şehir için büyük bir iftihar kaynağı olur.

Bir şehri övünç vesilesi kılan, yalnızca tarihî mekânları, kültürel dokusu ve görkemli binaları mıdır? Bir şehrin görünen yapılarından başka iftihar vesilesi sayılan anıtları yok mudur?
Öyle şahsiyetler vardır ki yaşadıkları şehre birikimlerinden öyle çok şey katarlar ki o şehirler bu şahsiyetler sayesinde şeref ve övünç elde ederler. Başka bir deyişle, bir şehre beyin, kalb ve rûh birikimleriyle ses ve mâna katmış şahsiyetler o şehir için büyük bir iftihar kaynağı olur.

Kimi şehirler anıldığında tarihi mekânlarından, tabii güzelliklerinden çok o şehre rûh katmış şahsiyetlerinin hatırlanması, bu fikri doğrulamaktadır. Demek ki bir şehrin ufuklarını ışıklandıran şahsiyetlerin, şehrin yapılanışında maddi eserlerden daha kalıcı etkileri vardır.

İbrahim Hakkı Hazretleri, neş'et ettiği şehre mâna katan şahsiyetlerdendir. "Erzurum" denince, "İbrahim Hakkı" ismine dair, şehrin tarih ve kültür eserlerini silikleştiren bir hafıza uyanışı, onun çok yönlü ve parlak bir şahsiyet sahibi olduğunu gösteriyor.

İsminin başına birçok keyfiyetli sıfat getirilebilen İbrahim Hakkı Hazretleri'nin; dini ilimler, felsefe, sosyoloji, kozmografya, edebiyat, fen ilimleri gibi birçok sahada eserler telif etmesi, Erzurum'a şeref katmasının yanında, insanlığa faydalı eserler bırakmak isteyenler için de iyi bir örnek teşkil etmektedir.
Yetmiş yedi yıllık ömre neler sığdırılabileceğini öğrenmek isteyenler için onun hayatının temel duraklarına doğru bir yolculuğa çıkmak oldukça istifâdeli olacaktır:

Düşünürümüz, 18 Mayıs 1703'te Erzurum'un Hasankale (Pasinler) ilçesinde dünyaya teşrif etti. Marifetname'de kendi hayatıyla ilgili birçok bilgiye rastladığımız gibi doğum tarihini bildiren beyitler de vardır:

Hicretin tarihi bin yüz on beş oldu ol bahar
Kal'a-i Ahsene'de İbrahim Hakkı doğdu zar

İbrahim Hakkı Hz.'nin soyu, baba tarafından on birinci asır akıncı Türklerine kadar uzanmaktadır. Büyük göçlere ve sarsıntılara sebep olan Moğol istilası yüzünden Fırat yöresine gelen ailesi daha sonra Erzurum'un Hasankale ilçesine yerleşmiştir. Dedesi Dursun Mehmet oğlu Molla Bekir; babası ise Derviş Osman Efendi'dir.

Annesi Şerife Hatun'un soyu Peygamber efendimize dayanmaktadır. Hicri, 1154 yılında yazdığı Lübbü'l-Kütüb adlı eserinde kendisini tanıtırken "Seyyid" sıfatını kullanması bu bilgiyi teyit etmektedir.

Marifetname'de anne ve babası için şunları söylemektedir: "Derviş Osman Efendi, sâdât-ı Kirâmdan Şeyhoğlu merhum Dede Mahmud'un kızını almıştır. Ol Hanife Hatun, bizim valide-i müşfikimiz olmuştur."

Baba Osman Efendi, daha iyi bir tahsil düşüncesiyle, İbrahim Hakkı, henüz iki yaşında iken Erzurum'a göç eder. Birkaç yıl sonra eşini kaybeder. Erzurum'daki ilmî muhit, onun tasavvufa yönelmesini sağlar ve bir mürşid-i kâmil aramaya sevk eder. Böylece Mekke'ye gitmeye karar verir. Küçük İbrahim, Erzurum'da amcasının yanında bırakılır ve yolculuk başlar.

Her yolculuğun niyeti başka olabilir; ama nasip ve kader insanı başka bir yöne çeker. Osman Efendi, Şeyh Eyüp Efendi'yle uzun bir yolculuğa çıkar, gezer dolaşır. Sonunda gönül ufuklarını aydınlatacak mürşidini Siirt'in Tillo köyünde bulur. İsmail Fakirullah, artık onun kendi mânasını bulması ve bu mâna etrafında bir dünya kurması için gönülden bağlandığı bir rehberdir.
İbrahim Hakkı, dokuz yaşındayken amcası onu Tillo'daki babasının yanına götürür. Küçük İbrahim, hem babasından hem Şeyh İsmail Fakirullah'tan dersler alır. Bu ayrıcalıklı tahsil dönemi babasının vefatına kadar sürer. İbrahim Hakkı, on yedi yaşındadır, baba Osman Efendi 1719 senesinde vefat eder. Babasız kalan gencecik yürek, ağır acılar yüklenerek Tillo'dan Erzurum'a döner.
Delikanlı İbrahim, artık Erzurum'daki amcası Molla Mehmet'le yaşar. Amca, babanın yokluğunu hissettirmemeye çalışarak sekiz yıl süren donanımlı bir tahsil için hiçbir yardımı esirgemez. Bu tahsil dönemi için elimizde net bilgiler mevcut değildir: yalnız, bu dönemle ilgili İbrahim Hakkı Hazretleri'nin bazı manzumelerinde minnettarlıkla bahsettiği iki isim öne çıkar: Sarı Gümrükçü ve Hâzık Efendi. Bir de bu dönemle ilgili bir beyit:

İhtiyar-ı ilm ta sâl bin yüz kırka dek,
Aşka düştü ârif oldu vecd ü hâli kıldı kâr.

Bu beyitten anladığımıza göre mütefekkirimiz, ilmin sadece malumat kısmının değil irfan, vecd ve aşk taraflarının da müşterisidir.

Erzurum, artık mihmandarlık görevini yerine getirmiştir. İbrahim Hakkı, başka bir durağa, gönül ve rûh dünyasını donatacak bir ufka yürümelidir. Tasavvuf, onun için icabet edeceği biricik çağrıdır. Gönlünün meyline kulak vererek İsmail Fakirullah Hazretlerine koşar.

Sene 1728, Tillo'ya gider ve oraya yerleşir. Ne var ki, kader onun önüne yeni bir sayfa çıkarır; 1734 yılında Şeyh Fakirullah vefat edince tekrar Erzurum yolu görünür. İbrahim Hakkı Hazretleri, artık kopup gittiği şehirde, babasının imamlık yaptığı Yukarı Habib Efendi Camiinde imamlığa başlar.

İlk evlilik, otuz üç yaşında Firdevs Hanım'la. Oğulları İsmail Fehim ve Ahmet Naîm dünyaya gelirler.

Ve 1737 yılında, imana kuvvet katan, insanı kulluk ufkunda yücelten ilk hac ibadeti.

Çü bin yüz elliye tarih yetti,
Bu Hakkı evvel ol yıl hacca gitti.

Düşünürümüz, iki hac daha yapacaktır. Ve sonraki evliliklerinden Gülsüm, Mehmet Şakir ve Osman Nedim adlı çocuklar dünyaya gelecektir.

1747 yılında İstanbul'a giden İbrahim Hakkı Hazretleri, Sultan I. Mahmut'la görüşür ve Saray Kütüphanesi'nde çalışmak için izin alır. Sultan I. Mahmut aynı zamanda ona ders okutması şartı ile, Erzurum'daki Abdurrahman Gazi Türbesi Zaviyedarlığı görevini de verir.1

Âlim ve mütefekkirimiz, İstanbul'da kaldığı sürede Saray Kütüphanesi'ndeki çalışmalarında, ileride yazacağı çok yönlü eserleri için büyük bir birikim sağlayacaktır. Özellikle yeni astronomiye olan ilgisinin bu kütüphane çalışmalarında başladığı söylenebilir.

İbrahim Hakkı Hazretleri, İstanbul'da iken kendisine müderrislik payesi verilir. Erzurum'a döndüğünde Habib Efendi Camii'ndeki görevini sürdürür, bir müddet sonra, aynı zamanda iyi bir mûsikişinas olan oğlu İsmail Fehim'in, tahsilini tamamlaması üzerine, cami imamlığı görevini ona devreder ve ilmî çalışmalarına daha fazla vakit ayırabilmek için günlerinin çoğunu Hasankale'de geçirmeye başlar.

1755'te, baba dostu Sarı Gümrükçü Mehmet Sunullah Ağa ile birlikte ikinci defa İstanbul'a gider.

Bu seyahati İsmail Fakirullah'ın torunu Mustafa Fânî, şöyle anlatır: "Dostumuz Erzurumlu Molla Osman oğlu Molla İbrahim, babasının eski dostluk hatırına saygı gösterip Sunullah Ağa ile bin yüz altmış sekiz senesi şabanın on üçüncü (24 Mayıs 1755) cumartesi günü Erzurum'dan yola çıktılar."2

Yazarımız, Erzurum'a döndüğünde beraberinde Marifetname'nin temel harcı sayılabilecek bilgi ve belgeler vardır.

Bu arada, Abdurrahman Gazi türbesi zaviyedarlığı devam etmektedir. Bu görev, III. Mustafa'nın tahta çıkması üzerine yeni bir fermanla devam ettirilir. Dersler ve zaviyedarlığın yanında önemli eserlerinden olan İrfaniyye tamamlanır. Eşinin ölümünden sonra 1763'te üçüncü defa Tillo'ya gider.

İbrahim Hakkı Hazretleri, İsmail Fakirullah'ın halifesi olduğu için, Şeyh'in çocukları onun Tillo'ya gidişine çok sevinirler. Şeyhinin çocukları, İbrahim Hakkı Hazretleri Tillo'ya yerleşsin diye onu Şeyh Fakirullah'ın torunu Fatma Azize ile evlendirirler.

1764 yılında ikinci Hac yolculuğu. Yolculuk boyunca Şam, Halep, Kudüs, Medine, Mekke gibi şerhlerdeki âlimlerle görüşme imkanı bulur. Hac'dan sonra tekrar Tillo'ya döner. Fatma Azize'den, Hanife ismini verdikleri bir kız çocukları dünyaya gelir ve soyları bu çocuk vasıtasıyla devam eder. Tillo'da öğrenci okutmaya devam eder. Burada, geniş hacimli eseri Mecmûatü'l-Meânî'yi bitirir. Bir süre sonra Erzurum'a gider.

İlmî çalışmalar, eser te'lifleri devam ederken 1768'de Erzurum müftüsü Şeyh Mustafa Efendi'yle son hac yolculuğuna çıkar. Hac yolunda, amcasının oğlu Yûsuf Nesîm'e Şam'dan yazdığı bir mektupta eserlerinin oralarda bile bilindiğini ve arandığını belirtiyor ve bazı kitaplarının temin edilip Şam'a gönderilmesini rica ediyordu.3

Hac farizasından sonra Erzurum'a dönen İbrahim Hakkı Hazretleri, yaklaşık üç yıl sonra oğlu İsmail Fehim'le birlikte Tillo'ya gider. Bu onun için son yolculuktur. 1775'te altı ay süren ağır bir hastalığa yakalanır.

Bu esnada, Hasankale'deki öğrencilerinden Derviş Halil kendisini ziyarete gelir. Bir süre Tillo'da kalan ve hocasının bir iki kitabını burada okuyan Derviş Halil'in dengesiz davranışları İbrahim Hakkı Hazretlerinin hoşuna gitmez. Erzurum'a dönen öğrencisinin burada hocasıyla ilgili birtakım sırlardan, sırlı bir kitaptan bahsetmesi etrafta esrarlı fikirlerin dolaşmasına yol açar. İbrahim Hakkı Hazretleri, bu söylentilerin, kendisi hakkında, birtakım Batıni fikirler taşıdığı yolunda şüphelerin yayılmasına yol açacağı endişesiyle ve fitnenin önünü kesmek düşüncesi ile âyet ve hadis perspektifli Urvetü'l-İslam, Hey'etü'l-İslam adlı eserleri yazar. Bu eserleri değişik kişilere gönderir. Erzurum'da bulunan Yusuf Nesim'e de Urvetü'l-İslam adlı eserle birlikte şifreli bir mektupla "Avnikli Kezzap" diye andığı Halil'in kendisi hakkında yalan beyanda bulunduğunu belirtir.

1778 yılında Şeyhinin torunu olan eşi Fatma Azize Hanım'ın genç yaşta vefat etmesi mütefekkirimizi derinden etkiler. Kısa bir zaman sonra da şeyhinin büyük oğlu Hamza Ganiyullah vefat edince bu tahassür daha da derinleşir.

Yetmiş yedi yıllık bir ömre, o zamandaki seyahat meşakkatine ve imkânsızlıklara rağmen iki İstanbul seyahati, üç hac ziyareti, dört Tillo yolculuğu ve cilt cilt hacimli eserler sığdırabilen İbrahim Hakkı Hazretleri, 22 Haziran 1780 tarihinde vefat eder.

İlmî ve Edebî Kişiliği
İbrahim Hakkı Hazretleri, birçok vasfı kendinde birleştiren bir sanat ve ilim dehası: Araştırmacı, âlim, psikolog, kozmografya bilgini, sosyolog, mutasavvıf, muallim, ansiklopedist, şair, yazar, ahlakiyatçı…

Çalışmaları ve pozitif ilimlerle ilgili araştırmaları, teorik değil gözlem ve deneylere dayanmaktadır. Bu özelliğiyle, dini ilimlerle pozitif ilimleri mezcetmiştir. Öyle ki bir ansiklopedi hüviyetinde olan Marifetname, her iki sahanın değerli bilgileriyle doludur.
Yaşadığı çağda münevver kesim Arapça ve Farsçaya rağbet ederken o, düşüncelerini Türkçe dile getirmiştir. Bu da ona ait yerli hassasiyetin bir ölçüsü kabul edilebilir.

Teorik bilgileri pratik zeminde uygulamaya döken ender şahsiyetlerden biri olan İbrahim Hakkı, araştırmalarında ve talebe yetiştirmede kullandığı Ruzname (devr-i daim takvimi), Küre, Usturlap (astronomi hareketlerini gözlemlemeye yarayan bir alet), Rub'ul-Müceyyib (Yerin enlemini, saatini, kıblenin yönünü, dağların yüksekliğini, nehirlerin genişliğini ölçen alet) gibi, bir kısmını kendi ustalık maharetiyle yaptığı aletlerle ilmî çalışmalarını pratik zeminde devam ettirmiştir.

Bekir Topaloğlu, "Kelam İlmi", adlı eserinde, İbrahim Hakkı Hazretleri'nin astronomi ve hikmet sahalarındaki vukufiyetinin bir değerlendirmesini yaparak onun döneminin önemli âlimlerinden biri olduğunu, hem eski hem yeni hikmet (felsefe) ve hey'et (astronomi) ilimlerine vakıf olduğunu belirtir ve Aristoteles hikmetiyle Batlamyus hey'etinin yanlış taraflarını görerek yeni astronomi ilmine göre onları çürüttüğünü ifâde eder.

Marifetname'deki bazı bölüm başlıklarına baktığımızda düşünürümüzün çok yönlü ilmî kişiliği hakkında önemli ipuçları edinebiliriz:

- Kur'an âyetleri ve Peygamber hadislerinin bildirdiği şekilde itimat ve itikat olunacak dinî hususlara ve kesinlikle ihtiyaç olan İslâm bilginlerinin görüşlerine göre; Arş'ın yaratılışının tertibini, Kürs'ü, Cennetleri, gökleri, yerleri, denizleri, ışıkları, kıyâmet ve alâmetlerini, cihanın yok oluşunu, Rahman'a kavuşma âleminin ebediliğini dört bölümle tafsil eder.

- Cennetlerin isimlerini, vasıflarını ve sayılarını onlarda olan nehirleri, ağaçları, binalarının çeşitlerini, nimetlerini, hurilerini ve gılmanlarını dört madde ile açıklar.

- Yüzeyleriyle kâinatın aynası olan âlemlerin, yaratılış tertibini; cihanın arazlarının ve cevherlerinin mahiyet ve keyfiyetini; özlerin ve eşyanın şekil ve durumlarını; esaslar ve cisimler âleminin görüntü ve hikmetini; canlıların, unsurların oluşumunu, hakimane üç babla beyan eder.

- Feleklerin, nefslerin ve akılların ortaya çıkmasındaki tertibi; tabiatların mertebelerini; özlerin değişimini; ateş, hava, su ve toprağın dönüşümlerinin delillerini; bedenlerin devranının keyfiyetini dört madde ile hakîmâne beyan eder.

- Cisimlerin miktarlarını, boyutlarını beyan eden geometrinin, astronomi için önemli ve lüzumlu olan şekillerini kolay bir yöntem üzere dört madde ile beyan eder.

- Alemin şeklinin yuvarlak olduğunun isbatını; yıldızların ve feleklerin durumlarının keyfiyetini, hakîmâne on bölümle tafsil eder.

- Burçlar sahibi göğü; burçların şekillerini ve isimlerini; burçların katlarını ve sabit yıldızları; ayın menzillerini; gök cisimlerinin uzaklıklarını dört madde ile bildirir.

- Dünya göğünün yapısını ve orada hâkim olan Ay'ın durum ve vasıflarını; Ay'a mütaallik olan eşyayı altı madde ile açıklar.

- Ayın, Allah'ın kudretiyle, tesîrlerini ve burçlar itibariyle hâllerini, yedi gezegenin tesîrli saatlerini, feleklerin sayılarını, seslerini ve nağmelerini, merkezlerini hareketleriyle dairelerin meydana gelişlerini, esiri cisimlerin tesîrlerinin başlangıçlarını beş madde ile açıklar.

- Hava küresinin alt tabakasında meydana gelen diğer atmosferik olayları, yani Samanyolu, hâle, sis, kırağı jaleyi; sabahı, şafağı, gölgeyi, gece ve gündüz saatlerini; ayları ve yılları ve zamanları beş madde ile açıklar.

- Boylam ve enlem daireleri ile yerkürenin satranç ve evleri misali bölünmesini; enlem ve boylamın tayini ile yeryüzünde bulunan beldelerin ve yerlerin yerlerinin ve yönlerinin birbirlerine uzaklık ve yakınlık bakımından nispetlerini altı madde ile hakîmâne açıklar ve ortaya koyar.

- Bedenlerin aynası olan anatomi ilmî; cisim ve canın hürriyetini, hayvan ve bitki ve bedene ait insanî rûhu ve geçici olan rûhun bazı durumlarını beş bahisle hakîmâne açıklar.

- Sinirlerin, atar ve toplar damarların keyfiyetini; bedenlerin kuvvetlerini, kıyafetle insanların ahlâk ve tavırlarının bilinmesini; uzuvların şekil farklılığı hasebiyle olan insanî vasıflarını; uzuvların çekme ve seyrilmesine bağlı olan durumları beş bölüm ile hakimâne tafsil eder.

- Beden uzuvlarındaki şekillerin hikmetini, kıyafetlerin farklılığı hasebiyle muhtelif olan canın vasıflarını, insan uzuvlarının seğrimesinin bükümlerini sekiz madde ile hakîmâne açıklar.

- Muhafazası lazım olan cânın bileşik uzuvlarının mahiyet, yer ve menfaatlerini; insan bedeninin sıhhatinin esaslarını; bazı münferit gıda ve ilaçların tabiat ve hükümlerini; bazı yiyecek ve meyvelerin fayda ve faziletlerini; insan vücudunu ısıtan ve güzelleştiren bazı elbisenin şekil ve renklerini on bir madde ile bildirir.

Ansiklopedik özelliğe sahip Marifetname, 1757'de tamamlanmıştır. Yazarımız bu eseri oğlu Ahmed Nâimî adına yazmıştır. Eser, bir mukaddime, üç fen ve bir hatime olmak üzere beş bölümden oluşmuştur. Eser, içerik olarak çok zengindir: astronomi, anatomi, biyoloji, tıp, jeoloji, fizyoloji, coğrafya, matematik, tasavvuf, felsefe, sosyoloji, ahlak, psikoloji, dini konular… Müellifin ifâdesiyle, eser hazırlanırken dört yüz eserden faydalanılmıştır.

Edebi tarafıyla da dikkati çeken müellifimiz 366 gazelden ve çeşitli şiirlerden oluşan hacimli bir divan tertip etmiş ve divanına İlahinâme ve Vahdet-name isimlerini vermiştir:

İlâhi vasf- ı aşkın yazdı çün şevkinle bu ednâ
İlâhi-nâme nâm ile kabul et bunu ey Mevlâ
Şair bir kişiliğe sahip olan İbrahim Hakkı Hazretlerinin manzumeleri sadece divanındaki şiirlerle sınırlı değildir. Marifetnâme'de de örneğini gördüğümüz gibi düşünürümüz birçok konudaki fikirlerini manzum olarak dile getirmiştir. Bunu bir sanat yolu telakki etmiştir.

Marifetname'de yer alan "Tefviznâme" adlı şiirden aldığımız şu dörtlükler şairimizin hem gönül ve rûh dünyası hem de sanat anlayışı hakkında bize bilgi verir.

Hak şeyleri hayreyler
Zannetme ki gayreyler
Ârif anı seyreyler
Mevlâ görelim neyler.
Neylerse güzel eyler

Sen hakka tevekkül kıl
Sabreyle ve râzı ol
Tefvîz it ve rahat bul
Mevla görelim neyler.
Neylerse güzel eyler.

Kalbin ana berk eyle
Takdîrini derk eyle
Tedbîrini terk eyle
Mevlâ görelim neyler.
Neylerse güzel eyler

Âlim, mütefekkir ve sanatkârımız, mûsiki konusunda da oldukça açık ve hoşgörülü fikirlere sahiptir:
Mûsiki hikmete dâir fendir,
Bilen bilmeyene rûşendir.

Nice esrarı idrak edecek,
Yer gelir, sineleri çâk edecek.4

İsmail Hakkı İzmirli'ye göre Erzurumlu İbrahim Hakkı aynı zamanda bir sosyologdur. O, ünlü İngiliz sosyologu Spencer (1820-1903) ile Erzurumlu İbrahim Hakkı arasında kıyaslama yaparak bu iki düşünürürn fikirlerinin benzer olduğunu ancak Spencer'den daha önce sosyolojiye dair bazı fikirleri ortaya attığını söyler.5

Çok yönlü şahsiyetler birçok ilim, sanat sahasında eser ortaya koyabilirler. İbrahim Hakkı Hazretlerinin eserlerinin içeriğine baktığımızda farklı farklı sahalara el attığını ve dikkate değer eserler ortaya koyduğunu görürüz. Mesela, psikoloji ve sosyolojiyi mezcettiği "Kıyafetname" adlı manzumesinde insanın rûh yapısını analiz ederek fizyonomisini incelemiş, esaslı bir karakter tahlili yapmıştır.

İbrahim Hakkı Hazretleri'nin mensup olduğu tarikat ile ilgili farklı bilgiler mevcuttur. İslam Ansiklopedisi'nde onun Nakşibendi olduğu belirtilir; fakat bazı yazarlar onun Kadiri olduğunu söylerler. Bursalı Mehmed Tahir, düşünürümüzün Tezkiretü'l-Ahzab adlı risalesine dayanarak onun Üveysi olabileceğini söyler. Üveysilik'in diğer tarikatların hususiyetlerini de bünyesinde barındırdığı için bu tesbit mantıklı görünmektedir.
Eserleri:

İbrahim Hakkı Hazretleri'nin, çok ve konu bakımından çeşitli eserler kaleme alması onun eserlerinin tasnifini zorlaştırmıştır. Bazı risaleleri müstakil kitap sanıldığından onun eserlerinin sayısını elli dörde çıkaranlar vardır. Ama gerçekte kendi beyanına göre onun eser sayısı "on beş"tir. Listeye dahil etmediği "Lübbü'l-Kitab" adlı eserini de listeye katarsak eser sayısı on altıya çıkar. Kitaplarıyla ilgili bir manzumesinde şöyle demektedir:

Fakirî der ki, te'lifâtımız on beş kitap olmuş,
Usulü beş, furuî adlarıyla on hisâb olmuş.
İlâhi Nâme nazımdır ve nesrim Marifetnâme,
Ve İrfaniyye, İnsaniyye, Mecmua yazıp hâme.
Bu beşten on kitap aldım ki, cümle lübb ma'nîdir,

Beşi ilm- i şeriattır, beşi ilm- i ledüniyyedir.
Adının âhiri ‘ha' ise ol ilm- i hakikattir,
Adının âhiri ‘mim' ise ol ilm- i şeriattir."6

Eserlerinin listesi:
1. Lübbü'l- Kütüb (H 1154–1159 /M 1741–1746)
2. Divân (İlahinâme) (H 1168 /M 1755)
3. Marifetnâme (H 1170 /M 1757)
4. el-İrfaniyye (H 1174 /M 1761)
5. el-İnsaniyye (H 1176 /M 1763)
6. Mecmûatü'l-Meânî (H 1178 /M 1765)
7. Tuhfetü'l-Kirâm (H 1180 /M 1766)
8. Nuhbetü'l-Kelam (H 1182 /M 1768)
9. Meşâriku'l-Yûh (H 1185 /M 1771)
10. Sefînetu'n-Nuh (Sefine- i Nuh) (H 1187 /M 1773)
11. Kenzu'l-Fütûh (H 1188 /M 1774)
12. Definetü'r-Ruh (H 1189 /M 1775)
13. Ruhu'ş-Şürûh (H 1190 /M 1776)
14. Ülfetü'l-Enâm (H 1190 /M 1776)
15. Urvetü'l-İslam (H 1191 /M 1777)
16. Hey'etü'l-İslam (H 1191 /M 1777)

Dipnotlar
1. İbrahimhakkıoğlu, Mesih, Erzurumlu İbrahim Hakkı, Tadil Matbaası, ist. 1973
2. İbrahimhakkıoğlu, Mesih, Erzurumlu İbrahim Hakkı, Tadil Matbaası, ist. 1973
3. Topaloğlu, Bekir – İslam Ansiklopedisi, İbrahim Hakkı Erzurumî maddesi
4. Çavuşoğlu, Hayrünnisa, "Erzurumlu İbrahim Hakkı," Türk Kültürü S. 20, 1972
5. Karadeniz, Hayrettin, Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın Ahlâk Felsefesi, Doktora Tezi, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bil. Ens.
6. Karadeniz, Hayrettin, Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın Ahlâk Felsefesi, Doktora Tezi, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bil. Ens.
Share/Bookmark