2976 kere okundu

Şemseddin Sivasî

Yeter Sevim ÇAĞLAR

Asıl adı Ahmed b. Ebu'l-Berekât Muhammed b. Ârif Hasan, Künyesi Ebu's-Senâ, mahlası Şemsî olan Şemseddin Sivâsî, ekser kanaate göre 926 (1520) yılında Tokat Zile'de doğmuştur.

Asıl adı Ahmed b. Ebu'l-Berekât Muhammed b. Ârif Hasan, Künyesi Ebu's-Senâ, mahlası Şemsî olan Şemseddin Sivâsî, ekser kanaate göre 926 (1520) yılında Tokat Zile'de doğmuştur. Bu nedenle kendisine Zîlî de denmiştir. Biraz esmer oluşu sebebiyle Kara Şems diye şöhret olmuşsa da bugün Sivas'ta Şems-i Aziz adıyla anılmaktadır. Babası Ebu'l-Berekât Muhammed ez-Zîlî'dir. Annesi hakkında kaynaklarda bir bilgi bulunmamaktadır.
Yedi yaşındayken babası tarafından duâsını almak için mürşidi Şeyh Hacı Hızır'ın yanına götürülmüş, şeyhin hayır duâsını aldıktan sonra tekrar Zile'ye dönmüş ve ilk tahsiline burada başlamıştır. Daha sonra Tokat'a büyük kardeşleri Muharrem ve İbrahim Efendilerin yanına gönderilerek orada devrin âlimlerinden Arakiyecizâde Şemseddin Mahvî Efendi'den dersler almış, aklî ve naklî ilimlerde büyük bir merhale kat etmiştir.

Şemseddin Sivâsî henüz yirmili yaşlarındayken İstanbul'a gelerek Sahn Medreselerinden birinde müderrislik vazifesine başlamış, ancak bir gün kazaskeri ziyarete gittiğinde mevkî ve makam isteyenlerin küçülmelerini, çeşitli hakaretlerle aşağılanmalarını görüp tiksinmiş ve dayanamayarak görevinden ayrılmıştır. Bir müddet sonra Şam'a gitmiş, oradan da hac vazîfesini yerine getirerek Zile'ye geri dönmüştür.

Şemseddin Sivâsî Zile'de vaaz etmeye ve talebe yetiştirmeye başlamış, bilâhare Amasya'ya giderek Ezine Pazarı'nda babasının şeyhi Hacı Hızır'ın halîfelerinden Muslihuddin Efendi'ye intisâb etmiştir. Şeyhin vefâtı üzerine önce Tokat'a, sonra da Zile'ye giderek talebe yetiştirmeye devam etmiştir. Sivâsî şeyhi vefât ettikten sonra Tokat'a giderek Kırbâsî diye meşhur olan Şeyh Mustafa Efendi'ye biât etmek istemiş, fakat o ihtiyarlığını ileri sürerek bunu kabul etmemiştir. Ama ona şeyhinin altı ay sonra Tokat'a geleceğini söylemiş, nitekim altı ay sonra da hocası Arakiyecizâde kendisine Şeyh Abdülmecîd Şirvânî'nin Tokat'ta olduğunu haber vermiştir. Şemseddin Sivâsî de otuz yaşlarındayken Tokat'a giderek Abdülmecîd Şirvânî'ye intisâb etmiştir. Altı ay kadar şeyhinin yanında kalan Sivâsî, icâzet alarak Zile'ye dönmüş ve irşâd faaliyetine devam etmiştir. Bu esnada Sivas vâlisi Hasan Paşa tarafından yaptırılan ve bugün Meydan Câmii diye anılan câmiye vâiz olmak üzere davet edilen Şemseddin Sivâsî, âilesi ve talebeleri ile birlikte Sivâs'a göçmüştür. Kendisi için yaptırılan dergâha yerleşerek orada zâhîrî ve bâtınî ilimleri öğretmek sûretiyle pek çok talebe yetiştirmiştir.
Bir ara Sivas'a bağlı Karahisar eşrafının daveti üzerine oraya da giderek vaaz u nasihat etmiştir.

Şemseddin Sivâsî'nin Eğri Seferi'ne ve Haçova Meydan Muhârebesine katılıp katılmadığı hususu ihtilaflıdır. Sultan III. Mehmed'in bizzat başında bulunduğu Osmanlı ordusu 1005/ 1596'da Eğri Kalesi'ni feth etmiş, aynı yıl içinde Haçova Meydan Muhârebesi'ni kazanmıştı.

Şemseddin Sivâsî hakkında yazılan bütün menâkıb kitapları onun, savaştan önce padişaha zaferi müjdelediği, bunun akabinde sultanın arzusu üzerine savaşa katıldığını, bir ara harbin en şiddetli anında ordunun bozulma ihtimâli baş gösterince, duâsı ve üstün gayretleri sonucunda savaşın kazanıldığını kaydederler. Hatta tarih kitaplarında Hoca Sâdettin'e atfedilen gayret ve sözler, bu kitaplarda tamamen Şemseddin Sivâsî'ye isnâd olunmaktadır.
Menâkıbnâmeler dışındaki bazı kayıtlar Şemseddin Sivâsî'nin ileri denecek bir yaşta böyle bir sefere iştirâk ettiği, fikrini kuvvetlendirmektedir. Mustafa Selânikî'nin Târîh-i Selânik isimli eserinde şu cümleler mevcuttur: " 1004 Ramazan-ı Şerîf'in ilk günlerinde Padişahın emriyle Meydân-ı Tîr sahrasında istiskâ namazı kıldılar ve sonunda Sivâsî vâiz Mevlânâ Şemseddin Efendi minbere çıkıp duâ etti."

Târîhî Peçevî'de ise bu hususla alâkalı olarak; "Akşemseddin İstanbul fethinde Sultan Mehmed-i evvel ile bulunmuşlar. Kara Şemseddin Sultan Mehmed-i sâlis ile Eğri'de bulunsalar aceb midir? Buyurdukların nakl ederler idi." denilmektedir.

İ. Hakkı Uzunçarşılı, Hüseyin Gazi Yurdaydın ve Hammer de kaynak zikretmemekle beraber Sivâsî'nin bu sefere katıldığını ifade etmektedirler. Vasfi Mahir Kocatürk Şemseddin Sivâsî'nin Eğri seferine mânevî şahsiyetiyle katıldığını söylemekte, Hasan Yüksel de bu katılma iddiâsını bir kerâmet söylentisi olarak kabul etmektedir.

Şemseddin Sivâsî zaferden sonra İstanbul'da biraz istirahat etmiş ve bilâhare Sivas'a dönmüştür. Sivâsî Sultan III. Mehmed'den dönüş izni istediğinde önce izin alamamış, fakat sonra kendisine izin verilmiştir.

Sivas'a dönüşünden bir müddet sonra Şemseddin Sivâsî, 1006 1597 ekim yılının Rebîülevvel ayında vefat etmiştir. Vefat tarihi olarak Mehmed Süreyyâ 1004, Şemseddin Sâmi 1009 senesini verse de düşürülen tarihler ve diğer kaynakların belirttiği tarih 1006'dır. Ölmeden önce de defin, cenâze, türbe, borçlar ve diğer masraflar için Recep Efendi'yi vekil tayin etmiştir. Vefatına düşürülen tarihler şunlardır:

İki mısrâ ile Hatîf vefâtına didi târîh
Ki her bir mısrâı şeyh-beyt-i şi'r-i şâir oldı
Mekân u câyı cilvegâh-ı kurb-ı lâhûtî
Tolındı hayf Şems mânâ-yı dîdemden nihân oldu
Kadriyâ târih-i fevtini didim
Nuh felek Şems tolındı nûr ile
Ey Hüsâmî fevtine târîhdür
Rûh-i pâk-i Şemsîye Firdevs câ

Günümüzde Sivas ve çevresinde önemli bir ziyaret yeri olarak kabul gören Şemseddin Sivâsî'nin türbesi, vefatından üç yıl sonra yaptırılmış olup, Meydan Câmii avlusunun kuzey kısmında bulunmaktadır. Türbesinin kapısı doğu tarafına bakmakta ve kapının üzerindeki kitâbede son mısrâı ebced hesabıyla türbenin yapılış tarihini veren sülüs hatla yazılmış aşağıdaki kıt'a yer almaktadır:

Şehr-i Sivâs içre cânâ işbudur
Şeyh Şemseddin kutbun meşhedi
Didi Fevrî künbedi târîhini
Nurla olsun musaffâ merkadi

Cenâzesine 60.000'e yakın kişi katılmış ve vasiyeti üzerine türbe-dârlığına Âmâ Mükâşif Mehmed Dede getirilmiştir.

Şemseddin Sivâsî iyi huylu, güzel yüzlü, ihsân sahibi, ilim ve irfan ehli, herkese iyilik yapmayı seven, fakirleri doyurmayı, misafire ikrâmı seven biri idi. Olduğu gibi görünen, herkesin de böyle olmasını isteyen biri idi. Eserlerine bakıldığında Kur'ân-ı Kerîm, Hadîs, Fıkıh konusunda âlim olduğu, Farsça'yı da çok iyi bildiği anlaşılmaktadır.

Eğri Seferi için İstanbul'a geldiğinde Aziz Mahmud Hüdâî tarafından karşılanmış, Hüdâî'den büyük bir hürmet ve muhabbet görmüş, üç gün bu tekkede kalmış ve burada bulunduğu sırada İstanbul'un ileri gelenleri tarafından ziyaret edilmiştir.
Tarikatı

Şemseddin Sivâsî Halvetiyye tarikatının kollarından kendi adıyla anılan Şemsiye tarikatının kurucusu olarak kabul edilir.
Şemsiye şubesinin tacı üç parça hâlinde sarı çuhadan meydana gelmektedir. Tacın üstünde tepeye doğru gittikçe küçülen üç daire, tepe kısmında da bir düğme yer almaktadır. Bu şubede zikr-i celî esastır ve zikir esnâsında halkalar teşkil edilerek deveran yapılır. Sivâsî Halvetîlikte var olan ve esmâ-i seb'a denilen Lâ ilâhe ill'allah, Allah, Hû, Hakk, Hay, Kayyûm, Kahhâr esmâlarına Kâdir, Kavî, Cebbâr, Mâlik, Vedûd, isimlerini ilave ederek zikre esas olan Esmâü'l-Hüsnâ'yı on ikiye çıkarmıştır. Sivâsî 29 halîfe nasbetmiştir ve onun birçok kerâmeti de dilden dile dolaşmaktadır.

Şemsiyye şûbesinde halvet, riyâzet ve mücâhede çok önemlidir. Bu şûbe Sivas ve Zile çevresinde etkili olmuş, Abdülmecid Sivâsî ve Abdülahad Nûri vasıtasıyla İstanbul'da da yayılmıştır.
Edebî Şahsiyeti

Manzum ve mensûr otuza yakın eser telif eden Şemseddin Sivâsî, hayatının büyük bir kısmını Zile'de geçirmiş, devrin sanat ve edebiyat merkezi olan İstanbul'dan uzak kaldığı için tezkirecilerin gözünden kaçmıştır.

Şiirlerinde Sivâsî mahlasını kullanan şairimizi, Divân edebiyatından ziyâde tekke edebiyatına mensub şairler arasında değerlendirmek daha doğru olur. Tasavvuf onun eserlerinde bir süsü, mücerred duyguları ifade etmeye yarayan bir araç değil, adeta o eserlerin varlık sebebidir. Gayesi bu eserler vasıtasıyla halkı irşâd etmek olmuştur.

Yer yer Arapça-Farsça terkiblere rastlansa da Şemseddin Sivâsî'nin şiirleri sade Türkçe ile yazılmış olup, yapmacıksız bir ifadeye sahiptir. Girift ifadelere, iç içe girmiş mazmunlara, edebî sanatlara çok fazla rastlanmaz. Umûmiyetle açık ve anlaşılır bir dil kullanmış, sadece bazı dînî muhtevâlı tevhîd, münâcât, nâ't gibi şiirlerinde Arapça ve Farsça terkîblere yer vermiştir.
Aşağıdaki gazel sade Türkçesini, samîmî ve lirik ifâdesini gösteren şiirlerinden biridir:

Vâsıl olmaz kimse Hakk'a cümleden dûr olmadan
Kenz açılmaz şol gönülde tâ ki pür-nûr olmadan
Sür çıkar ağyârı dilden tâ tecellî ede Hakk
Padişah konmaz sarâya hâne ma'mûr olmadan
Mûtû kalbe entemûtû sırrına mazhâr olan
Gördi anlar haşr ü neşri nefha-i sûr olmadan
Hak cemâlin ka'besini kıldı âşıklar tavâf
Yerde Ka'be gökyüzünde Beyt-i ma'mûr olmadan
Mest hem mestâne geldüm tâ ezelden tâ ebed
İçmişem aşkın şarâbın âb-ı engûr olmadan
Mest olanların kelâmı kendüden gelmez velî
Pes ene'l-hak nice söyler kişi Mansûr olmadan
Bir devâsız derde düştü bu dil-i Şems-i müdâm
Hakk'a makbûl olmak ister halka menfûr olmadan
O'nun şiirlerinde mânâ bütünlüğü görülmektedir ki; şiirlerini umûmiyetle yek-âhenk tarzda söylemiştir. Vezin ve kafiye konusunda zaman zaman zorlamalar görülse de, gazelleri daha akıcı olduğu için bunların bir kısmı bestelenmiştir.
"Yâ Rabbî lisânımdan ezkârımı aşk eyle" mısâıyla başlayan gazel Neyzen Tevfik tarafından Rehâvî makamında, "Kapına geldi asiler şefaat Yâ Rasûlallah" mısrâıyla başlayan gazel Şeyh Hüseyin Efendi tarafından Mâye makamında, "Vâsıl olmaz kimse Hakka cümleden dûr olmadan" mısrâıyla başlayan gazel Şeyh Hüseyin Efendi tarafından Mâhur makamında, Hüseyin Saadeddin Arel tarafından Isfahan ve Hüseynî makamında bestelenmiştir. Bunlar gibi daha pek çok eseri bestelenmiştir.

Eserleri
Süleymannâme:
Süleymaniye, Hz. Süleyman ile Sebe Melîkesi Belkıs'ın kıssalarını konu alan 1684 beyitlik bir mesnevîdir. İlk önceleri Zileli Hamdî'ye nisbet edilen bu eserin Sivâsî'ye âit olduğu kesindir. Nitekim şair, bu isimle manzum bir eser yazdığını kendisi söylemektedir. Menâkıb-ı İmâm-ı Â'zâm isimli eseri o güne kadar yirmi eser telif ettiğini söyleyip, isimlerini sayar ki; bunlar içinde Süleymâniyye de vardır ve bu, müellifin ifadesine göre ilk eseridir.

Süleymâniyyedür üçünci manzûm
En evvel nazmum oldur ola mâlûm

Sebeb-i telif bölümünde müellif, eserini ağabeyi ve üstâdı Muharrem'in tavsiye ettiğini ifâde eder. Aruz vezninin remel bahrinde yazılmış, tevhid ve nâ't ile başlayan eserin dili oldukça sadedir.

İbret-nümâ (Terceme-i İlâhînâme-i Atar):
Hezec bahrinde yazılmış, 4615 beyitten oluşan bu eser, İran'lı meşhur mutasavvıf-şair Feridüddin-i Attar'ın İlâhî nâme isimli mesnevîsinin serbest tercümesi mâhiyetindedir.

Eser peygamber kıssaları, evliyâ menkîbeleri ve İslâm tarihinden seçilmiş yüz hikâye ve bunlardan sonra "ibret" başlığı altında kıssadan hisse mâhiyetinde nasihatleri içeren bölümlerden oluşmaktadır.

Gülşen-âbâd (Bahâru's-sûfiyye) :
Öğretici bir maksadla yazılan bu tasavvufî mesnevî, 560 beyitten oluşmuş, ve aruzun hezec bahrinde yazılmıştır. Dînî -tasavvûfî edebiyat çerçevesinde telif edilen en orijinal mesnevî metni olarak kabul görmektedir.

Çok zengin çağrışımlara sahip olan eserde birer sembol olarak kullanılan çiçekler çeşitli şekillerde yorumlanabilir. Nitekim müellif, eserin hâtime kısmında da müridlik ve şeyhlik âdâbından bahsettiğini ve seyrü sülûkü anlattığını söylemektedir.
Eserde gül; şeyhi, diğer çiçekler de müridleri ifâde etmektedir. Münâcât ve nâ'tten sonra tasavvûfî meseleler, çiçekler arasındaki münâzaralarla açıklanmaya çalışılmıştır.

Mevlîd:
Hz. Muhammed'in (sas) doğumundan vefatına kadar hayatının önemli safhalarını, fazîletlerini ve mûcizelerini konu eden, remel bahrinde yazılmış, Süleyman Çelebi'nin Mevlîd'i kadar olmamakla beraber, özellikle Orta ve Doğu Anadolu'da bir hayli meşhur olan 1217 beyitlik bir mesnevîdir.

Müellif eserin sebeb-i telifini şöyle açıklamaktadır: "Peygamberimize hizmet etmek maksadıyla kalbime mevlid yazmak fikri düştü. Çok sayıda mevlid yazılmış olmakla beraber bunlardaki zorluk ve ihtilaf beni men etmeye koyulduysa da netîcede kalemi, kâğıdı ve kitapları elime aldım. O sırada ‘Ey yazmayı çok arzu eden sana yardım edeyim mi?' şeklinde bir ses geldi. Bu ses doğuların ve batıların efendisinin sesiydi. Kalem ve kâğıtlar elimden düştü. Kalbime harâret çöktü. Başımı önüme eğdim ve ağladım. Namaz kılıp, salât ü selâm getirdim. Yüzümü Allah'a ve Rasûlü'ne çevirip Peygamber'in istiğrak denizine daldım, uyudum. Bu hâlde kendimi, Makâm-ı Asgâr'da ayakta duruyor gördüm. İlerde bir cemaat vardı ki; onlar Peygamberimiz ve ashâbı idiler. Onlardan biri bana teveccüh etti. Zannederim o kişi, Hz. Ali idi. Kucağında kokular saçan bir çocuk vardı. Hz. Ali:
‘Bunu al! Sana Rasûlullah verdi.' dedi. Sonra uyandım. Kalbim nûr, hikmet ve ilimle doldu. Yazmaya başladım. Allah Teâlâ bana mevlid hususunda daha önce kimseye açılmamış kapıları açtı. Çünkü insanlar ‘Peygamberin mevlidi apaçıktır.' Diyorlar. Hâlbuki ben diyorum ki; onun mevlidi hem zâhirî ve hem de mânevîdir. Bu husus başlangıçtan sona kadar hep böyledir.Nitekim Peygamberimiz ‘Ümmetimden bir topluluk kıyâmet gününe kadar dâimâ hak üzerinde bulunacaktır.' buyurmuştur. Bu kişiler âlimler, sultanlar, kadılardır…"

Eserde Süleymân Çelebi'nin eseri ile birçok benzerlikler olduğu gibi farklılıklar da mevcuttur.

Heşt-Behişt:
Tevhid, münâcât ve nâ'tten sonra Hulefâ-i Râşidîn ve ashâba, devrin padişahı III. Murad'a, vezir Osman Paşa'ya medhiyeler olan eser, 2300 beyit civârında olup, vezir Osman Paşa'ya ithâf olunmuştur. Bu ithâfın sebebi ise Irak'ta Râfızî nüfusunu kırıp yok etmesi ev Ehl-i Sünnet inancını tesis etmesidir.

Mir'âtü'l-ahlâk ve mirkâtü'l-eşvâk:
İyi ve kötü ahlâktan bahseden bu eser, mesnevî tarzında yazılmıştır. İnsanda akıl ve nefsin savaşında aklın gâlip gelmesi esas amaçtır. Bunun için de aklın nelere sahip olduğunu ve düşmanlarının özelliklerini bilmesi gereklidir. İşte şair eserini bu maksatla kaleme almıştır.

Eser on bâb ve on fasıldan oluşmaktadır. Ashâb-ı yemînin ahlâkı olan ahlâk-ı hamîdeyi bâblar, ashâb- şimâlin ahlâkı olan evsâf-ı zemîmeyi de fasıllar içinde sıralamıştır. Her bâbdan sonra onun zıddı mâhiyetteki fasıl zikredilmektedir.

Menâsik-i Hac:
Türkçe manzum bir eser olan ve haccın umdelerinden bahsedilen bu eseri müellif, bizzat kendisi diğer eserlerinde zikretmektedir. Kütüphane kataloglarında bulunmayan bu eser Sivâsî'nin on birinci kuşak torunu olan Fatih Güneren'in şahsî kütüphanesinde mevcuttur.

Dîvân-ı Şemsî :
Dîvân-ı Ârifâne, Dîvân-ı İlâhiyyât, Dîvân-ı Gazeliyyât ve İlâhiyyât isimleri ile de anılan bu eser bir divandan ziyâde dîvânçe mâhiyetindedir. Dört yazma nüshaya dayanılarak yayımlanan bu eserdeki şiirlerin hemen hemen hepsi dînî-tasavvufîdir.

Terceme-i Kasîde-i Bürde:
İmam Bûsırî'nin Kasîde-i Bürde'sinin tam bir manzum tercümesi olan eser, 160 beyittir.

Şerh-i Gazeliyât-ı Sultân Murâd-ı Sâlis:
Eser III. Murad'ın Arapça ve Farsça gazellerinden bir kısmının mensur şerhidir ve herhangi bir gazelin bir kısmının veya bütününün beyit beyit mensur açıklaması şeklindedir.

Menâkıb-ı İmâm-ı Âzâm:
Hayatı boyunca Hanefî mezhebine bağlı kalan ve eserleriyle onun müdafasını yapan Sivâsî, bu eserinde Hanefîliğin kurucusu İmâm-ı Âzâm Ebû Hanîfe'nin hayatını ve menkîbelerini ele almıştır. Bunun yanı sıra eserde hulefâ-i râşidîn ve ashâb hakkında, kaza ve kader, kıyâmet ve âhiret hayatı hakkında da bilgiler mevcuttur.
Şemseddin Sivâsî bu eserini de ağabeyi Muharrem Efendi'nin isteği üzerine telif ettiğini, kitabı yazdığı sıralarda gördüğü bir rüyasında Peygamber Efendimiz'in kendisine bu kitabı tamamlamasını tembihlediğini ifade etmektedir.

Hallü ma'âkıdi'l-kavâ'id:
İbn Hişam'ın Kavâidü'l-i'râb isimli Arapça nahiv eserinin bir hâşiyesi olan bu eser, yakın dostlarının isteği ile yazılmıştır ve sonunda Kânûnî Sultan Süleymân için bir duâ kısmı mevcuttur.
Zübdetü'l-esrâr fî şerh-i muhtasari'l-menâr:

Nesefi'nin usûl-i fıkha dâir Menârü'l-envâr adlı eserinin bir muhtasarı olan Muhtasarü'l-menâr'ın bir şerhidir.

İrşâdü'l-avâm:
Bu eseri Mahmut Kaplan bir makalesinde Nasihat-nâme adı altında tanıtmıştır. Eser 225 beyitlik küçük bir mesnevîdir. Tarikata girmek isteyenlerin şeyh seçerken dikkat edecekleri hususlar dile getirilmiş, yer yer ayet ve hadis iktibasları yapılmış, anlatılan iki hikâyede dört halîfeye hakaret edenlerin başına gelen felâket dile getirilmiştir.

es-Safâyıh fî tercemeti'l-Levâyıh:
Molla Câmii'nin tevhid ve vahdet-i vücûdla alâkalı Levâyıh isimli Farsça mensur eserinin tercümesi olan tasavvûfi bir eserdir.

Menâzilü'l-ârifîn:
Eser İmâm-ı Gazâlî'nin bazı risâlelerinden, bilhassa İhyâ'u Ulûmi'd-dîn isimli eserinin ilgili bölümlerinden geniş ölçüde faydalanılarak kaleme alınan bu eser, dört bölüm hâlinde nefs, Allah, dünya ve âhiret konularını ele almaktadır. Otuz iki varaklık bu eserde yer yer konularla ilgili rubâîler de vardır.

Menâkıb-ı Çehâr-yâr-ı Güzîn:
Menâkıbü'l-hulefâ ve Rıyâzü'l-hulefâi'r-râşidîn adlarıyla da bilinen eser, on iki bâb içinde başta dört halifenin olmak üzere aşere-i mübeşşere, ehl-i beyt ve sahâbenin menkîbelerini anlatan ve Osmanlılar zamanında çok sevilen, okunan hacimli bir eserdir.

Umdetü'l-edîb fi't-ta'lîm ve't-te'dîb:
Farsça edat ve harflerin görevlerini açıklayan, gramerle alâkalı, harf sırasına göre hazırlanmış, küçük bir risâledir.

Dâiretü'l-usûl:
Müellif Türkçe ve ilm-i usûle dâir böyle bir eser telif ettiğini kendisi belirtmesine rağmen bu eserin herhangi bir nüshasına rastlanmamıştır.

Emr-i ilâhî ve hüccet-i ilâhî:
Emr-i bi'l-ma'rûf konusunu, ayetlerle, tasavvufî açıdan ele alan iki bölümden müteşekkil küçük bir eserdir.

Nakdü'l-hâtır:
Kehf Sûresi'nin tefsiridir. Şemseddin Sivâsî Ashâb-ı Kehf'in, Hz. Musa ve Hızır'ın kıssalarını ele alıp, ağırlığı Hz. Musa ve Hızır'ın kıssalarına vermek suretiyle zikri geçen sureyi tasavvufî açıdan tefsir etmiştir. Eserde mevzû ile alâkalı beyit ve rubâîler de bulunmaktadır.

Kaynaklar:
Akkaya, Hüseyin. "Şemseddin Sivâsî'nin İrşâdü'l-avâm adlı mesnevîsi", Sivas, 2003, Cumhuriyet Üniv. İlahiyat Fak. Dergisi, c. VII, s. 2, 1-30.
Akkaya, Hüseyin. "Şemseddin Sivâsî'nin Süleymannâme'si", Yüksek Lisan Tezi, Marmara Üniv. Fen Ed. Fak. TDE, 1988, Dnş: Âmil Çelebioğlu.
Aksoy, Hasan. "Shamsaddin al-Sivasi, his personality, religious, order and his Works", Sivas, 2005, Cumhuriyet Üniv. İlahiyat Fak. Dergisi, c. IX, s. 2.
Aksoy, Hasan. "Şemseddin Sivâsî Divanından İki Gazel", İlim Ve Sanat, Ank, 1991, s. 30, 28-29.
Aksoy, Hasan. "Şemseddin Sivâsî Hayatı Eserleri ve Mevlidi (Tenkitli Metin)" Doktora Tezi, 1980, Marmara Üniv. İlahiyat Fak. Dnş: Dr. Bekir Karlığa.
Aksoy, Hasan. Şemseddin Sivâsî Gülşen-âbâd, İslâm Medeniyeti Vakfı Yay, İst, 1990.
Aldanmaz, Ömer. "Şemseddin Sivâsî'nin Mirâtü'l-ahlak ve mirkâtü'l-eşvâk adlı mesnevîsi, edisyon-kritik-inceleme" Yüksek Lisans Tezi, Cumhuriyet Üniv. Dnş: Mehmet Arslan, Devam ediyor.
Aşkun, Vehbi Cem. Sivas Şairleri, Sivas Halkevi Yay, Sivas, 1948.
Bağdatlı İsmâil Paşa. Hediyyetü'l-ârifîn, İst, 1951-1955.
Biçen, Eşref. "Şemseddin Sivâsî'nin Mir'âtü'l-ahlak mesnevîsi Üzerine Bir Gramer İncelemesi, Yüksek Lisans Tezi, Dicle Üniv. 1996 .
Buluz, Nermin. "Şemseddin Sivâsî'nin Heşt Bihişt mesnevîsi inceleme-metin" Yüksek Lisans tezi, Cumhuriyet Üniv. TDE, 1987, Dnş: Doç. Dr. Mehmet Arslan.
Enginoğlu, Burhan. Şemseddin Sivâsî'nin İbretnümâ Mesnevîsi: İnceleme-Metin, 1997, Cumhuriyet Üniv. TDE, Dnş: Mehmet Arslan.
Ergun, Saadeddin Nüzhet. Türk Mûsıkîsi Antolojisi, İst 1969.
Kâtip Çelebi, Keşfü'z-zünûn, Hazr: Şerâfettin Yaltkaya, Kilisli Rıfat Bilge, MEB Yay, İst, 1972.
Kaya, Nureddin. "Şemsî'nin Mevlid'i", Mezuniyet Tezi, İstanbul Üniv. Ed. Fak. 1971.
Kota, Şefik. "Şemseddin Sivâsî'nin Menâkıb-ı Çihâr-yârı" Lisans Tezi, Atatürk Üniv. İlahiyat Fak.
Mazıoğlu, Hasibe. "Türk Edebiyatında Mevlid Yazan Şairler" Türkoloji Dergisi, Ank, 1974, c. I, s. 6, 31-63.
Mehmed Süreyya. Sicilli-i Osmânî, İst, 1308.
Peçevî İbrahim Efendi. Târîh-i Peçevî, İst, 1283.
Toker, Birgül. "Şemseddin Sivâsî'nin Mir'âtü'l-ahlak adlı mesnevîsi", Konya, 2004, Türkiyat Araştırmaları Dergisi, s. 15, 433-456.
Toker, Birgül. "Şemseddin Sivâsî'nin Mir'âtü'l-ahlâk adlı mesnevîsinin tenkitli metni ve incelenmesi" Doktora Tezi, 2003, Selçuk Üniv. TDE, Dnş: Prof. Dr. Emine Yeniterzi.
Toparlı, Recep. Şemseddin Sivâsî Dîvânı, Gurbet Yay, Sivas, 1984.
Yıldırım, Yusuf. "Şemseddin Sivâsî'nin Nakdü'l-hâtır adlı mesnevîsinin tahlili" Yüksek Lisans Tezi, 1995, Erciyes Üniv. İlahiyat Fak. Temel İslam Bilm. Tefsir Bilim Dalı, Dnş: Prof. Dr. Celâl Kırca.
Yıldırım,Yavuz Ahmet. "Şemseddin Sivâsî'nin Mevlidi'n-nebî adlı eseri" Lisans Tezi, 1970, İstanbul Üniv. Edebiyat Fak. TDE.
Share/Bookmark