52488 kere okundu

Şehzadelerin Sancağa Çıkarılmaları ve Eğitimleri

Abdülmecit MUTAF

Padişahların belli bir yaşa gelen erkek evlatları, yanlarında annesi, hocaları, askerleri ve diğer görevliler olduğu halde bir sancağa gönderilirdi. Buna "Sancağa çıkma" veya "Sancağa çıkarılma" denirdi. Sancak; eyalet sistemiyle yönetilen Osmanlı devletinde, kendisine bağlı kazaları ve köyleri bulunan ve vilayetlerle kaza arası bir idarî birimdir.

Eski bir Türk geleneği olduğunu bildiğimiz bu uygulamanın en yakın örneğini Anadolu Selçuklularında görürüz. Şehzadeler daha küçük yaşta iken, devlet idaresine alışmak üzere bir Atabeg veya Lala himayesinde vilayetlere gönderilirdi. "Melik" olarak adlandırılan bu genç şehzadenin annesi de genelde beraber giderdi. Sultanın veliaht tayin ettiği şehzade ise, ya merkezde babasının yanında kalır veya yakın bir vilayette bulundurulurdu.

Osmanlılarda sancağa çıkan şehzadeye "Çelebi Sultan" denirdi. Yaklaşık on-on beş yaşlarına geldiklerinde, gönderildikleri sancaklarda kendilerine yardımcı
olmak ve onları yetiştirmek üzere "Lala" adı verilen tecrübeli bir devlet adamı da beraberinde bulunurdu. Ayrıca; Defterdar, Nişancı, Reisü'l-Küttab, Ruznamçeci, Çavuşbaşı, Divan katibi, kalem heyeti gibi bürokratlar; Miralem, Mirahor, Çeşnigir, Kapıağası gibi saray erkanı; tabip, bahçıvan, zenaatkar gibi görevliler ve yeteri kadar asker bulunurdu.

Şehzadeler kendi sancaklarında zeamet ve tımar tevcih edebilir; berat ve hüküm verip bunlara tuğra çekebilirlerdi. Ancak yapacakları bu tayin ve tevcihlerde merkeze bilgi vermek ve oradaki asıl deftere kaydettirmek zorundaydılar. Ayrıca; emrindeki askerlerle, padişahın emri doğrultusunda sefere giderler ve bizzat orduda savaşa katılırlardı.

Şehzadelerin sancağa çıkarılmaları sırasında bir merasim yapılırdı. Vezir-i Azam tarafından kendisine padişah adına tabl, âlem ve yeşil bayrakla birlikte bazı kıymetli eşyalar verilirdi. Yine onunla beraber olacak görevliler ve maiyeti tertip edilirdi. Daha sonra dualar edilerek payitahttan sancağına uğurlanırdı.

Osmanlıların daha ilk devirlerinde yaşları müsait olan şehzadeler, ya bir ordunun başında veya bir bölge beyi olarak fütuhata katılıyor veya yönetime yardımcı oluyordu. Mesela Orhan Gazi vefat ettiğinde bir oğlu Halil Bitinya beyi, diğer oğlu İbrahim ise Eskişehir sancak beyi idi. Bu dönemde, çoğu Anadolu'da olmakla beraber Rumeli yakasında da şehzade sancağı vardı. Ancak, Murad Hüdavendigar'ın büyük oğlu Savcı, burada şehzade iken isyan ettiği için, 1385'ten sonra Rumeli'ye çelebi gönderme usulü kaldırılmıştır.

Şehzadeler Anadolu'da belli başlı şehirlere gönderilmekte olup şunlardır: Manisa, Amasya, Konya, Kastamonu, Sinop, Muğla, Çankırı, Trabzon, Kütahya, Balıkesir, Kefe, Akşehir vs. Ancak bunlardan Manisa, Amasya, Konya, Trabzon ve Kütahya sancakları en meşhurlarıdır. Bu sancakların çoğu, Anadolu Beyliklerinden alınmış yerlerdir. Böylece Osmanlılar; bir zamanlar kendileri gibi birer beylik olan bu yerlere, güvenilir bir idareci olarak hanedandan birini göndermişlerdir. Ayrıca bu şekilde, hakimiyet altına aldıkları beylikleri de, hanedan mensubu bir yönetici ile taltif etmişlerdir.

Sultan III. Murad'ın ölümünden sonra (1595) sancağa gönderilecek yetişkin Şehzade kalmaması sebebiyle artık bu usul terk edilmiş; şehzadenin sancağına bizzat gitmesi yerine, bir mütesellim gönderme uygulaması başlamıştır. 1648'den itibaren bu usul de kaldırılarak, erkek şehzadelerin sarayda inziva hayatı yaşamaları uygulamasına başlanmıştır.

Şehzade sancakları içerisinde en meşhur olanı Manisa'dır. Bunun da sebebi; burada görev yapan şehzadelerden padişah olanların sayısının en fazla olmasıdır. Çünkü; payitahttaki padişah vefat edince, ilk önce oraya ulaşan şehzade tahta otururdu. Diğer sancaklara göre hem daha yakın olması, hem de deniz yoluyla Menemen'den İstanbul'a daha çabuk ulaşılması Manisa'yı avantajlı kılmıştır. Padişah olması kuvvetle muhtemel olan şehzadeler de buraya gönderilirdi.

Manisa'da görev yapan şehzadeler şunlardır: Yıldırım Bayezıd'ın oğlu Süleyman Çelebi; II. Murad'ın oğlu Mehmed (Fatih); Fatih Sultan Mehmed'in oğlu Mustafa; II. Bayezıd'ın oğulları Abdullah, Alemşah, Korkut ve Mahmud; Yavuz Selim'in oğlu Süleyman (Kanuni); Kanuni'nin oğulları Mustafa, Mehmed ve Selim; II. Selim'in oğlu Murad; III. Murad'ın oğlu Mehmed. Mehmed, Manisa'ya bizzat gönderilen son şehzadedir. Bu şehzadelerden padişah olanlar ise şunlardır: Fatih Sultan Mehmed, Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim, III. Murad, III. Mehmed ve burada doğmuş olan Mustafa.

Osmanlı tarihinde icraatlarıyla meşhur olmuş ve tarihe damgalarını vurmuş olan en ünlü padişahlar bu usulle yetişmiş olanlardır. Şehzadelerin sancağa çıkarılmaları uygulamalarına son verilmesinden sonra artık böyle dirayetli devlet başkanı yetişmemiş ve sarayda yaşama uygulamasından bir müddet sonra - buna paralel olarak- devlette de duraklama dönemi başlamıştır. Bu gerçekler de, sancağa çıkarılma usulünde şehzadelerin aldığı uygulamalı idarecilik eğitimini öne çıkarmaktadır. Bundan dolayı en önemli şehzade sancağı olan Manisa'yı esas alarak, sancaktaki şehzade eğitimi üzerinde durmak yararlı olacaktır. "Şehzadeler şehri", "Fatihlerin Kanunilerin yetiştiği şehir" gibi sıfatlarla anılan Manisa'nın, Osmanlı şehzadelerinin padişah olmadan önce eğitim ve staj gördükleri bir yer olduğu hep ifade edilegelmiştir. Biz bu konuyu modern eğitim anlayışı çerçevesi içerisinde ele alacağız.

Günümüz modern eğitim sistemine göre, bir eğitim müessesesinin şu unsurları ihtiva etmesi gerekmektedir: Öğrenci, Öğretmen, Eğitim metodu ve dersler, Okul ve ders araçları, Finansman. Biz de kısaca "Şehzade Mektebi" diyebileceğimiz Manisa'yı bu ölçülere göre inceleyeceğiz.

Saruhan (Manisa) Şehzade Mektebi'nin özel öğrencisi şehzadedir. Devlet işlerinde bilgi ve tecrübe kazanması için kurulmuş olan bu okula Çelebi Sultanlar, yukarıda kısaca bahsettiğimiz gibi maiyetiyle birlikte gelirlerdi. Böylece, yaklaşık 150 yıllık bir sürede isimlerini daha önce verdiğimiz 13 şehzade burada eğitim görmüş ve bunların bazısı padişah olmuşlardır.

Özel öğrenci olan şehzadeden başka, onun maiyetinde bulunan kimseler için de burası bir eğitim kurumu idi. Mesela şehzadenin annesi, bir padişah annesinin nasıl olması gerektiğini burada öğrenmektedir. Şehzade tahta geçerse, onunla beraber devleti idare edecek olan maiyetindeki Lala, Defterdar, Reisü'l-Küttab gibi görevliler de devlet idaresi tecrübesini yine burada kazanmaktaydılar. Dolayısıyla bunlar da aynı zamanda birer öğrenci idiler.
Şehzade eğitim müessesinin diğer bir önemli unsuru, onları devlet idareciliğine hazırlayan öğretmenlerdir. Bunları durumlarına göre iki kategoride incelemek mümkündür: Annesi, babası ve hocası ile diğerleri.

Şehzadeyle birlikte sancağa çıkan ve daima onunla beraber olup, devamlı onu gözeten kollayan anne; idarî işlerden ziyade, bir ana olarak oğluyla ilgilenirdi. Böylece şehzade devamlı olarak anne şefkati ve koruması altında bulunurdu.

Şehzade lalalığına tayin edilen şahıs iyi ahlâklı olmayıp, onu yanlış tavırlara itmek isterse, şehzadenin validesi durumu padişaha arz ederek lalayı şikayet ederdi. Lalalar, Çelebi Sultanları kontrol ettikleri gibi, lalaları da Çelebi Sultan valideleri kontrol edip her hususta hükümdarı haberdar ederlerdi. II. Beyazıd'ın oğlu Alemşah Manisa Valisi iken validesi Gülruh Hanım, oğlunun lalalığına gönderilmiş kimsenin ahlâksı, fesat başı olduğunu ve oğlunu kötü şeylere alıştırmaya çalıştığını ve değiştirilmesini gerektiğini padişaha bildirmiştir.

Padişah olan baba da şehzade olan oğlunun eğitim, öğretim ve terbiyesiyle yakından ilgileniyordu.

Vali şehzade; sancağında yaptığı tasarrufları devlet merkezine bildiriyor, orada kontrol edilip tasdik olunduktan sonra uygulamaya konuluyordu. Yani ahlâkî eğitimin yanında idarî eğitim de babanın kontrolü altındaydı. Yine savaş zamanlarında oğul şehzadeye daha geniş yetkiler verildiği gibi, babayla birlikte savaşa giderek askerî eğitim de almaktaydılar.

Şehzade Süleyman Manisa Sancağında görev yaparken, babası Yavuz Sultan Selim Manisa'yı idare etmesi için bir siyasetname göndermiştir. İşte bu belgeden bir bölüm; "Bir cemaat, bir mahalle veya bir köy içinde adam öldürülmüşse; o cemaat, mahalle veya köy halkı öldüreni bulmak zorundadırlar. Bulamazlarsa fidye ile cezalandırılacaklardır."

Küçük yaştaki şehzadelerin eğitimi için tayin edilen hocalar; onların dini, manevî ve kültürel eğitimlerinden sorumluydular. Şehzadelerle birlikte sancağa çıkar ve onlara fıkıh, hadis, kelam gibi dinî ilimlerin yanında; tarih, astronomi ve matematik gibi diğer dersleri de verirlerdi. Ayrıca hocanın ve öğrencinin kabiliyetine göre, manevî ve tasavvufi bilgiler öğretilirdi. Nitekim Molla Gürani ve Molla Hüsrev'den sonra bir gönül ehli olan Akşemseddin'den ders alan II. Mehmed, İstanbul'u fethetme idealini, bu değerli hocasından edinmiştir. Fatih de, kendisini yetiştiren bu insanlara layık oldukları değeri vermiş ve kanunnamesinde onlara, bütün vezirlerden üstün bir paye sağlamıştır.

Yukarıda saydığımız dini, ahlâkî ve manevî ders hocalarının yanında; şehzadelerin idarî, hukukî, malî, siyasî ve dış politika dersleri aldığı hocaları vardır.

Lala: Şehzadenin idare ettiği sancağın vezir-i azamı derecesinde olup, bölgesinin durumunu ve terbiyesiyle vazifeli olduğu şehzadenin ahlâk ve hareketlerini kontrol etmekle görevliydi. Şehzadenin devlet idaresini öğrenmesinde ve devlet reisi olarak yetişmesinde en önemli rol oynayan kişi olup; tecrübeli ve güvenilir kimselerden seçilirdi. Şehzadenin sancaktaki idarî kadrosunun başı olan lalalardan bazıları, şehzade padişah olduktan sonra güvenilir ve tecrübeli olmalarından dolayı sadrazamlık görevlerine dahi getirilmişlerdir.Bunlardan Lala Mustafa Paşa III. Murat'a, Lala Mehmet Paşa da III. Mehmed'e sadrazamlık yapmışlardır.

Defterdar: Sancağın gelir-gider, vergi, kayıt tutma gibi her türlü malî işlerini yürüten kimsedir.

Nişancı: Vilayetin üst düzey idarecilerinden olup, devlet kanunlarını iyi bilmek ve yapılacak işlerin kanun ve nizamlara uygun olup-olmadığı konusunda yol göstermek başlıca görevidir.

Reisü'l-Küttap: Katiplerin başı olup yazışma işlerinin sorumlusudur. Ayrıca harici politikalar konusunda da en yetkili kimsedir.

Ruznamçeci: Hazineye giren-çıkan para, altın, gümüş vs. kayıt ve hesaplarını tutar ve günlük gelir giderlerin özetlerini yapılmasını sağlardı.

Çavuşbaşı: Vilayet işlerinin görüşülüp karara bağlandığı yer olan divandan çıkan kararların uygulanmasından sorumlu olup, adli icra kuvvetinin başıdır.

Bu saydıklarımız, şehzadelerin hem birlikte şehri idare ettikleri üst düzey idarî kadrosu, hem de bilgi ve tecrübeleriyle onlara bir şeyler öğrettikleri hocalarıdır. Bu şekilde birbirlerini yakinen tanıdıkları ve güvendikleri için, ileride padişah olan şehzadeler devletin idaresini yine bu çekirdek kadroyla yürütmüşlerdir.
Bunlardan başka şehzadelerin irfan ve kabiliyetlerine göre yanlarında âlim, şair, edip ve musikişinas şahsiyetler de bulunurdu. Bunlardan aldıkları eğitim neticesinde, şehzadeler arasından ahlâk ve siyasete dair Arapça eser yazabilen Korkut, şiirler yazabilen Fatih, Cem, Kanuni, II. ve III. Murat gibi kabiliyetli zatlar çıkmıştır.

Devlet işlerine ve idaresine vukufiyet kazanmak için sancağa gönderilen şehzade, burada teorik bir eğitimden ziyade, pratik bir sisteme tabii tutulmaktaydı. Günümüz kaymakamlık stajlarına biraz benzemekle birlikte, derslerin ve hocaların çeşitliliğiyle yetkilerin fazlalığı açısından farklıdır. Şehzadeler burada tam anlamıyla devlet başkanı eğitimi ve stajı görmektedirler. Şehzadelerin bu şekilde yetiştirilmeleri, kendilerinin hükümdarlıkları zamanındaki başarılarında da etkili olmuştur. 17. asırdan itibaren sancaklara gönderilmeyip sadece saray eğitimine tâbi tutulan şehzadelerin birçok konudaki acemilikleri ve işlerdeki sabırsız kararları, devletin duraklamasında önemli rol oynamıştır.

Sancağa çıkan şehzadelerin teorik ve pratik olarak aldıkları dersleri üç başlık altında incelemek mümkündür:

1-) Devlet idaresi ile ilgili dersler : Devlet idaresi ile ilgili idarî, hukukî, askerî, malî dış politika konularında alınan eğitimlerdir. Çelebi Sultanlar, devletin merkezindeki idare mekanizmasının (divan) küçük bir numunesini sancakta kurar ve başında da kendisi bulunurdu. Şehzadeler burada bazı tevcihat ve tayinleri tuğralı fermanlarıyla yapabilmekteydiler. Bu işlemler merkezde kontrol ve tasdik edildikten sonra yürürlüğe girerdi. Bu da şehzadelerin keyfi idarede bulunamadıklarını ve yaptıkları işlerin mevcut kanunlara uygun olması gerektiğini göstermektedir. Zaten maiyetinde bulunan Nişancı'nın da görevi buydu. Osmanlı devletinde Fatih'ten itibaren her vilayete mahsus kanunnameler yapılmıştır. Vilayetler bunlara göre idare edilirdi. Ayrıca Yavuz'un, oğlu Kanuniye bir Saruhan kanunnamesi gönderdiğini görmüştük.

Devlet idaresinde daha fazla tecrübe kazanılması için, bazen şehzadelere daha fazla yerin idaresi verilirdi. Mesela Kanuni 1538'de Boğdan seferine giderken Manisa sancak beyi olan oğlu Mustafa'yı ayrıca Aydın ve civarının muhafazasına da memur etmişti.

Askerî konularda da ciddi bir eğitim gören şehzadeler, harp vukuunda bilfiil savaşa katılır ve ordu cenahlarında kumandanlıkta bulunurlardı. Kanuni Sultan Süleyman'ın 1541'deki Macaristan seferinde, beraberinde oğullarından 2. Selim ve Beyazıt'ın olması buna güzel bir örnektir.

2-) Dinî, ahlâkî, manevî dersler; Devlet idaresi ile ilgili derslerin yanında şehzadeler yaş ve kabiliyetlerine göre bu tür dersleri de dirayetli hocalardan almaları neticesinde, aralarında eserleri günümüze kadar ulaşan pek çok alim, şair, musikişinas, sanatkâr ve derviş çıkmıştır.

3-) Spor; kabiliyetleri geliştirme, dinlenme ve eğlenme açısından geleneksel Türk sporları da şehzadelerin başlıca meşguliyetlerindendir. Ata binmek, ok atmak, kılıç kullanmak, çeşitli halk oyunları ve cirit oynamak bunların başında gelir.

Sportif faaliyetler şehzadelerin merak ve kabiliyetlerine göre yaygınlaşmıştır. Mesela Şehzade Süleyman'ın mükemmel av birlikleri vardır. Atmacacılar, Balabancılar, Şahinciler, Çakırcılar ve Zağarcılar bunların başında yer alıyordu.

Manisa'ya gelen şehzadeler maiyetiyle birlikte II. Murad'ın yaptırdığı Saray-ı Amire'de ikamet etmekte; şehri buradan idare edip, eğitimlerini de burada görmekteydiler. Zanaatkardan bahçıvana kadar her türlü görevlisi bulunan bu saraya Fatih tarafından bir de kütüphane yaptırılmıştır. Yazları ise şehzadeler yaylaya çıkmaktaydılar.

Manisa şehir olarak bir uygulama yeri durumundaydı. Ayrıca şehzadelerin Manisa'da ikametleri şehri de etkilemiştir. Pek çok ilim adamı, sanatkâr, musikişinas buraya akın etmiş ve Manisa bir ilim, kültür ve sanat merkezi haline gelmiştir. Alim ve şair Turabi, Sadi, Niyazi, Necati gibi daha pek çokları Osmanlı şehzadelerinin muhit ve himayelerinde yetişmişlerdir.

Bu eğitim hizmetlerinin yürütülebilmesi için gerekli unsurlardan birisi de şüphesiz finansmandır. Sancağa çıkarılan şehzade ile valide ve hocasına padişah tarafından ihsanlar verilir; şehzadeye maaş olarak has tayin olunur ve masraflar oradan karşılanırdı. Maiyetine tayin olunan memur ve askerlerin de tahsisatı vardır. II. Beyazıt'ın şehzadelerinin her birinin senelik 1.200.000 akçelik hasları vardı ki bu miktar o zamanki vezir-i azamın hassı kadardı. Şehzade Korkut ve maiyetinin tahsisatından da bir iki örnek verelim: Şehzade Korkut, günde 100 akçe, validesine günde 50 akçe, Lalası İbrahim'e 50 akçe, hocasına ayda 1.000 akçe.

Şehzadelerin Anadolu'da Manisa gibi kültür şehirleri olan muhitlerde sancak beyliği yapmaları, bulundukları şehirlerin ilim, kültür ve sanat merkezi haline gelmesine sebep olmuştur. Muhtelif yerlerde pek çok alim, edip, şair, sanatkâr, musikişinas ve zanaatkar buralara gelerek yerleşmişlerdir. Yine bu sayede buralarda pek çok değerli insan yetişmiştir. 17. yüzyıldan sonra artık şehzadelerin sarayda tutulmaya başlanmasından sonra ise aydınlar, cazibesi artan İstanbul'a yönelmişlerdir.

Bu eğitim müessesesinde geleceğin padişahları en mükemmel şekilde yetiştirilmeye çalışılmıştır. Bir taraftan devlet idaresini öğrenirken, diğer taraftan şiir yazabilecek kabiliyeti kazanmış; askerî eğitimle birlikte, beste yapabilecek kadar musiki dersi almaları ihmal edilmemiş; millî sporlarla uğraşarak eğlenirken, ilmi kitaplar yazabilecek seviyeye de gelmişlerdir. Annesinin yanında bulunmasıyla, şefkat ve merhametten mahrum kalmamış; bu sayede halka hükmederken ve bir karar verirken adaletten ayrılmamayı öğrenmişlerdir. Kadrosuyla birlikte daima halkın içinde olmuş, onların durumlarını yakından inceleyebilmişlerdir. Bu eğitim sistemi onları devlet idaresinde başarılı kılmıştır.


Bu mükemmel sistem ve onun uygulandığı yer olan Manisa, Osmanlı devletinin kaderi üzerinde de önemli rol oynamıştır. Şehzade eğitimini Manisa'da gören ve İstanbul'u alarak Orta Çağı kapatıp Yeni Çağı açan Fatih, Osmanlı devletinin yükselme dönemini başlatmıştır. Yine Manisa'da yetişen Kanuni, devleti yükselişin zirvesine taşımıştır. 17. asırdan itibaren şehzadelerin artık sancağa gönderilmemesi ile birlikte, ne yazık ki devlet de duraklama dönemine girmiştir.


KAYNAKLAR:

-Ahmet UĞUR, Yavuz Sultan Selim, Kayseri, 1989.
-Enver Ziya KARAL, "Yavuz Sultan Selim'in Oğlu Şehzade Süleyman'a Manisa San
cağını İdare Etmesi İçin Gönderdiği Siyasetname", Belleten VI/21-22, Ankara, 1942.
-Feridun M. EMECEN, XVI. Asırda Manisa Kazası, Ankara, 1989.
-İ. Hakkı UZUNÇARŞILI, "Sancağa Çıkan Osmanlı Şehzadeleri", Belleten XXXIX/156,
Ankara,
-1975, s. 659-696.
-Osmanlı Devletinin Saray Teşkilatı, Ankara, 1984.
-İlmiye Teşkilatı, Ankara, 1984.
-M. Çağatay ULUÇAY, "Kanuni Sultan Süleyman ve Ailesi ile İlgili Bazı Notlar ve
Vesikalar",
-Kanuni Armağanı, Ankara, 1970.
-Yusuf HALAÇOĞLU, XIV - XVII. Yüzyıllarda Osmanlılarda Devlet Teşkilatı ve Sosyal Yapı, Ankara, 1991.

Share/Bookmark