15854 kere okundu

Milli Mücadele Romanları

Ebubekir KAHRAMAN

Tazminat dönemi Türk romanından itibaren batılı anlayışa ve batılılaşma anlayışına uygun konular işlenmiştir. Ancak görülüyor ki bu dönem romanlarında romanın asıl gayesi olan "dram"a, insan ve toplum gerçeğine uzak hissî konular etrafında dönülüp durulmuştur. Bu dönem romanlarındaki kahramanlar yoğun bir batılılaşma çabası içindeki tiplerdir. Batılı tip olan kahramanlar devrin anlayışına uygun olarak batılılaşmayı geleneğin karşısında olma şeklinde anlamış kişiler olarak canlandırılmışlardır. Dolayısıyla bu romanlarda geleneği temsil eden tipler, batılılaşmanın karşısında mutaassıp tipler olarak yansıtılmışlardır.

Batılılaşma süreci içinde Pozitivizmin tesiri ile geleneğin terk edilmesi sonucu geleneğin en önemli kaynağı olan din ve kutsal sorgulanmaya başlanır. Bu sorgulama şiirle birlikte diğer edebi türlerde kendisini gösterir. ‹lk tiyatro eseri olan "½air Evlenmesi"nde onun değerleri (batılılaşmayı yanlış anlamış olan karakterler tarafından) alaycı bir üslupla ele alınır. ‹lk defa bu eserde bir din adamı alaycı bir bakış açısıyla nazara verilmiştir. Aslında burada eleştiri din adamının ve baş kahramanın annesinin şahsında dine ve ona bağlı değerler birliği olan geleneğe yöneltilmiştir. Bu tavrın bundan sonra Serveti Fünun ve Cumhuriyet dönemi romanlarında da sürdüğünü görüyoruz. Bunun sebebini Mustafa Miyasoğlu’nun tesbiti olan şu eksikliğe bağlamak mümkündür: "Roman elbette bir tarih şuurunu, tarihî kimliğin aktüel yansımasını ve insanın kişiliğinde ortaya çıkan çatışmaları yansıtması gerekir.”1 Öyleyse diyebiliriz ki roman anlayışındaki eksikliğimiz bu tarihî şuura, insana ve onun durumuna uzak kalışımızda aranmalıdır. Ancak bu eksiklik tanzimat dönemi romancılarının hepsi için geçerli değildir. Nitekim Namık Kemal’in "Cezmi" romanında ve Ahmet Mithat Efendi’nin romanlarında bu tarihî şuurdan söz etmek mümkündür. Fakat Serveti Fünun ve cumhuriyet dönemi romanında bu eksiklik daha fazladır. Bu dönem romanlarında ferdi zevk ve ıstıraplar, salon hayatı gibi dar bir çerçevede kalınmıştır.2

Bu dikkatle bizim asıl değerlendirmek istediğimiz dönem Cumhuriyet dönemi ve bunun içinde de Millî Mücadele romancılığıdır. Cumhuriyet dönemi romanlarında yaşanan tarih her şeyin önüne geçmiştir.3 Romanlarda insan ve toplum gerçeği ile bunların vazgeçilmez bir unsuru olan toplumun tarihî kimliği eksik; resmî ideolojinin tesiriyle de yer yer yanlış değerlendirilmiştir. Cumhuriyet dönemi romanının daha başlangıçta böyle bir tarih şuuruna yabancı olduğu görülmektedir. Bunun paralelinde geleneğe karşı bir tavır almanın olduğu da açıktır.

Cumhuriyet döneminde millî mücadele önemli bir konu olarak karşımıza çıkar. Fakat Millî Mücadele romanlarında tek boyutlu ve kesin çizgilerle ayrılmış tipler çizilmiştir. Bu romanların hemen hepsinde geleneği temsil eden tipler menfidir. Yobaz ilme fenne karşı birtakım hurafelere inanmış kişilerdir. Bunlar romanlarda hoca ve onu destekleyen eşraftan kimseler olarak karşımıza çıkarlar. Bunların karşısındaki cephede ise yeniliği, çağdaşlığı, ilerlemeyi temsil eden aydın bir kahraman vardır. Bu tip kahramanlar özellikle yüksek meslek guruplarına mensup kişilerden seçilir. (öğretmen, doktor vb.)

Millî Mücadele dönemindeki romanlarda böyle düz ve yalınkat bir ayırım yukarıda sözünü ettiğimiz toplum ve insan gerçeğine aykırı düşmektedir. Ancak bu romanlarda yapılan ayrımda aydın tipler genellikle resmî ideolojinin ağzı ile konuşur. Dolayısıyla bu da bizi, bu ayrımın maksatlı ve bilinçli yapıldığı sonucuna götürür. Bu şekilde geleneğin ve dinin değerlerine tavır alınmasına karşılık sosyalist, marksist bir düşünce yapısının idealize edildiği görülür. Buradan "Millî Mücadele hakkında o güne kadar roman yazan bütün yazarların bu büyük konuya her şey olup bittikten sonra ortaya çıkan ölçü ve kıymet hükümlerine göre, yani resmî görüş nasıl bakılmasını istiyorsa öyle baktıklarını" anlıyoruz. Buradan hareketle millî mücadele dönemini konu edinen romanların hemen hepsinde resmî ideolojiyi ve gelenekten tecrit edilmiş bir anlayışı yansıttıkları açıktır.4

Millî Mücadele romanlarının ilki olarak kabul edilen Halide Edib’in "Ateşten Gömlek" adlı romanında Millî Mücadeleye verilen "Kurtuluş Savaşı" ismi; bir "Subaylar Savaşı" olduğu ve padişah ile ‹stanbul hükümetinin ihaneti gibi tezler bu romanın resmî görüşe dayandığını göstermektedir.5 Bu romanla başlayan Millî Mücadele romanlarında yazarlar zaferin topyekün bir mücadele sonunda; yani toplumu meydana getiren bütün kesimlerin işbirliği ile kazandığını göz ardı ederek resmî görüşün sözcülüğünü üstlenmişlerdir. Gizlenen gerçek asker, sivil ve bürokrasinin Millî Mücadeleye din adamlarıyla, eşrafla, toprak ağalarıyla iş birliği yaparak hatta saltanat ve hilafete bağlı kalınacağı ısrarla ve inandırıcı bir üslupla vurgulanarak soyunmuş olduğudur.6

Vurun kahpeye adlı romanda Millî Mücadeleye düşman olarak takdim edilen tiplerin başında dini bir hüviyete sahip olan Hacı Fettah Efendi vardır. Onun yanında ise eşreftan Kantarcı Hüseyin efendi vardır. Bu iki kahraman yalınkat ve tekdüze çizilmiş kötü tiplerdir. Bunların karşısında aydın ileri görüşlü Aliye öğretmen vardır. Aliye öğretmenin yanında ise kuvayi Milliyeci’lerden Tosun bey vardır.7 Dolayısıyla cepheler bellidir. Halbuki yukarıda bahsettiğimiz tarih şuuru ve insanın kişiliğinde ortaya çıkan çatışmaları yansıtması gereken romanın, bu çizgiden uzaklaştığı görülmektedir. Zaten romandaki çatışma da Millî Mücadelenin haklılığından çok Aliye ve Fettah efendinin şahsında "ilericiliğin" ve "bağnazlığın" mücadelesi üzerine kuruludur.

Millî mücadelenin konu edildiği yabanda ise aydın köylü çatışması romanın aktif yapısını oluşturur. Ahmet Celâl’in vakaya dahil olmasıyla birlikte köylülerle Ahmet Celâl’in çatışması daha ilk anda başlar. Burada da vatanın kurtuluşundan çok köylülerle Ahmet Celâl arasındaki dünya görüşü farklılığı gündeme getirilmektedir. Ahmet Celâl açısından köylülerin durumu (onlara bir kurtarıcı ve ıslah edici nazarıyla baktığı için) vahimdir. Daha sonra köylülerin durumunu uzun uzadıya anlattıktan sonra ıslah olamayacakları kanaatine varır. Vatanın kurtuluş mücadelesi hiçbir önem arz etmemektedir.

Romanda dinî vasıf taşıyan ½eyh ‹smail, aynı Hacı Fettah Efendi gibi bağnaz, kafası hurafelerle dolu, bu
hurafelerle çevresindekilerin ellerinde ne var ne yok alan birisidir.8 Yani din kisvesi altında bir sahtekârdır. Onun yanında ise yine Vurun Kahpeye deki Kartarcı Hüseyin Efendinin karşılığı olan Salih Ağa vardır. Salih Ağa da menfaatçi ve merhametsiz bir tiptir. Ahmet Celâl bütün bir halkı "müftüsü, köylüsü ve eşrafıyla birlikte" kaba iştihalardan, düzenbazlıklardan, nekeslikten alçaklıktan, kinden ve sefaletten yoğrulmuş bir külçe"9 olarak değerlendirmektedir. Ancak Ahmet Celal’e (Dolayısıyla Yakup Kadri’ ye) göre bunda köylülerin bir suçu yoktur. Asıl suç yıllardır onları sömüren köle gibi kullanan toprak ağalarında (eşraf) ve sahte din adamlarındadır. Bu noktadan bakıldığında karşı çıkılan ve eleştirilen iki kesim vardır. Bunlardan birisi eşraf, toprak ağaları yani sosyalist bakış açısıyla "burjuva" kesimidir. Diğer kesim ise yine marksizimin reddettiği din ve onu temsil eden zümredir. Bu noktadan bakıldığında Millî Mücadele romanlarının (dolayısıyla da Cumhuriyet dönemi romancılarının) ki bu tavır onlarda daha açıkça görülür. Bu anlayışla resmî ideolojiye de birlikte Marksist sosyalist bir zemine ne kadar yaklaştıkları görülür.

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi Cumhuriyet dönemi resmî ideolojisi din ve geleneğe karşı aldığı tavırla Marksist sosyalist zemine daha yakındır. Cumhuriyet sonrasında sosyalist romancılarımızın hemen hepsi bu zeminden faydalanarak bir çok köy romanı kaleme almışlardır. Bu nedenle Küçük Ağa ve Devlet Ana’ ya kadar Osmanlıdan Cumhuriyete geçişi anlatan sahici tarih şuuruna sahip bir roman yoktur. Mustafa Miyasoğlu roman düşüncesi ve Roman düşüncesi ve Türk Romanı adlı Kitabında Cumhuriyet dönemini değerlendirirken şu tespitte bulunur: "Cumhuriyet romanın üç meselesi vardır. 1) ‹stiklâl Savaşından uygun uygun adımlarla inkılâplara geçiş 2) Köy ve eşkıya gerçeğinin bütün dünyayı ifade ettiği iddiasıyla anlatılması 3) Sosyalizm havariliğinin tek kurtuluş yolu olduğu."
Ziya Bakırcıoğlu’na göre millî mücadele ve Cumhuriyet devri romancıları Yaban’da belirginleşen bu üç tip (aydın, din adamı, eşraf toprak ağası) etrafında romanlarını geliştirmişlerdir. Bu üçgen yarım asırlık köy romanımızın temelini teşkil etmiştir.10

Küçük Ağa Millî Mücadeleyi anlatan romanlarımız içerisinde şüphesiz çok önemli ve farklı bir yere sahiptir. Her şeyden önce Küçük Ağa Millî Mücadele romanları içinde resmî ideolojiyi sorgulayan ve belirgin bir tarih şuuruyla kaleme alınmış ilk romandır. Küçük Ağa’ da bir yazar tarihî ilk defa ciddî olarak sorgulamakta resmî "söylemin"dışında konuşmaktadır. 11 ayni her şey olup bittikten sonra ortaya çıkan kıymet hükümlerine göre değil de yaşanan vakanın üzerinden tarihî bir olayı değerlendirecek bir süre geçtikten sonra bütün sebeplerini ve sonuçlarını dikkate alarak, o vakanın duygu ve heyecan atmosferini doğru bir şekilde tahlil ederek Millî Mücadeleyi değerlendirmiştir. Bu tarihî geçerlilik açısından da doğru bir değerlendirmedir. Millî Mücadeleyi konu alan romanların yazarlarının Cumhuriyet döneminde resmî görevlerde bulundukları da dikkate alınırsa bu tespite haklılık payı verilecektir. Bu nedenle belki resmî görevlerde bulundukları da dikkate alınırsa bu tespite haklılık payı verilecektir. Bu nedenle belki resmî ideolojinin sözcüsü olmaları mazur görülebilir. Fakat bunu yaparken meydana getirdikleri eserlerinde halkın kendisini, geleneğini ve onun kaynağı olan dini hedef almaları yanlıştır. Zaten bunu yaparken tarihî gerçeklikten tarihî gerçeklikten de uzaklaşmışlardır. Vakaları sathî bir kronoloji içinde anlatmakla kalmışlardır. Çünkü Millî Mücadele askeri, köylüsü, din adamı ve eşrafıyla el ele verilerek işbirliği içerisinde kazanılmıştır.

Tarık Buğranın ifadesiyle o dönemin hengamesi içinde herkes kendini yaman bir çelişkinin içinde bulmuştur. Yanılmalar ve ayrılıklar bu noktada başlar. Fakat ortak ideal olarak vatanın kurtarılması düşüncesi herkeste aynıdır. O dönemin çelişkisi içinde hangi yolun doğru olduğuna karar vermek bir fazilet işi olmaktan çok herkesin yapamayacağı bir uzak görüşlülük gerektirmektedir. Bu nedenle Millî Mücadele içindeki insanları kesin ve düz çizgilerle ayırmak ve Millî Mücadeleye düşmanlıkla suçlamak yanlıştır. Milletin büyük çoğunluğu için vatan sevgisi, devlet şuuru ve din iç içedir. Bu üç kutsallık tek bayrakta birleşir; ve cihat gerektiğinde bu bayrağı ancak halifei ruyi zemin ve şahı cihan açabilirdi. ½imdi bir başka bayrak açılmıştır. Bu kurtuluş ümidi ile o altı asırlık gelenek arasındaki büyük gelişme mağlubiyet ve istiladan da koyu bir trajediye sebep olmuştu.12

Millî Mücadelenin bu dramını anlatmak için Tarık Buğra Küçük Ağa’ yı yazmaya karar verir. Bundan ilk defa Peyami Sefa’ ya bahseder. Peyami Sefa hiç düşünmeden "Bu bir epope olur!" der. Fakat Tarık Buğra destan yazmak niyetinde değildir.13 Başta sözünü ettiğimiz tarih şuuruna ve insan gerçeklerine sadık kalarak kimseyi haklı çıkarma ya da suçlama endişesini taşımadan ortada duran bir dramı dile getirmek istemiştir. Millî Mücadeleyi konu edinen diğer romanların resmî ideolojinin bakış açısının dışına çıkmadıkları göz önüne alınırsa Küçük Ağa’ nın farkı daha iyi anlaşılacaktır.

Tarık Buğra yakın tarihimizde Millî Mücadele sonra milletimizin geçmişinden koparılmasını, tarihsiz, hafızasız bırakılmasını içine sindirememiştir.14 Bu koparılışı en net, babasının şahsında müşahade eden yazar, Küçük Ağayı yazmak arzusuyla bundan sonra okuduğu kitaplara bu istek ve ilgi ile yönelir. Nutuk, Ali Fuat Cebesoy ve Kazım Karabekir’in hatıraları, dergi ve gazete koleksiyonları daha da önemlisi babası Mehmet Nazım Bey’den kalan üç küçük defter. Çıkış yolunu bu defterlerdeki ‹stanbullu Hoca, Doktor Minas, Çakırsaraylı ve ötekilerle ilgili bölük pörçük satırlarda bulur.15 Yani roman kahramanlarını tarihî gerçeklikleri içinde canlandırmıştır. Tarık Buğra, Türk Dili Dergisinin Kurtuluş savaşı özel sayısında romancının tarihî gerçekliği hakkında şunları söyler: "Bir roman yazarının bir bilim adamı gibi, tam o kadar objektif olması gerektiğine inanıyorum." Bunun her şeyden çok tarihî roman yazarının sahip olması gereken bir husus olduğu açıktır.

Mehmet Kaplan, Küçük Ağa hakkında şu tespitte bulunur: "Küçük Ağa Millî Mücadeleye efsanevi bakış tarzıyla değil dramatik insan görüşü ile bakar. Çünkü epik görüş insanı taşlaştırır. Dramatik görüşte ise insan birbirine zıt kuvvetlerin ortasında kendi içindeki gizli amillerin beklenmedik bir anda fışkırmaları ile Yunus’ un söylediği gibi her dem yeniden doğar,16 Çürümüş, bitmiş, çökmüş bir ruh hâli içindeki Çolak Salih’ten Millî Mücadelenin isimsiz Kahramanlarından biri doğmuştur. "Herkesin savunmadan ümidi kestiği bir anda Türklerin taarruzu başlar." Batılıların bu değerlendirmesi isabetlidir. Çünkü her şeyiyle bitmiş bir milletin küllerinden Pohenix gibi Çolak Salihler doğmuştur. ‹stanbullu Hoca’dan Küçük Ağa’nın doğduğu ve Osmanlı gibi bir cihan Devletinin küllerinden de yeni Türkiye’nin doğduğu gibi. Öyleyse denilebilir ki Küçük Ağa her dem yeniden doğuşun, yenilenişin romanıdır.

Küçük Ağa’ da; Yaban’ da ve Vurun Kahpeye adlı romanlarda olduğu gibi kahramanlar kesin ve düz çizgilerle ayrılmamışlardır. Yaban’ da olduğu gibi Ahmet Celâl’in bedbin tükenmiş ruh hâli Küçük Ağa’da ya da bu romandaki başka bir kahramanda görülmez. Küçük ağanın her kahramanında bir heyecan ve aksiyon potansiyelinin varlığı hissedilir. Bu da çizilen tiplerde insan kişiliğinde ortaya çıkan çatışmaların bütün yönleriyle ele alınmasıyla mümkün olmuştur. Çolak Salih insan ruhunun bütün uçurumlarını içinde taşıyan son derece canlı bir karakterdir. Küçük Ağa da ‹stanbullu Hoca da Çolak Salih de trajik tiplerdir. ‹kisi de seçmenin, karar vermenin acısını duymuşlar bütün bir milletin, yani bir devletle yeniden doğuşun sancısını çekmişlerdir.(17) ‹nsan fıtratının sevgiden nefrete, ihanetten arsızlığa, sorumluluk duygusundan fedakârlığa kadar giden bütün uç noktalarını Salih’te canlı bir şekilde görmek mümkündür. ‹stanbullu Hoca da Küçük Ağa olmaya uzanan yolda aynı trajik süreci geçirmiştir. Yaban’daki Ahmet Celâl ise bütün sorumluluklardan kaçan kendini soyutlamış bir kişidir. Onun sorumluluk duygusu kendisini halkın üstünde görme ve aralarında kapanmayacak bir uçurum olduğuna hükmetmesinden öteye gidememiştir. Yine Vurun Kahpeye adlı romandaki Hacı Fettah Efendi de kendi konumundaki bütün insanları hedef alırcasına düz bir çizgi gibi tek boyutlu ve menfî bir tip olarak canlandırılmıştır. Aliye ise daha başka herkesi karşısına almıştır. Halbuki Küçük Ağa’da insan, toplumun değer hükümleri, düşünce geleneği, inançları ve tarihiyle birlikte vardır. ‹lmî düşüncenin sebep sonuç münasebeti bu romanda hiçbir sözde, hiçbir davranışta gözden uzak tutulmamıştır.(18) Bu tavır baştan itibaren sözünü ettiğimiz tarih şuuru ile birlikte insan psikolojisine eğilmedeki hassasiyettir. ‹şte bu noktada bütün Millî Mücadele romanları hatta Cumhuriyet dönemi romanlarıyla birlikte Küçük Ağa’nın da bu dikkatle değerlendirilerek yerinin belirlenmesi gerekmektedir.


KAYNAKLAR :

(1) Mustafa Miyasoğlu; Kenan Düşüncesi ve Türk Romanı, Ötüken Yay.‹stanbul 1998, shf.73.
(2) Age shf.103.
(3) Age shf. 104
(4) Beşir Ayvazoğlu, Tarık Buğra, / Güneş Rengi Bir Yığın Yaprak, Ötüken Yay. ‹stanbul 1997 shf.76.
(5) Age shf. 66-67
(6) Mustafa Miyasoğlu; Roman Düşüncesi ve Türk Romanı, Ötüken Yay. ‹stanbul 1998, shf.105
(7) Büyük Türk klâsikleri, Ötüken Yay. Cilt 12, shf.74
(8) Başlangıçtan günümüze Türk Romanı, Ziya Bakırcıoğlu , Ötüken Yay. ‹stanbul 1998 shf. 116.
(9) Age shf.120.
(10) Mustafa Miyasoğlu; Roman Düşüncesi ve Türk Romanı, Ötüken Yay. ‹stanbul 1998, shf.119.
(11) Beşir Ayvazoğlu, Tarık Buğra, / Güneş Rengi Bir Yığın Yaprak, Ötüken Yay. ‹stanbul 1997 shf.76.
(12) Age shf.77-78
(13) Tarık Buğra, Küçük Ağa MEB Yay. ‹stanbul 1992 shf.617
(14) Beşir Ayvazoğlu, Tarık Buğra / Güneş Rengi Bir Yığın Yaprak, Ötüken Yay. ‹stanbul 1997 shf.74
(15) Age shf.73
(16) Mehmet Kaplan; Edebiyatımızın ‹çinden, Dergâh Yay. ‹stanbul 1998 shf.287.
(17) Ziya Bakırcıoğlu; Başlangıçtan Günümüze Türk Romanı, Ötüken Yay. ‹stanbul 1999 shf.172.
(18) Age shf.177


Share/Bookmark