7490 kere okundu

MAHTUMKULU FİRAKî'NİN ŞİİRLERİNDE PEYGAMBER SEVGİSİ

Ramazan ÇAKIR

İlk derslerini babası Devletmehmet Azadî'den almış; ilminden ve şairliğinde ziyadesiyle istifade etmiştir. Gençlik yıllarında Halaç'taki İdris Baba medresesine devam etmiş, daha sonraları da Hive'deki Şirgazi medresesinde ve Buhara'da bulunan Gögeldaş medresesinde bir müddet ders alarak; Arapça ve Farsça'nın yanı sıra edebi Doğu Türkçesi'ni öğrenmiştir.

Türkmenistan Devlet Başkanı Saparmurat Türkmenbaşı hoşgörünün temsilcisi, yeni bir Türkmen çağının kurucusu olarak gördüğü Mahtumkulu'yu şöyle yüceltir: "Mahtumkulu bir dünya düşünürüdür. O, insanlık aleminin şairidir."

Klasik Türkmen edebiyatının ve dilinin sönmeyen yıldızlarından olan Mahtumkulu Firakî; 1733-1790 yılları arasında Etrek, Gürgen ve Garrıgala çevresinde yaşadığı rivayet edilen bir mütefekkir şair. 1988 yılında basılan ve Arap alfabesiyle kaleme alınmış bir eserde adı Mahdumkulı şeklinde yer almaktadır. Bazı şiirlerinde Piragi (Firakî) mahlasını kullanır. Mahtumkulu aslının Gerkez, yurdunun Etrek olduğunu şu beyitle ifade eder.

Bilmeyip soranlara aytınız bu garip adımız,
Aslı Gerkez, yurdu Etrek, adı Mahtumkulu ‘dur.

İlk derslerini babası Devletmehmet Azadî'den almış; ilminden ve şairliğinden ziyadesiyle istifade etmiştir. Gençlik yıllarında Halaç'taki İdris Baba medresesine devam etmiş, daha sonraları da Hive'deki Şirgazi medresesinde ve Buhara'da bulunan Gögeldaş medresesinde bir müddet ders alarak; Arapça ve Farsça'nın yanı sıra edebî Doğu Türkçesi'ni de öğrenmiştir. Muhtemelen gençlik yıllarından itibaren "Mahtumkulu" ismini, şiirlerinde kullanmıştır.

Mahtumkulu Divan'ında, dinî içerikli tema ve motifler, Peygamberimiz Muhammed Mustafa'ya ve diğer peygamberlere duyulan muhabbet ve aşk; evrensel ve millî değerler; insanın maddi-manevi hayatı ve toplumsal olayları kapsayan konuların tümü didaktik bir tarzda dile getirilir. Türkmen edebiyatının bu büyük mütefekkirinin divanında muhteva olarak; iyilerle-kötülerin, mertle-namerd'in, güzelle-çirkinin mukayesesi geniş bir yer tutar. Şiirlerinde; insanları sağlam bir inanca, iyiliğe ve doğruluğa çağırır.

Prof. Dr. Fuat Köprülü; şairi, Yesevî takipçisi bir Nakşibendi şeyhi olarak görmektedir. Türkistan'da yaşadığı dönem itibariyle derin izler bırakan Ahmet Yesevi'nin takipçisi olan Mahtumkulu; şiirlerinde "iklim eyesi (iklim sahibi) Ahmet Yesevi" diye atıfta bulunur. Ahmet Yesevî, Yunus Emre, Ali Şir Nevaî gibi şairler, şiirlerini ve edebî kişiliğini etkilemiştir. Mahtumkulu insan sevgisiyle dopdolu bir şahsiyet olarak göze çarpar ve divanı bize yaşadığı devrin sosyo-kültürel özelliklerini gösterir.

Şairin yaşadığı 18. asrı Kırgız yazar Cengiz Aytmatov şu şekilde vecizeleştirir: "18.yüzyıl Türkistan'da Mahtumkulu şiirlerinin yüzyılıdır. O uluslararası şiir dünyasında hak ettiği yeri almış, şiirle konuşan bir düşünürdür."

Türkmen halkı 18. yüzyılda yaşadığı sıkıntılara rağmen kültür hayatındaki verimliliğini kaybetmemiştir. Köroğlu, Şahsenem-Garip, Leyla ile Mecnun, Tahir ile Zühre, Dede Korkut gibi halk destanları sosyal ve kültürel hayatı olumsuz olarak etkileyen bütün olaylara rağmen dilin ve edebiyatın canlı kalmasını sağlamıştır. Bu dönemin şair ve düşünürleri olan; Devletmehmet Azadî ve Mahtumkulu, Türkmenleri her fırsatta birlik ve beraberliğe, bir devlet ve bir bayrak etrafında toplanmaya davet etmişlerdir.

Mahtumkulu'nun dili sade ve anlaşılır olduğu için halk arasında çok kolay bir şekilde makes bulmuş ve dilden dile dolaşan şiirleri günümüze kadar ulaşmıştır. Şiirleri dil bakımından klasik Türkmen dilinde Çağatay edebiyatının tesirinde yazılmıştır. Türkmen edebiyatının ilk tuğlasını koyan şahıs olarak da ismi yazılı kaynaklarda zikredilir. Gündelik hayatta halkın kullandığı kelimeleri tek tek seçen şair; bunları mısralarında ilmek ilmek işlemiş ve birer atasözü gibi şiirleri, halk muhayyilesine yerleşmiştir, o bir şiirde:


Yamana sabır eyle,
Yahşıya şükür eyle,
Yüreğinde olmayan şeyi dile getirme,
Yahşı söz bulamazsan susarak otur

der. Bugün Mahtumkulu, sadece Türkmen edebiyatçılarının değil, bütün Türkmen halkının üstadı olarak bilinmektedir. Şair bir yandan, ananevî Türkmen edebiyatının nazım şekline uygun olarak kaleme aldığı şiirlerde o zamanın Türkmen ruhunu aksettirmiş, diğer yandan da yüz elli yıl sonra hayata geçecek olan Türkmen birliğinin rüyasını görmüştür.

Mahtumkulu'nun şiirlerinde 18. asır Türkmenlerinin edebî ve kültürel hayatı bir tablo halinde görülebilir. Şair divanında insanları iyiliğe ve doğruluğa; Hak dinin gereklerini yerine getirmeye davet eder.

Allah'a inanan her kulun gönül dünyasının ve ahiretinin dört başı mamur olması yolunda büyük çaba sarfeden Mahtumkulu; Hz. Muhammed (s.a.s.), Hz. İbrahim, Hz. Musa. Hz. Davud, Hz. İsa ve diğer peygamber hakkında da birçok natlar yazmış ve onulmaz derdinin merhemini onlarda aramıştır:

Nuh Peygamber, nazar eyle bir nefes,
Ömrünü beyhude geçirdim-abes,
Zekeriya Peygamber, ya Hızır, İlyas,
Kovus, Kıyas, Musa, İmran, şifa ber!

Mahtumkulu Kur'an'daki bazı meselelere telmihte bulunur ve bazı peygamber kıssalarının geçtiği surelerin ayetlerini birçok şiirinde dile getirir ve şiirlerinde onların hayat hikâyelerine yer verir. Onların hikâyelerine yer verir. "Ekip Geçti" şiirinde şair; Hz. Adem'den (a.s) başlayarak Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. İdris, Hz. İsa, Hz. Eyüp, Hz. Süleyman, Hz. Yunus, Hz. Musa, Hz. Yusuf, Hz. Yakup ve diğer peygamberler hakkında "Kur'an'da" verilen bilgileri iletir. "Ekip Geçti" şiirinden bazı dörtlükler:

Evvel Adem indi dünya,
Bu dünyayı ekip geçti…
Öz devrinde Nuh peygamber,
Neccar işin tutup geçti.

…Cennet içre diri giren,
İdris köynek dikip geçti.
…Yunus balığın karnında,
"Ente subhan" okup geçti.

Tâ İsa gelince daim,
Eshab-ı kehf yatar kaîm,
Hakk'ın yolunda İbrahim,
Canın oda yakıp geçti.

İnsanoğlunun dünyada faydalı işlerle iştigal etmesi gerektiğini, üç-beş günlük fâni alemin bir hasat tarlası olduğunu ve yarın Hakk'ın divanında ekilenlerin biçileceğini başka bir şiirinin satırlarında şöyle dile getirir:
.
Firagî dünya düştür,
Düş görürsen sonu hiçtir
Cihanda yaman iştir,
Kuru gelip, boş gitmek.

Diğer bir şiirinde de kötülerin yerinin Cehennem olduğu; iyilerin methinin kendinden önce ulaştığı anlatılır:

Her yan gitsen, varır yerin gûr olur,
Hayır kazan, yatan yerin nûr olur,
Yahşi olsan evin cennet hûr olur.
Yaman olsan yakarlar ateş ile.

Aşıklık geleneğinde görülen bade içme sırrına erenlerdendir. "Turgıl Dediler-Düş" şiirinde, şairi rüyasında gök yüzüne çıkarırlar ve bütün evliya ve enbiya ile hem dem ederler. Bazı sırlara vakıf olarak âlemleri dolaşır ve iki alem serveri Hz. Muhammed Mustafa'nın (s.a.s.) emriyle dünyaya geri döner. Bu iki alemin afitâbı ile taçlanan düş mısralarına şöyle yansır.

Resulullah aydı ashablar yörün
Oğlanı uzadın bir patan 2verin
Buyurdu dört atla eltip tapşırın 3
Getirgen cayında goygul dediler

Cenab-ı Mevla'nın herkesin niyetine göre sebepler halk ettiğini ve iyi niyetle, dürüst bir şekilde başlanan, fiilî ve kavlî dualarla samimi bir şekilde bezenen her işi, Allah'ın tamamına erdireceğini şu mısralarda dile getirir:

Putperestler puttan alsın muradın,
Hacetini Hak'tan dileyen almaz mı?

Hacetini Allah'tan dilenen ve her daim O'na yönelen şair; hesap günündeki feryatları, amel defterlerinin sağdan-soldan uçuştuğu zaman dilimini, annenin evladından kaçtığı anı düşünür ve sonsuz kudret sahibi Yaratıcı'ya yönelir. Şair, insanların ne kadar aciz ve biçare olduklarını bilir ve tek kurtuluş reçetesi olarak da Allah'a ve Resulü'ne sığınır ve "Güzeşt Eyle" şiiriyle Hakk'a şöyle yalvarır:

Biz biçare ümmetin,
Ümmet-i Muhammed'in,
Hürmetine Ahmed'in,
Günahım güzeşt eyle! 4

Bizdeki peygamber aşkı ve sevgisi bebekliğimizde terennüm edilen ninnilerle başlar. Çoğumuzun kulağına küçük yaşlardan itibaren fısıldanan bu anonim halk edebiyatı mahsulleri huzur içinde tatlı bir yolculuğa yelken açmamızı sağlar ve bir nakarat hâlinde yıllarca devam eder:

Ninni Muhammed ninni
Ninni can Ahmed'im ninni

Dinî terbiyemiz ninniler ile başlar, ilahiler, na'tlar, münacatlar ile devam eder ve son nokta ağıtlarla konulur. Türkmenler için de bu gerçeğin böyle olduğunu, Türkmenistan Devlet Başkanı Saparmurat Türkmenbaşı makalesinde şöyle ifade eder: "Her bir Türkmen bu dünyaya gelince Mahtumkulu'nun şiirlerini ninni gibi dinleyerek gelir. Bu dünyadan göçerken de Mahtumkulu Firakî'nin şiirleri onu son yolculuğa uğurlar."

Klasik edebiyatla, halk edebiyatını birleştiren Mahtumkulu Firakî; ninnilere, manilere, atasözlerine yer verdiği gibi, na't ve münacatlara da yer verir ve geçici olan bu menzilde "yahşı bir ad" bırakmak için sultan-ı rüsûl şah-ı mümecced olan, Ahmed u Mahmud u Muhammed Efendimizi övmek ve O'ndan şefaat dilemek amacıyla kaleme aldığı sekiz na't-ı şerifle divanını taçlandırır.

Bu yazımızda, Mahtumkulu divanında geçen ve 1994 yılında Aşgabat'ta yayınlanan Magtımgulı isimli şiir kitabında Kirilce yazılan sekiz na't-ı şeriften üçünü Türkçe'ye çevirdik. Millî ve manevi değerlere son derece bağlı, insanlığın günümüzde en fazla ihtiyaç duyduğu hoşgörüyü ve merhameti edebî kişiliğine sindirmiş; dindar, sabırlı, cömert, doğru bildiklerini yiğitçe bir eda ile korkusuzca haykıran ve son derece bilge bir kalp şairi olan Mahtumkulu Firakî'nin şiir dünyası bize yaşadığı devrin kültürel dokusunu, sanat ve ahlak anlayışını göstermektedir. Hemen her divan şairi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s.) övmek, Hz. Peygamberimiz'in üstün vasıflarını ve mucizelerini anlatmak için na't türünde en az bir şiir kaleme almıştır. Bu şair ve düşünürlerden biri de 18. asır Türkmen şairi Mahtumkulu'dur.


SAÇTI MUHAMMED

Evvel başta varıp Hayber dağına
Kafirler kanını saçtı Muhammed
Leklaher'de, Sekvan, Kabil şehrinde
Cefa çekip dini açtı Muhammed

Aşıklar baş olup aşka binince
Tûr'a nazar düşüp, dağlar yanınca
Burak gökten gelip yere inince
Refref binip göğe uçtu Muhammed

Mikail, İsrafil, Azrail ile
Geldiler, vurdular Cebrail ile
Seyir etti Selsebil, Zencebil ile
Kevser arığından içti Muhammed.

Miraç gecesinde seyre varınca
Cebrail emin ile yürüyünce
Behişt kapısında gelip durunca
Bismillahla kapıyı açtı Muhammed.

Maktumkulu, başka dini bozdular
Diyar diyar, şehir şehir gezdiler
Cefa çekip, İslam dinin kurdular
Altmış üç yaşında göçtü Muhammed.

Ya Resul

Bu benim canım senin yoluna kurban, Ya Resul,
Her ne ki kılsan cefa cana derman Ya Resul,
Severek, var etmiştir seni Rahman, Ya Resul,
Hizmetine amadedir cümle cihan, Ya Resul

O azap ateşinden olmuş senin yolun ırağ
Seni eylemiş Huda firdevs-i âlâ hem Burağ
Sen ki geldin dünyaya bu aleme yandı çerağ
Şükürillah, ta beyanı oldu cihan, Ya Resul

Dert ile bu kalbim her lahza ah çekti nice
Ahımın ilacı evvel Abdullah, Veysel Hoca
Her zaman mah-ı cemali düşüme girmez gece
Kalır bunca elemler kim hâlime derman, Ya Resul.

Ah ile zar çekerim, hem isterim ben seni
Bu zelil ahval içre çok bırakma hâra beni
Hem yine mizan çekilir, olunca mahşer günü
Ümidim ki sen durursun, ulu divanda Ya Resul

Aşıga, "hû hû" deyü olgusu marifet gülü
Bu zelil biçarenin, belki sana yeter eli
Ah u efgânın senin kim, yâd eder Mahtumkulu,
Dert içinde böyle bimar u hayran, Ya Resul




KAYNAKLAR:
Söylemez Mikail, Türkmenistan'ın Sosyo-Kültürel Yapısı, Aşgabat 1999
Mahtumkulu,Saylanan Eserler,Aşgabat 1988
Biray Hikmet, Mahtumkulu Divanı, Kültür Bakanlığı Yayınları.,Ankara 1992
Türkmen F.-Geldiyev G.,Türkmen Şiiri Antolojisi,Türksoy, Ankara 1995
Yeniterzi Emine, Türk Edebiyatında Natlar,Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1993
E. Büşra- A. Orazpolat, Türkmenistanda Toplum ve Kültür, Kültür B.,Ankara1998
Magtımgulı, Şiirler, 2.cilt, Aşgabat 1994
Türk Lehçeleri ve Edebiyatı Dergisi, Mahtumkulu Özel Sayısı, Nisan 1998

DİPNOTLAR
1. Uluslarası Türkmen Türk Üniversitesi Türk-Türkmen Dili ve Ed.Bölümü öğretim üyesi
2. Pata: dua
3. tapşır:ulaştır
4. güzeşt eyle:günahımı bağışla

Share/Bookmark