3663 kere okundu

Dede Korkut'a Aile Motifi

Ayşe AKDAĞ

"Dede Korkut Destanları, Türk dilinin ve edebiyatının, Türk örf ve âdetlerinin, Türk ahlâk ve törelerinin, inançlarının, kahramanlıklarının, kısacası su katılmamış Türk hayatının olduğu gibi verildiği bir eserdir. Onu tek tek kişilerin kaleminden çıkan nice ün yapmış ürünlerin üstüne çıkaran niteliği bundan ileri gelmektedir."1

Üzerinde nice akademik çalışma yapılan bu eserin, yazımıza mevzu oluş sebebi, Merhum Orhan Şaik'in de ifade ettiği cihetle, onun bilhassa Devlet-i Âliye'nin kuruluş zamanlarına yakın göçebe Türk hayatını gözlerimizin önüne sermesidir. Eser bu cihetle okunduğunda, o dönemde mûteber olan şeylerin ne olduğuna, bilhassa aile hayatında nelere kıymet verildiğine dair mümkün olduğunca kanaat sahibi olabilmektir.

Daha eserin girişinde yer alan bir ifade, bize bu konularda ilk ipucunu vermektedir. Dede Korkut'un tanıtıldığı bu bölümde, onun hakkında şöyle söylenmektedir: "Hazret-i Resul aleyhi's-selâm zamanına yakın Bayat boyundan Korkut Ata derler, bir er çıktı. Oğuz'un o kişi tamam bilicisiydi. Oğuz'un içinde tamam velayeti zahir olmuştu; ne derse olurdu. Gaipten türlü haber söylerdi, Hak Teâla onun gönlüne ilham ederdi."2 Bu ifadelerden anlıyoruz ki, Dede Korkut, velayet sahibi bir Allah dostu, bir pirdir. Allah'ın dostları elbet her zamanda vardır, varolacaktır. Toplumsal açıdan asıl mesele ise, insanların bu kimselere nasıl muamele ettiğidir. Onlara uymak ve doğru yol üzere gitmek de bir tercih, aksi de bir tercihtir neticede…

Eserden anladığımıza göre ise, o dönem halkı, doğru yol üzere gitmeyi seçmiştir. Nitekim, şu ifadelerle anlatılır halkın Dede Korkut'la ilişkisi: "…. Korkut Ata'ya danışmayınca işlemezlerdi; her ne ki buyursa kabul ederlerdi, sözün tutup tamam ederlerdi.3" Bölümün devamında Dede Korkut'un beylere nasihatleri yer alır ki, bunlar tam da bir Hak erinin, kulağa küpe edilecek sözleridir. Allah lafzıyla başlanmayan işin yürümeyeceğini; Allah nasip etmedikçe kulun zengin olamayacağını; başa gelenlerin kader ve kaza mucibince olduğunu; bir kimsenin dağlar miktarınca malı mülkü de olsa doymayacağını, hâlbuki ondan ancak nasibi kadar faydalanabileceğini; kibirli olanı Allah'ın sevmeyeceğini; kişinin önce kendini düşündüğü yerde devletin olamayacağını; nam salmanın ancak cömertlikle olacağını; hayırlı evladın ne kadar önemli olduğunu; bununla birlikte evlatların anasından atasından görmedikçe öğüt alıp cömert olmayacaklarını, yani ki eğitimin evde başladığını; evlada baba malı kalmasının önemli olduğunu ancak başta devlet olmadıkça bunun da boş olduğunu son derece sade ve basit ve yine öyle içten anlatır Dede Korkut, boy boylayıp soy soylayarak.

Dede Korkut Destanî hikâyelerinde yer alan ve örnek gösterilen aile tipi de bu minvalde oluşmuştur aslında. Göçebe hayatın bir neticesi olarak çekirdek aile hâkimdir toplumda. Ancak dedeler ve nineler de uzak değildir. Nihayetinde aynı obada yaşanmaktadır.
Bu ailenin direği kadındır. Öyle ki bu kadın, hem eşine en sadık ve onunla hem-derd bir yoldaş; hem çocuklarına doğruyu gösterip öğreten, onları yetiştiren şefkatli bir anne; hem gelen giden konukları ağırlayabilecek, evini çekip çevirebilecek kadar mâhir bir ev hanımı ve hem de gerektiğinde kocası daha yerinden doğrulmadan atına binip silahını kuşanabilecek bir cengâverdir.
Kaldı ki eseri istinsah eden kişi, Dede Korkut dilinden söylediğini iddia ederek, kadınları dört gruba ayırır. Bu dört gruptan da ancak saydığımız özelliklere sahip olan kadınların bulunduğu kısım muteberdir. Müstensihin ifadesiyle bunlar "evin dayağı" yani direğidir. Diğer gruplar ise "solduran sop, dolduran top, nice söylersen bayağı" diye adlandırılır. Solduran sop tipi kadın, sabah kalkar kalkmaz yüzünü yıkamadan yiyip içen, sonra da şükredeceğine "Ben bu eve geleli gün yüzü görmedim." diye yakınan kadındır. Dolduran Top tipi kadın, uyanır uyanmaz tüm obayı dolaşıp, dedikodu yapan ve eve gelince evini hayvanları tarafından dağıtılmış bulan; bundan dolayı da komşularını suçlayan kadındır. Nice söylersen bayağı denen kadınlar ise, kocası eve bir misafir getirip, ona ikramda bulunmasını isteyince "Evde aş mı var pişireyim…" diye başlayan uzunca bir tiratla kocasını misafire rezil eden kadın tipidir.

Tüm bu tasniften anladığımız kadarıyla Dede Korkut'taki makbul kadın, azla yetinebilen, şükretmeyi bilen, ailesinin şerefini aziz tutan, çalışkan kadındır.

Keza makbul erkekten de böyle olumlu özellikler beklenir eserde. Bey dediğin ata sözüne kulak asan, cesur, cömert, ailesine sadık ve saygılı olan, devletini aziz tutandır. Ere gaflet yakışmaz. Nitekim Dede Korkut'taki erlerin başına ne gelirse uykuda iken gelir ki; uyku, gaflet alâmetidir.

Ailenin meyvesi olan çocuk üzerinde de eser ehemmiyetle durur. Çocuk sahibi olanlar övülürken, çocuksuz olmak Allah'ın gazabına uğramış olmakla eş tutulur. Evladı olmayan, bir bey de olsa hor görülür, çünkü onu Allah'ın da hor gördüğüne inanılır. Böyle bir durumda kalan kişi ya beyler duası ister, yahut aç yedirir, çıplak giydirir, kurbanlar keser. Böylece evlada kavuşur. Evlatlıklar asla asıl evladın yerini tutamaz.

Peki Dede Korkut'ça hayırlı evlat nasıl olmalıdır? Bu konuda şöyle der Korkut Ata:

Oğul atanın sırrıdır, iki gözünün biridir.
Devletli4 oğul çıkarsa tirkeşinde tiridir.5
Devletsiz oğul çıkarsa ocağının körüdür...
Ata adını yürütmeyen hoyrat oğul
Ata belinden inince inmese yeğ
Ana rahmine düşünce doğmasa yeğ
Ata adını yürüttüğü zaman devletli oğul yeğ…6

Bu sözlerden anlıyoruz ki evlâttan beklenen ata adını hayırla devam ettirmesi, babasının yardımcısı olması, ondan sonra yerini alabilecek meziyette olması ve talihinin de açık olmasıdır. Bu son söylenen elbette nasip işidir fakat zannımca burada kastedilen dua, sadaka ve saire yoluyla kısmetinin açılmasını temine çalışmasıdır. Kulun elinden gelen budur.

Eserde evlatların birbirleriyle ilişkisine de dikkat çekilmiştir. "Sevgili kardeş görklü"7 ifadesinde zahir olan bu ilişki o kadar önemlidir ki, kardeşi olmayan kendini bahtsız sayar. Ana ata yolunda olduğu gibi, kardeş yolunda da tek başına düşmana varmak, en büyük erdemlerdendir. Aynı zamanda yoldaşlar da kardeş gibi görülmekte, sevilmektedir.

Özetle, Dede Korkut hikâyelerinde aile, kutsiyetini tam manasıyla muhafaza etmekte; anne-baba-evlat ilişkisi saygı ve sevgi çerçevesinde sürdürülmektedir. Bunu sağlayan ise, küçük yaştan itibaren kişilerin, toplumsal rollerinin gereğince ihtimam gösterilerek yetiştirilmeleridir. Aynı şekilde bu yetişmede, yalnız anne baba değil, tüm toplum iş birliği içerisindedir. Dahası, toplumun "tam bilicisi" konumundaki Hak erleri de bu yetişmede en önemli manevi etken konumundadır.

Yazıyı Dede Korkut sözüyle bağlarsak:

"Yom8 vereyim Hânım hey! Ak sakallı baban yeri uçmak9 olsun, ak pürçekli10 anan yeri behişt11 olsun, oğul ile kardeşten ayırmasın. Son vaktinde arı imandan, Kur'ân'dan ayırmasın! Amin diyenler didar12 görsün! Derlesin, toplasın, günahımızı adı görklü Muhammed Mustafa yüzü suyuna bağışlasın Allah, Hânım hey!"13

Dipnotlar
1. Orhan Şaik Gökyay, Dede Korkut Hikayeleri, Kabalcı yay. 2006, S.7
2. Age s.25
3. Age s.25
4. Devlet: baht, ikbal, uğur.
5. Tirkeşinde tiridir: Sadağında oktur.
6. Age s.26-27
7. Görklü: güzel, mübarek, kutsal.
8. Yom: baht, kut, hayır, uğur
9. Uçmak: cennet
10. Pürçek: kakül
11. Behişt: cennet
12. Didar: yüz, burada Cemalullah
13. Age s.109
Share/Bookmark