4690 kere okundu

Alevî/Bektaşî Şiiri'nde Hz. Muhammed (s.a.s) Sevgisi

Hüseyin ÖZCAN*


Hz. Muhammed, Allah'ın ilk yarattığı nur, habîbullahtır. Kainat onun nurundan yaratılmıştır. Onun davranışları her Müslüman için güzel bir örnektir. O, bütün insanlığa gönderilmiş bir rehberdir. Bütün peygamberlerin reisi, hâtemü'l-enbiya¬dır. Getirdiği yeni din, kitap ve mucizeleriyle en üstün kişidir, Müslümanların gönlünde apayrı bir yere sahiptir. Ona, diğer hiçbir peygambere verilmeyen birtakım özellikler verilmiştir. Son peygamber olması, risâletinin evrenselliği, geçmiş-gele¬cek günahlarının affedilmesi, âlemlere rahmet olması, İsrâ ve Mirac'ın ona mahsus olması, bin aydan daha hayırlı olan Ka¬dir Gecesi'nin lutfedilmesi gibi özellikler bunlardan bazılarıdır.

Peygamber Sevgisinden Meydana Gelen Edebî Türler
Türk milleti peygamberine olan sevgisinden hususi bir ede¬biyat meydana getirmiştir. Na't, Esmâ-i Nebi, Siretü'n-Nebi, Mucizât-ı Nebî, Hicretnâme, Mi'racnâme, Kırk Hadis, Hilye ve Mevlîd bu peygamber sevgisiyle şekillenerek edebiyatı¬mızın önemli türleri arasında yer almışlardır. Özellikle Na't türü bütün şairlerin divanının temel bir bölümünü teşkil eder. Ayrıca bütün dinî eserlere besmele ile başlanması, Allah'a hamd edilmesi ve arkasından da peygambere salât u selam getirilmesi de yaygın bir gelenektir. Kısaca "Besmele, Hamdele, Salvale" şeklinde ifade edilen bu gelenek aynı sevginin bir başka şekli¬dir. Bunların dışında Halk edebiyatımızdan, Klasik edebiyatı¬mıza oradan günümüz edebiyatına kadar başta manzum türler olmak üzere bu sevginin yansımalarını görmekteyiz.

Alevîlik Nedir ?
Türk halk kültürü ve sosyal hayatı içinde Alevîlik önemli bir yer tutar. İslam'ı benimseyen, Allah'ın varlığına ve birliğine (Tevhid) inanan, Hz. Muhammed'i (s.a.s) Peygamber kabul eden, kitabı Kur'ân-ı Kerim olan, Ehlibeyt sevgisini merkeze alan Alevîlikte en eski Türk inançlarından izler bulunmaktadır. Bu anlayış zamanla gelişerek ve yaygınlaşarak Türk toplumunda önemli derecede kabul gören tasavvûfî bir inanç haline gelmiştir.
Bu anlayışın sözlü kültürle aktarılması ilk Türk mutasav¬vıfı Ahmet Yesevî'den beri süregelen bir yoldur. Yine sözlü kültürle gelişen sonradan yazılı hâle gelen velâyetnâmeler ve Hacı Bektâş Velî'ye ait olduğu ifade edilen eserler dışında gerek bu anlayışın tarihi geçmişi gerekse Hacı Bektâş Velî hakkında yeterli kaynaklara sahip de¬ğiliz. Bu anlayış konusunda bize bilgi verebilecek en zengin kaynak asırlarca bu düşünceye mensup halk şairlerince ses¬lendirilen Alevî/Bektâşî şiirleridir. Çoğunlukla saz eşliğinde tarikatın âdâb ve erkânına ait kavramların işlendiği şiirler bu anlayışı kitlelere ulaştırmada aktif rol oynamışlardır. Halkın yüzyıllar boyunca sözlü kültürle aşina oldukları bu şiirler on¬lara hep yakın olmuştur. Bu düşünceye mensup şairler yüz¬yıllar boyunca yazdıkları deyiş/deme ve nefeslerle bu inancı hep canlı tutmasını bilmişlerdir.

Ehli Beyt Sevgisinin Kutsiliği
Kur'ân'da peygamberin ehl-i bey¬tine karşı sevgi istemesinin emredilişi buna karşılık Hz. Mu¬hammed'in (s.a.s) Nimetleriyle sizi beslediği için Allah'ı sevin, beni de Allah sevgisi için sevin, ehl-i beytimi de benim sevgim için sevin şeklindeki hadisiyle başta Hz. Ali olmak üzere ehl-i beyte karşı duyulan sevgi kutsilik kazanmıştır. Öğretilerini bu sevgiye dayandıran Alevîlik / Bektâşîlik anlayışının piri Hacı Bektaş Veli Anadolu'da birtakım sosyal ve siyasi karışıklıkların hüküm sürdüğü bir dönemde ortaya çıkıp halkın dini duygu ve heyecanına hitap ederek söz ve nasihatlarıyla ümit ve hoşgörü¬yü merkeze almış, kitlelerin gönüllerinde yer edinmiştir.

Alevîlik İslam Dışı mı ?
Son yıllarda dile getirilen Alevîliği İslam dışı olarak ifade eden anlayış hiçbir ilmî temele dayanmamaktadır. Kendilerini daima İslâm'ın içinde gören Alevîler, cem ayinlerinde Allah, Hz. Muhammed ve Hz. Ali aşkını en samimi söyleyişleriyle dile getirirler. Ayrıca Alevî anlayışının en yaygın şekilde işlendiği edebî ürün olan şiirler de aynı samimi aşkla doludur. Alevî/Bektâşî inancının da ana kaynağı durumunda olan bu şiirler bu anlayışa mensup şairlerimizce Anadolu'nun çeşitli yörelerinde saz eşliğinde gönüllere nefes vermiştir.
Bugün Alevîlik içinde önemli bir konuma sahip olan inanç önderleri Alevî dedeleri de bunu ısrarla dile getirmekte ve Alevîliği İslâm'ın içinde kabul ettiklerini açıkça ifade etmektedirler. Bu bakış tarihî süreç içersinde de hiç değişmemiş, İslâm üst kimliği içinde varlıklarını sürdüren ve kendilerini ifade eden Alevîler farklı bir din iddiasında bulunmamışlardır. Dahası Alevî/Bektaşi kültürünün uluları özellikle Balkanlarda İslâm'ın yayılmasında bayraktarlık yapmışlardır. Son zamanlarda yapılan anketlerde Alevî halkımızın çok ciddi bir çoğunluğunun da aynı kanaate sahip olduğunu görmekteyiz.
Bu gerçeklerden hareketle başta tarikatın piri Hacı Bektaş Velî'nin Velâyetnâmesi olmak üzere, Alevî/Bektâşî şairlerin Hz. Muhammed'i konu alan şiirlerinden yapılan seçmelerle bu inanç mensupların peygamberlerine bakışı ve ona olan muhabbetlerine dikkat çekilmiştir.
Başta ifade ettiğimiz "Besmele, Hamdele Salvale" geleneğini Hacı Bektaş Veli'nin Velâyetnâmesi'nde de görmekteyiz. Velayetnâmede Allah'a hamd ü senâ edildikten sonra "Muhammed (s.a.s) peygamberle soyuna salât u selamdan sonra bilinmelidir ki bu kitap Hacı Bektaş el Horasanî'nin menkabelerini bildiren bir velâyetnâmedir."(1) ifadesi yer alır. Eserin sonunda da peygambere salavat getirilir, rahmet dilenir: "Yüce Rabbimiz âkıbet hayırlığı versin de bütün mümin kardeşlerinizle beraber iman müyesser eylesin diye hayır dua ile anasınız. Fatiha, Muhammed'e salavat, Allah'ım ulumuz Muhammed'e tertemiz soyuna rahmetler et. (2)
Alevî/Bektâşîliğin temel kaynaklarından olan Velayetname'de "uluhiyet inancı Hz. Muhammed'in peygamberliği ve Ku¬r'ân'ın Hak kelamı olduğu kıyamet ve ahiretin gerçekliği gibi temel İslâmi inançlar hemen hemen aynen benimsenmekte ve bu anlayışlara ters düşecek ahiretle ilgili birkaç müphem kayıt hariç hiçbir anlayışa yer verilmemektedir. Şu halde Velayetname'nin yansıttığı Hacı Bektaş Veli, inançları bakı¬mından gerçek bir İslâm erenidir". (3)

Alevî Sûfîlerin Şiirlerinde Hz.Muhammed (s.a.s)
Bütün mutasavvıflar Hz. Muhammed'i örnek almışlar, yüreklerinde ona karşı derin bir muhabbet beslemişlerdir. Alevî/Bektâşî şiirinde de Hz. Muhammed sevgisi bütün bu özelliklerinden dolayı sıkça işlenmiştir. O, şiirlerde "Muhammed, Mustafa, Muhammed Mustafa, Şah, Şah Muhammed Mustafa, Ahmed-i Mahmud, Resul, Resulullah, Resul-i Kibriya, Habîb, habibullah" gibi isim ve sıfatlarıyla anılmıştır.
Alevî/Bektâşî şiirinde de bu peygamber sevgisinin yansımalarını sıklıkla görmekteyiz. Şairler Hz. Muhammed'e olan sevgilerini, onun büyüklüğünü, sıfatlarını şiirlerinde işleyerek gittikleri yolun onun yolu olduğunu vurgulayarak ondan manevi yardım ve şefaat beklentilerini dile getirmişlerdir.
Odur dayandığım dâmenim menim
Hem din ile billâh imanım menim
Gizli kalb evinde mihmânım menim
Allah bir, Muhammed Ali sevdiğim
Pîr Mehmed

Hakk'a giden yolda dayanılacak tek destek, iman, inanç, gizli kalb evinde misafir edilen Allah'ın sevgisi (muhabbetullah) ve Hz.Muhammed (s.a.s) ile Hz. Ali'nin (r.a) dostluğudur Bir çok söyleyişte şairler Allah'a, Hz. Muhammed (s.a.s) ve Hz. Ali'ye (r.a) olan sevgilerini dile getirirler. Bu muhabbetin dinin ve imanın gereği oluşuna dikkat çekerler. Sevginin merkezi olan kalbde de yine aynı muhabbet yer almaktadır.

Hz. Muhammed (S.A.S) Aşkına Yaratılan Kainat

Hakkında denildi sadr-ı levlâk
Levlâke vemâ halaktü'l-eflâk
Vasfın beyan edem ruh-ı zîbânın
Maksûd u murâd-ı künfekânsın
Hatayî

Kainatın Hz. Muhammed'in (s.a.s.) aşkına ve onun nurundan yaratıldığı hakîkati şiirlerde ifade edilir. Bilindiği gibi kudsi hadiste Cenab-ı Hak "Sen olmasaydın alemleri yaratmazdım"(4) buyurmaktadır. Şiirlerde bu hakîkate işaret edilir.
Kudret kandilinde parlayıp duran
Muhammed Ali'nin nurudur vallah
Zuhur edip kafir leşkerin kıran
Elinde Zülfikar Ali'dir billâh
Viranî Abdâl
İnsan varlık aleminin en önemli varlığı ve Allah'ın yeryüzündeki halifesidir. Kainatta onun dışındaki bütün varlıklar ona hizmet edecek mahiyette yaratılmıştır. Kalp de insanın merkezi hükmündedir. İnsandaki bütün hasseler kalbe hizmet eder, onun etrafında dönerler. Kalbin en mühim özelliği Hakk'ı hisseden yer olmasıdır. Bundan dolayı kandile benzetilir. Bu kandilin kainatta tecellisine, daha âyan bir şekilde görünmesine ışık tutan şairin bakış açısıyla Hz. Muhammed (s.a.s) ve Hz. Ali'nin nurudur.
Allah her şeyden evvel Hz. Muhammed'in (s.a.s) nurunu kendi nurundan yaratmıştır. Hz. Adem cennette nur ile yazılı Ahmed ismini görünce bunun ne olduğunu Allah'a sorar: "Bu senin zürriyetinden bir peygamberin nurudur ki O'nun ismi göklerde Ahmed ve yerlerde Muhammed'dir. (s.a.s) Eğer o olmasaydı seni yaratmazdım." cevabını alır.
Şâh-ı kevneyn Mustafa'dır menbâ-i ilm-i ledün
On sekiz bin aleme ferman eden sultânı bul
Hüseyin Kâzım Baba

Sultanların ve Saltanatların Sultanı Hz. Muhammed (s.a.s)

Hz. Muhammed iki alemin (Dünya ve Ahiret) şahıdır. Birçok güzelliklerin kaynağı olan peygamberimiz Allah tarafından kullara vasıtasız olarak öğretilen ilim ve Allah'a ait sırlar anlamına gelen ilm-i ledünün de madenidir. O alemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Kur'ân'da bu hakîkat "Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik"(5) şeklinde ifade edilmektedir. Bu anlamda on sekiz bin alemden yaratıldığı rivayet edilen kainata da ferman eden sultandır. Hz. Muhammed aynı zamanda bütün evliyaların sultanıdır. Hz. Ali'nin (r.a) vasisi olduğuna da işaret edilen söyleyişte Hz. Ali (r.a) de evliyaların şahı olarak nitelendirilmiştir.
Sultan-ı enbiyadır
Sall-i âlâ Muhammed
Bil şah-ı evliyadır
Haydar vâsi-i Ahmed
Yeminî
Değişik şiirlerde onun sultanlığı ve saltanatı başka tamlamalarla da kullanılır. Kısaca o bütün sultanların ve saltanatların sultanıdır. Hz.Muhammed (s.a.s.) bütün peygamberlerin sultanıdır. Mi'racta peygamberlere imamlık yapmış olması buna delil olarak gösterilebilir. Hz. Ali (r.a.) de evliyalara şah olma makamındadır ve diğer adı Ahmed olan son peygamberin vâsisidir.
Enbiyaya evliyaya cümlesinin şahıdır
Dü cihanın revnakıdır gül cemâli mahıdır
Aşıkî sevse acep mi ol habibullahıdır
Ahmedi Mahmut Muhammed Mustafa'dır sevdüğüm
Aşıkî
Bu dörtlükte de Hz. Muhammed (s.a.s.), nebilerin ve velilerin şahı olarak tavsif edilmiştir. O iki cihanın da aydınlatıcısıdır. İnsanlığı dalaletten,cehalet ve karanlıktan kurtarmıştır. Ay ve güneşin peygamberin nurundan feyz aldığı rivayet edilmektedir. O aynı zamanda habîbullah'tır. Allah'ın en sevgili kuludur. Allah, Kur'ân'da kendisine bu şekilde hitap etmiştir. Hz. Muhammed (s.a.s) iki cihanın süsüdür. Şairler de tabii olarak Hz.Muhammed'i (s.a.s) çok severler ve bunu her vesile ile dile getirirler. Âşıkî de Hz. Peygamber'e dört ismiyle hitap ederek samimiyetle bu sevgiyi vurgulamaktadır.

<>Hz. Muhammed'in (s.a.s) Gül Kokulu Oluşu

Gül kokusu Muhammed'in teridir
Gönlü saf olanlar Hakk'ın yâridir
Âşıka mâşukun bergüzârıdır
Sevdalar nasipler nurlar saçılır
Kul Himmet
Sahabenin rivayetine göre Hz. Muhammed'in (s.a.s.) teri gül gibi kokardı. Na'tlerde bu terle ilgili çeşitli tasavvurlar yer alır. Bu arada "yüzü suyu" hem ter manasında hem de deyim olarak mecazi manada kullanılır. (6) Ayrıca Yüce peygamberin Cenab-ı Hakk'ın huzuruna vardığı Mi'rac gecesi vukû bulan hâdiselerin ağırlığı karşısında Hz. Peygamber, Cebrâil ve Burak'ın terler döktüğü ve Burak'ın terinden yeryüzünde sarı gül, Cebrâil'in terinden beyaz gül, Hz. Muhammed'in terinden de kırmızı gülün hasıl olduğu rivayet edilir. (7) Özellikle dini günlerde ve mevlid gibi törenlerde gül suyu ikramının temelinde bu düşünce yatar. Ayrıca Cenab-ı Hakk'ın, güle, sevgili Peygamberi'nin kokusuyla tecelli ettiği, gülün kokusunun da bu yüzden güzel olduğu ve gül koklamanın da sünnet-i seniyye olduğu kabul edilir. (8)
Mazhar-ı nur-ı Hudâ'sın ya Muhammed ya Ali
Hemdem-i şah-ı evliyasın ya Muhammed ya Ali
Virani Abdâl

Hz. Muhammed'in (s.a.s) Nuru
Hz. Muhammed Cenab-ı Hakk'ın zatına, sıfatlarına ve fiillerine mazhardır. O Allah'ın bir tezahürüdür. Peygamberin yüzündeki bu nurun kaynağının da Allah'tan gelen yansıma oluşu peygamberin bir ayna gibi bunu yansıttığı çeşitli söyleyişlerde görülür. Bir başka şair bu nuru tavsif ederek insanları etkilemesini şu şekilde şiirleştirmiştir:
Berk vurur alnında Muhammed nur'u
Arttı aşkım hüsnün göreli beri
Şibh-i kamer yüzün ey mah-ı peri
Sureti ve'ş-şemsi vedduha'sın sen
Feyzullah Çelebi
Peygamberin yüzündeki ilahi nur, görenlerin gözünde şimşek gibi parlamaktadır. Onu görenlerin peygambere olan sevgisi, muhabbeti. bağlılığı artmaktadır. Onun yüzü parlaklığı sebebiyle aya, ay yüzlü perilere benzetilmekte hatta bazı şiirlerde ayın da parlaklık ilhamını onun yüzünden aldığı rivayet edilmektedir. Dörtlükte geçen "ve'ş-şemsi" ifadesi "Kasem olsun o güneşe" anlamında Kur'an'da değişik yerlerde geçen aynı zamanda bir surenin (9) adıdır. Güneş yeryüzünün en büyük ışık ve enerji kaynağı olarak hayatın devamı için gerekli asli bir unsur olup Allah'ın kudretini gösteren açık bir delil ve ayettir. Hz. Muhammed (s.a.s) için kullanılan bu tabirle onun küfür karanlığı karşısında hidayet güneşi oluşuna vurgu yapılır.
Hz. Peygamberin yüzünün eşsiz güzelliği doğrudan "ve'ş-şemsi" suresi veya ayetiyle anlatılır. Hz. Peygamberin yüzünün güzelliğini gösterebilecek en parlak aynanın güneş olduğu ve güneşin aydınlığını Hz. Peygamberden alarak bize aksettirdiği yorumları bazı şiirlerimizde işlenmiştir (10)
Kuran'da da Hz. Muhammed (s.a.s) için "Ey şanlı Peygamber! Biz seni insanlar hakkında şâhid, müjdeci, uyarıcı Allah'ın izniyle O'nun yoluna davet eden bir peygamber ve aydınlatan bir lamba olarak gönderdik"(11) ifadesi kullanılarak onun aydınlatıcı oluşuna işaret edilmiştir.
Aynı anlayışa uygun olarak bir başka şiirde Hz. Muhammed, (s.a.s) Hz. Ali ile birlikte ele alınır:
Kamu âleme ziyâlar gösterirsin subh u şâm
Şems ü mâhın enverisüz ya Muhammed ya Ali
Siz olmayınca kimseler dine yol bulamadı tam
Şems ü mâhın enverisüz ya Muhammed ya Ali
Aşıkî
Bu dörtlükte de Güneş ve Ay'ın Hz. Muhammed (s.a.s) ve Hz. Ali'den ışığını aldığı ifade edilerek onların parlaklığına dikkat çekilerek onların önderliğinde ve gösterdikleri yolda gidilerek dinin doğru olarak yaşanacağına işaret edilir. Hz.Muhammed (s.a.s) ve Hz. Ali Alevî/Bektâşî'nin gözünde güneşin ve ayın ışığı gibidir. Bütün alemi onlar aydınlatır. Hem Muhammed (s.a.s) hem de Ali övülür. Onlar Allah'a giden yolun rehberidirler. Onlar olmadan kulun doğru yolu bulması imkansızdır. Hz. Muhammed (s.a.s) Allah'ın sevgilisidir. Allah onun aşkıyla alemleri var etmiştir. Cümle evliya ondan nasip alırlar dertlerine dava bulurlar.
Ne nazım ne niyazım
Muhammed'dir iki gözüm
Ayağı tozuna yüzüm
Sürecek hallerim çokdur
Seyyid Nizamoğlu
Hz. Muhammed (s.a.s) için şair "iki gözüm" şeklinde hitap ederken insanın en kıymet verdiği ve hayati önemi bulunan gözlerini konu alması ona olan muhabbetinin derecesini vurgular. Aşk ile kendinden geçen aşığın gözü dünyadan hiçbir şeyi görmez. Alemlerin Efendisi olan Muhammed (s.a.s) adeta onun iki gözü gibi olur. Gerçek aşıklar kainada Muhammed (s.a.s)'in gözüyle bakmak isterler. Çünkü Yaratıcı O'nu mükemmel bir varlık olarak yaratmıştır. İsimlerini en kemal noktada O'nda tecelli ettirmiştir.
Allah'ın ve bütün insanların sevgilisi olan Hz.Peygamber'in yolunun toprağı ise bunlara ilaveten insanı doğrudan İslamiyete götüren bir cevherdir. Bunun en güzel ifadesini Yüce Mevlânâ'da görürüz. Hz. Mevlânâ: "Ben yaşadıkça Kur'ân'ın kulu, kölesiyim. Ben Muhammed (Muhtar'ın (s.a.s) yolunun toprağıyım." diyerek kemâl mertebelerinin en yükseğinin visâl derecesinin de en yücesinin âlemlere rahmet olarak gönderilmiş o seçkin Peygamber'in insanı Hakk'a götüren yolunda ancak toz olmakta vücut bulacağını bildirir. (12)
Hz. Peygamberin kıymetli olan ayağının tozu maddi olarak gözlere şifa olacağı gibi, manevi olarak da onun izinden gitmenin bir çok hakîkatleri görmeye vesile olacağının işaretidir:
Muhammed aşkına salâvat verdim
Arşda meleklerin seyrine girdim
Nuh Peygamberle gemiye bindim
Necef deryasında yüzdüm idi ben
Hamdullah Çelebi
Hz. Muhammed'in (s.a.s) adı anıldığında salavat getirilmesi Kur'an'da " Muhakkak ki Allah ve melekleri Peygambere hep salat ederler. Ey iman edenler siz de ona salat edin ve tam bir içtenlikle selam verin" (13) şeklinde emredilmektedir. Ayrıca bu durum Peygamber tarafından da tavsiye edilmiştir. Yukarıdaki beyitte vecd halindeki bir aşığın ruhani seyrini görüyoruz. Muhammed'e (s.a.s) salavat veren âşık , meleklerin seviyesine yükselmiş ve arşta melekler alemini seyretmiştir. Bu gibi hallerde zaman ve mekan ortadan kalkmaktadır. Nuh Peygamberle gemiye binmek de mümkündür, Necef deryasında yüzmek de.
Mürşidim Muhammed rehberim Ali
Anlardan öğrendim erkânı yolu
Kalbim onlar ile doludur dolu
Muhammed Ali'den özge yarim yok
Sırrî
Sâlikin kalbini aydınlatacak sırat-ı müstakime ulaştıracak , irşad edecek Hz.Muhammed'(s.a.s)dir. Bu istikamette rehberlik edip bu yolun edebini, gerektirdiklerini ise Hz. Ali'den öğrenmek gerekir. Bunlardan birisi eksik olunca kemale ermek mümkün olmaz. Alevî/Bektâşî'nin önünde mürşit olarak Hz. Muhammed (s.a.s) rehber olarak Hz. Ali vardır. Kalb, Allah'la dolu olmalıdır. Tasavvufi akideye göre kalbimiz Kabe'dir, yani Allah'ın evidir. Kalbin gerçek sahibine teslim edilmesi ise bu yola ışık tutanlara uymakla mümkün olacaktır. Kalbin Hz. Muhammed s.a.s) ve Hz. Ali'nin sevgisiyle dolması demek, Allah sevgisiyle dolu olması demektir. Alevî/Bektâşî için de bu iki kişi en sevgili iki varlıktır. O, onları hayatına örnek alır ve gittiği yolun doğruluğundan emindir.
Uymayasın kör Şeytan'ın sözüne
Dön gidelim Muhammed'in izine
Pir Sultan
Kişileri Hz. Muhammed'in (s.a.s) doğru yolundan saptıracak ancak Şeytan olabilir. Kişi eğer Şeytan'ın sözüne aldanmış, doğru yoldan sapmışsa tevbe ederek tekrar bu ilahi yola dönebilir.
Ar eden kişiler buna giremez
Her derviş de soyunarak dalamaz
Gölleri derindir dürrü bulunmaz
Muhammed makamı oldun mu derviş
Muhammed makamı oldu bu derviş
Derviş Mehmed
Tasavvuf zorlu bir yolculuktur. Yunus'un deyişiyle "Bu yol uzundur/Menzili çoktur/Geçidi yoktur /Derin sular var" Ve yine bu yola giren için Nigârî'nin ifadesiyle "Girdik reh-i sevdâya cünûnuz bize ar namus gerekmez" diyerek bütün sıkıntılara göğüs gerecek ve sonuçta tasavvufi makamları bir bir geçecektir. Hz. Muhammed (s.a.s) bu yolun ilklerinden olduğu için mutasavvıf bu yolculukta onun ayak izlerini takip edecek her seferinde onun bir makamına ulaşacaktır. Hz. Muhammed (s.a.s) bütün enbiyaların ve evliyaların başıdır. Dervişler için en büyük örnektir. Bu dörtlükte Hz. Muhammed'in (s.a.s) makamı idealize edilmektedir. Hz. Muhammed'in (s.a.s) tasavvufi mertebelerinden dervişler de geçerek Allah'a ulaşacaklardır.
Kaygusuz Abdâl Peygamberimizin kabri başında Gevhernâme adlı uzun bir risale söylemiştir:
Ol güherün bir adı Mahmûd idi
Baht içinde tâli'i mes'ûd idi
Ol güher idi Muhammed'ün canı
Anun için dutdı cümle sayvanı (14)

Hz. Muhammed'in (s.a.s) ismi çoğunlukla Alevî/Bektâşî dervişlerince ayrı bir yeri ve önemi olan Hz. Ali'yle birlikte şiirlerde yer almıştır. Bunun dışında aynı dörtlük ve beyit içinde ikisi arasında ilgi kurularak şiirlerde kullanılmıştır.
Hayat sahrasında bir ağaç gördüm
Yedi budağı var on iki dalı
Can meyvası derler aslını sordum
Baharı Muhammed, meyvası Ali
Sefil Abdâl
Şiirde bahsedilen formulistik sayılar bazı semboller içermektedir. Yedi budaktan kastedilen yediler, on iki daldan kastedilen on iki imamdır. Bahar ve meyva ilişkisi içinde Hz. Muhammed (s.a.s) ve Hz. Ali arasında ilgi kurulmuştur.
Dersimizi imamlardan alalım
Ahretin kaydını burda görelim
Muhammed aşkına secde kılalım
Var bir delil bul ki Hakk'a gidelim
Derviş Mehmed
Hakîkat yolunun dersini imamlardan alan salik, dünyadan başka bir âlem olan ahiretin farkına varır. Asıl gaye ahirete hazırlanmaktır. Ahirete hazırlanmak, orada kaybeden bir kul olmamak için dünyadayken manevi hazırlık yapmak gerekir. Yapılacak en büyük hazırlık Hz. Muhammed'i (s.a.s) tanımak ve O'nun aşkıyla dolup taşmaktır. Dervişler Hz. Muhammed'e (s.a.s) duyulan aşkla ondan aldıkları ilhamla secde ederler.

Hz. Muhammed (s.a.s) ve Hz. Ali'nin Himmeti

Pirim himmet eyle oğul ya hizmet
Hak sahip çıkmazsa artıyor firkat
Gel şefaat eyle güzel Muhammed
Ol demde yetişir car eder Allah
Derviş Mehmed
Bütün Alevî/Bektâşî'lerin manevi yardım (himmet) ve şefaat umduğu en önemli iki kişi Hz. Muhammed (s.a.s) ve Hz. Ali'dir. Eğer sâlik buna vasıl olursa Bu onun için Hakk'ın en büyük hediyesidir. Ceset sadece bu dünya hayatıyla sınırlıdır. Ölüm geldiğinde çürüyüp gidecektir. Asıl olan "can" dır ; yani ruhtur. Dünyada da ebedi alemde de azaba uğrayıp zahmeti çeken odur. Ruha sahip çıkacak manevi bir yardımcı bulmak gerekir. Derviş hizmette bulunur, pîr de ona manevi yardım eder. Bundan da önemlisi Muhammed'in (s.a.s) şefaatine nail olmaktır. Çünkü O Hakk'ın habibidir , ümmetine şefaat etme yetkisi Allah tarafından kendisine verilmiştir. O'nun şefaat ettiği kullar Allah'ın izniyle kurtuluşa ereceklerdir.
Server-i âlem Muhammed Mustafa'nın aşkına
Fakr ile fahr eyleyüb hırka giyen Bektâşîdir
Şehidî
Hz. Muhammed (s.a.s) alemlerin baş tacı olarak ifade edilir ve Bektâşî'nin onun fakrı ve fahrı (övüncü) ile hırka giydiği anlatılır. Fakr ; Arapça , fakirlik,yoksulluk, ihtiyaçlılık gibi halleri ifade eder. Varlıktan kurtulup, Allah'ta fani olmaktır. Fakr, şerefli bir makamdır. Mutasavvıflara , fukara adı verilir. Zira onlar mülklerden kendilerini boşaltmışlar, yani içlerinde mal mülk (dünya) sevgisi bırakmamışlardır. Fakrın hakîkati, kulun Allah'tan başka hiçbir şeye ihtiyaç duymamasıdır. Fakrın şekli, bütün sebeplerden uzaklaşmaktır. Fahr ise ; Arapça övünme, övünme vesilesi olan şey demektir. Çeşitli sayıda dilim(terk) li Bektâşî tâcının adıdır. Bu tac, yokluk ve fakr ifade eder . (15) Hz. Muhammed(s.a.s) bir hadis-i şerifinde "Fakirlik övüncümdür, onunla iftihar ederim" (16) demiştir.
Muhammed Mustafa ey Şah-ı Merdan
Aliyyü'l-Murtaza sana sığındım
Hadice Fatıma Hasan Mücteba
Hüseyn-i Kerbelâ sana sığındım
Virdî Derviş

Tasavvuf yolunda dervişler başta Hz. Muhammed (s.a.s) olmak üzere bir çok tarikat ulusundan manevi yardım talep ederler. Alevî/Bektâşî dervişi için de manevi yardım istenilecek kişiler arasındaki öncelik şiirde ifade edildiği gibi Hz. Muhammed, (s.a.s) Yiğitlerin Şahı Hz. Ali, Hz. Hatice, Hz. Fatıma ve Hasan ile Hüseyin'dir.
Hüdâ kıl mağrifet cümle günahım
Muhammed Mustafa için bağışla
Velayet mülkinin hem padişahı
Aliyyü'l Murteza için bağışla
Feyzullah Çelebi
Hz.Muhammed Mustafa (s.a.s) ve Velilik mülkünün Padişahı olan Hz. Ali'nin hatırına günahlarının bağışlanmasını istemektedir. Çünkü her ikisi de Allah katında çok değerli makamlara sahiptirler. Bir çok şiirde Hz. Muhammed (s.a.s) ve Hz. Ali'den bu anlamda manevi yardım talep edilir.
Bütün dünya dost göründü kalmadı ağyarımız
Bu dünyada olduk her dem zarar etmek kârımız
Muhammed Mustafa bizim ol şefaatkânımız
Şah Hüseyn'i gözetleriz doğru raha gideriz.
Hasan Koç Baba
Bilindiği gibi Hz. Muhammed (s.a.s), ümmetinden günah işleyenlere şefaat edecektir. Onların cehennem azabından kurtulmalarına vesile olacaktır. Burada da şefaat beklentisi başka bir tarzda ifade edilmiştir. Şairler , genellikle günahkar olma, hallerinden memnun olmama, korkarak Hakk'a sığınma gibi hallerden sonra şefaat beklentisini işlemişlerdir. Onların " şefaat- kânı " kurtarıcıları Hz. Muhammed'(s.a.s) dir.
Şairler içinde yaşadıkları toplumun tercümanıdırlar. Şiir örneklerinde görüldüğü gibi Hz. Muhammed (s.a.s) sevgisi gönülden deyişlerle dile getirilmiştir. Onun doğumu vesilesiyle özellikle son yıllarda dikkat çeken coşkulu kutlamalar Alevî-Sünnî bütün Türk halkının yüreğindeki Hz. Muhammed'e (s.a.s) olan aşkın sevginin tezahürüdür. Bu ortak muhabbetin farklılıkları gidermede aktif bir rol oynayacağı inancıyla bütün bu anmaların ve kutlamaların onun daha iyi anlaşılmasına vesile olmasını ümit ediyoruz.

Sonuç
Alevî/Bektâşî şiirinde Hz. Muhammed (s.a.s) için duyulan derin ve samimi muhabbet şiirlerin ortak temasıdır. Şiirlerde kainatın yaratılış sebebinin Hz. Muhammed (s.a.s) oluşuna vurgu yapılarak onun şanı yüceltilmiştir. Bir çok şair onun farklı isim ve sıfatlarını şiirlerinde kullanarak onu övmüşlerdir. Alevî/Bektâşî şairleri onun yolundan gittiklerini, dinlerinin İslam dini oluğunu söyleyerek, rehberlerinin Hz. Muhammed (s.a.s) olduğunu belirterek, onun şefaâtini talep etmişlerdir. Bir çok şiirde Hz. Muhammed'in (s.a.s) adı Hz. Ali ile birlikte anılarak ikisi arasında ilgi kurulmuştur. Bütün bunlar Alevîliği İslam dışında gören anlayışı da çürütmektedir.
İnsanların en temel haklarından olan inançların bir takım siyasi ve ideolojik kaygılarla sömürülmemesi gerekir. Bunun için de Alevîliğin başta mensuplarına olmak üzere herkese doğru bir şekilde öğretilmesi gerekmektedir. Bunun için ilmi yayınlar teşvik edilmeli, medyada özellikle gençlere yönelik öğretici yayınlar yapılmalıdır. Konuya yaklaşımda Hacı Bektaş Veli'nin ilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır özdeyişi esasen ölçüyü çok net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Aynı kader birlikteliği içinde önemli bir çok ortak değerlerin yanında insan olmanın gereği farklı bakış açılarının bulunması tabii bir durumdur. Fakat bu farklılık hiçbir zaman ayrışmaya dönüşecek değildir. Bektâşîliğin pîri olan Hacı Bektaş Veli, "Her ne ararsan kendinde ara, Gönül ek gönül biçesin, Düşmanınızın dahi insan olduğunu unutmayın, İncinsen de incitme, Kendine ağır geleni kimseye tatbik etme, Hiçbir insanı ve milleti ayıplamayınız, Ayıpları örtücü ol, Sırrı sır edene aşk olsun"sözleriyle engin hoşgörüsünü vecizeleştirerek sevgi ve hoşgörüyü Bektâşîliğin temel pren¬sibi haline getirmiş.Yine zaman onun ifade ettiği gibi zaman "bir olma, iri olma, diri olma" vaktidir.





Dipnotlar

1. Abdulbaki GÖLPINARLI: Vilâyetnâme, Menâkıb-ı Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli,a.g.e.,s.1.
2. Abdulbaki GÖLPINARLI: a.g.e.,s.90.
3. İlyas ÜZÜM: Kültürel Kaynaklarına Göre Alevîlik, İstanbul 2002, s. 41, 42.
4. Aclunî, Keşfu'l-Hafâ, C. II,s.164, Hadis No:2123. Bu kudsî hadistir.
5. Enbiya Suresi, 21/107.
6. Emine YENİTERZİ, Divan Şiirinde Na't, s.273.
7. İsmail Hakkı Bursevî, Muhammediye Şerhi, İstanbul 1294,C.1,s.98,212.(Emine YENİTERZİ:a.g.e.,s.274)
8. Emine YENİTERZİ:a.g.e.,s.274.
9. Ve'ş-Şems,91/1.
10. Emine YENİTERZİ:a.g.e.,s.134-135.
11. Ahzâp Suresi:33/45-46.
12. a.g.e.:s.277.
13. Ahzâp Suresi,33/56.
14. Abdurrahman GÜZEL: Kaygusuz Abdâl'ın Mensur Eserleri, a.g.e.,s.16,17.
15. Ethem CEBECİOĞLU, Tasavvuf Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, s.261,262.
16. Aclûnî,Keşfu'l-Hafâ,Mısır 1351,C II,s.87.



Share/Bookmark